Yeni Devrimci Örgütlenme | Bülent Kırat yazdı
Kapitalizmin Yeni Evresi ve Örgütlenme Sorunu
Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da burjuvazinin kendi egemenliğini sürdürebilmek için üretim araçlarını ve üretim ilişkilerini sürekli devrimcileştirmek zorunda olduğunu yazmışlardı. Aradan geçen yaklaşık iki yüzyıl, bu tespitin doğruluğunu defalarca kanıtladı.
Bugün kapitalizm yeni bir tarihsel evreye ulaşmıştır. Sermaye artık yalnızca fabrikalarda ve sanayi tesislerinde değil; finans piyasalarında, veri merkezlerinde, dijital platformlarda ve küresel tedarik zincirlerinde örgütlenmektedir. Ancak biçim değişse de öz değişmemiştir. Kapitalizmin temel yasası hâlâ artı-değer sömürüsüdür.
Kapitalizm, üretici güçleri tarihte görülmemiş ölçüde geliştirmiştir. Ancak aynı zamanda insanlığı derin bir eşitsizliğe, güvencesizliğe ve yabancılaşmaya sürüklemiştir. Milyarlarca insanın yarattığı toplumsal zenginlik, giderek daha dar bir sermaye oligarşisinin elinde toplanmaktadır.
Bugün yaşanan kriz yalnızca ekonomik bir kriz değildir. Aynı zamanda siyasal, kültürel ve ahlaki bir krizdir. Sermaye düzeni insanlığa sunabileceği tarihsel vaatleri büyük ölçüde tüketmiştir. Emekçiler daha fazla çalışmakta, ancak daha güvencesiz yaşamaktadır. Teknolojik gelişmeler insanı özgürleştirmek yerine çoğu zaman daha yoğun sömürünün araçlarına dönüşmektedir.
Proletaryanın Değişen Yapısı
Kapitalizmin dönüşmesiyle birlikte işçi sınıfının görünümü de değişmiştir.
Bir dönem dev fabrikalarda yoğunlaşan sanayi proletaryası bugün hâlâ varlığını sürdürmektedir. Ancak ona milyonlarca yeni emekçi katılmıştır: Çağrı merkezi çalışanları, lojistik işçileri, kuryeler, yazılım emekçileri, sağlık çalışanları, öğretmenler, güvencesiz hizmet sektörü çalışanları ve dijital platform işçileri.
Burjuva ideologları bu parçalanmayı “sınıfın sonu” olarak ilan etmişlerdir. Oysa gerçekte ortadan kalkan sınıf değil, sınıfın eski görünümüdür.
Bugün emek gücünü satarak yaşamını sürdüren herkes, üretim sürecindeki konumu ne olursa olsun, proletaryanın bir parçasıdır.
Dolayısıyla çağımızın temel görevi, parçalanmış görünen bu emekçi kesimlerin ortak çıkarlarını görünür kılmak ve yeniden sınıf bilinci üretmektir.
Yeni İnsan Meselesi
Kapitalizm yalnızca emeği sömürmez; aynı zamanda insanı yeniden üretir.
Rekabetçi, bireyci, tüketim odaklı ve yalnızlaştırılmış birey kapitalizmin ihtiyaç duyduğu insan tipidir. Çünkü örgütsüz bireyler yönetilmesi en kolay toplumsal unsurlardır.
Bu nedenle devrimci mücadele yalnızca iktidarın ele geçirilmesi mücadelesi değildir. Aynı zamanda yeni insanın yaratılması mücadelesidir.
Yeni insan kolektif yaşamı savunan, dayanışmayı bireysel çıkarlardan üstün gören, özgürlüğü yalnızca kendi özgürlüğü olarak değil toplumun özgürlüğü olarak kavrayan insandır.
Marksizm’in hedefi yalnızca üretim araçlarının mülkiyetini değiştirmek değil, insanın insan üzerindeki her türlü tahakkümünü ortadan kaldırmaktır.
Yeni Devrimci Örgütlenme
Bugünün en büyük sorunlarından biri, kapitalizmin küresel ölçekte örgütlü olmasına rağmen emekçi sınıfların dağınık ve parçalı olmasıdır.
Bu nedenle yeni dönemin örgütlenme anlayışı, sınıfın bütün kesimlerini kapsayan bir mücadele perspektifine dayanmalıdır.
İşyerlerinde, mahallelerde, okullarda, sendikalarda ve dijital alanlarda örgütlenebilen bir mücadele hattı oluşturulmalıdır.
Ancak burada önemli olan nokta şudur: Devrimci örgüt, sınıfın yerine geçen bir yapı değil; sınıfın tarihsel bilincini ve kolektif iradesini geliştiren bir araç olmalıdır.
Kitlelerden kopuk öncü anlayışlar da örgüt fikrini tümüyle reddeden spontane yaklaşımlar da günümüz koşullarında yetersizdir.
İhtiyaç duyulan şey; teorik açıdan güçlü, politik açıdan kararlı ve emekçi kitlelerle sürekli bağ kurabilen devrimci örgütlenmelerdir.
Sonuç: Sosyalizmin Güncelliği
Yüzyılın temel çelişkisi ortadan kalkmamıştır.
Bir tarafta toplumsal zenginliği üreten milyarlarca emekçi, diğer tarafta bu zenginliğe el koyan küçük bir sermaye azınlığı bulunmaktadır.
Kapitalizmin krizleri derinleştikçe savaşlar, yoksulluk, göç ve ekolojik yıkım büyümektedir. İnsanlık ya sermayenin yarattığı barbarlık koşullarına teslim olacak ya da üretimin toplumsal niteliği ile mülkiyetin özel karakteri arasındaki çelişkiyi sosyalist dönüşümle aşacaktır.
Bu nedenle sosyalizm geçmişin nostaljisi değil, geleceğin zorunluluğudur.
Yeni insanın yaratılması, yeni bir toplumsal düzenin kurulması ve sömürünün ortadan kaldırılması mücadelesi, hâlâ çağımızın en güncel devrimci görevi olarak insanlığın önünde durmaktadır.
