Boraltan Köprüsü Faciası (Serdarabat Köprüsü) II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde Sovyetler Birliği ile Türkiye sınırında yaşanmıştır.
1945’te Sovyetler Birliği’nden yaklaşık 195 Azerbaycanlı asker ve sivil, bugünkü Iğdır – Nahçıvan sınırında Aras Nehri üzerinde bulunan Boraltan Köprüsü’nden geçerek Türkiye’ye sığınırlar. Türkiye bu sığınmacıları kabul eder.
Bu 195 kişinin arasında iki Kızılordu eski subayı ile Almanya’dan Türkiye’ye sığınan, savaşla alakası olmayan iki öğrenci de bulunmaktadır. Grubun tamamı, Sovyet askerlerine Boraltan Köprüsü’nde iadeleri sağlanarak teslim edilir.
İade edilen ilk kişinin kurşuna dizildiğini gören Türk subayı, üstlerini durumdan haberdar eder ve diğer kişilerin gönderilmemesini ister. Bu uyarıyı üstler kabul etmez; 195 kişi göz göre göre ölüme gönderilir. Uyarıyı yapan subayın intihar ettiği rivayet edilir.
Türkiye, Sovyetler’den mütekabiliyet esasına dayanarak Sovyet topraklarına iltica etmiş olan bir subay ve iki erini istemiştir. Sovyetler, Türk askerlerinin izine rastlanmadığını beyan edince, Türkiye kalan diğer askerleri ve sivilleri iade etmemiştir.
Ancak o dönemde Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında çok hassas ve zayıf bir diplomatik ilişki vardı. Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den çok ciddi talepleri vardı:
- Boğazların kontrolünü ele geçirmek ya da kontrolüne ortak olmak,
- Kars ve Ardahan üzerinde hak iddia etmek,
- Türkiye üzerinde büyük bir baskı kurmak.
İşte bu baskı ortamında, sığınmacılar sorunu Türkiye açısından doğrudan bir güvenlik tehdidi anlamına geliyordu. Türk yönetimi, o günün siyasi atmosferinde bu olaydan en az kayıpla çıkmak istiyordu. Sovyetler Birliği’nin baskısı sonucu sığınmacılar geri iade edildi.
Boraltan Köprüsü Faciası ve Türkiye’nin denge politikası
Türkiye, Sovyetler Birliği’ne karşı bir savaşı göze alamadığı için ılımlı bir denge politikası izlemek zorundaydı:
- Henüz Batı bloğuyla ilişkili değildi.
- Sovyetler Birliği ile savaşabilecek askeri güce sahip değildi.
- Diplomatik olarak mümkün olduğunca sorun çıkarmamaya çalışıyordu.
- Sığınmacılarla ilgili yaşanabilecek bir kriz, savaşa sebep olabilirdi.
NATO’ya giriş süreci
Sovyetler Birliği’nin baskıları Türkiye’yi Batı’ya yaklaştırdı:
- Truman Doktrini ile 1947’de ABD’den Türkiye’ye destek geldi. Truman Doktrini özellikle Yunanistan ve Türkiye için devreye sokuldu. Bu iki ülke, Sovyet baskısı ve iç karışıklıklar nedeniyle risk altında görülüyordu. Ekonomik yardım ve askeri destek sağlandı.
- Türkiye 1952’de NATO’ya katıldı.
Boraltan Köprüsü ve benzeri olaylar, Sovyet Rusya’nın baskıları, Türkiye’nin yönünü Batı’ya dönmesine, belki de NATO’ya üye olmasına neden oldu. Türkiye, NATO’nun 5. maddesi ile güçlü bir caydırıcılık sağladı.
Boraltan Köprüsü Faciası, ilk kez 1951 yılında Demokrat Parti Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan’ın TBMM’ye verdiği önergelerle gündeme getirildi.
Boraltan Köprüsü olayı, Türkiye için “travmatik” bir olaydı. Hani derler ya “İki devlet tek millet”. Kardeşini düşmana teslim etme travması yaşandı. “Devlet kendi kardeşini koruyamadı.”
Nihal Atsız ve benzeri milliyetçi yazarlar, Boraltan Köprüsü Faciasını milli bilinç, ihanet ve çaresizlik temalarıyla işlediler.
Boraltan Köprüsü Faciası, bir devletin güç karşısında nasıl çaresiz kaldığının göstergesidir. Bu olay, ülkelerin kolektif hafızasına kazınan bir sembol olarak yaşanmaya devam ediyor.
