Ebu’l Menuçehr Cami: Ani’deki Kürt Şeddadi Mirası | Eyüp Yalur yazdı
Ebu’l Menuçehr Cami, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kayıtlı Kars’a yaklaşık 45 km mesafede yer alan Ani Antik kenti’nde (ören yeri) bulunan restore edilerek ibadete açılan tarihi bir mekandır.
Şeddadiler, 10. ve 12.yuzyıllar arasında bugünkü Ermenistan, Azerbaycan ve resmi tarih diliyle Doğu Anadolu (Kürdistan) bölgesinde hüküm sürmüş bir Kürt hanedanıdır.
Bu cami Kürt Şeddadi hükümdarı Ebu’l Menuçehr tarafından yaptırılmış ve ismi verilmiştir.
Bu tarihi bilgi böyle kabul görmekle birlikte, resmi tarih anlayışına göre “Bu cami, Anadolu’da Türkler tarafından inşa edilen ilk cami olarak kabul edilmektedir”, deniyor.
Selçukluların orayı, o bölgeyi işgal etmeleri bu caminin Selçuklu eseri olduğu anlamına gelmez.
Selçuklu Camii minareleri yuvarlak, daire şeklinde inşa edilmişlerdir.
Ebu’l Menuçehr Camii minaresi ise altıgen, sekizgen şeklindedir.
Bu bilimsel veri bile bu tezi çürütmekdir.
Ayasofya MS 532-537 yılları arasında Doğu Roma (Bizans) İmparatoru l. Justinianus tarafından inşa edilmiştir.
Bu tarihi yapı 1453’te Osmanlı’nın eline geçti diye bu eser Osmanlı eseri mi oldu.
Şeddadiler, imar ve kültür alanlarında birçok eser bırakmışlardır. Özellikle 18 yıl devletin başında kalan Ebu’l Eşver Şavur döneminde birçok önemli yapı inşa edilmiştir.
Şeddadilerden günümüze kadar gelen önemli eserler.
Aras Nehri üzerinde ticareti geliştirmek için kurulan Hudaferin Köprüleri. Bu köprüler arasında Ani-Ermenistan arasında bulunan tarihi İpekyolu Köprüsü de vardır.
- Günümüzde Gürcistan’da korunmakta ve sergilenmekte olan Emir Ebu’l-Eşver Şavur döneminde yapılan ve kentin ihtişamını yansıtan devasa Gence Kapıları.
- Ermenistan, Nahçıvan sınırında bulunan Deştadem Kalesi ve kitabe kalıntıları.
Bunlarda Türk -İslam eserleri midir ?
Eğer ki Ayasofya Kilisesi Kürt halkı gibi siyasi ve askeri olarak zayıf, güçsüz bir halkın kültürel varlığı olmuş olsaydı bu da Osmanlı, Türk kültürel varlığı olarak kabul edilecekti.
Ülke uygarlığın beşiğidir. Hititler, Frigler, Lidyalılar, Urartular, İyonlar, Romalılar….gibi.
Bu medeniyetleri, antik kentleri, inanç merkezlerini, anıt, heykel vb zenginliklerin hepsini Selcuklulara, Osmanlılara, Türkiye’ye mi mal edeceğiz.
Bunu getirip Türk – İslam sentezine bağlamak, başta tarih bilimine ihanet, diğer kültürlere saygısızlık ve ırkcılıktır, kültür emperyalizmidir. Bunlar Türk Tarih Tezi ile açıklanamaz.
Osmanlı’nın hüküm sürdüğü Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Asya ve Afrika’da bulunan birçok tarihi han, hamam, kervansaray, çeşme, köprü gibi birçok tarihi kültürel varlığa sahip çıkılıyor, ülkedeki başka halklara, kültürlere ait benzer eserlerde ya yıkılarak,tahrip edilerek yok edilmiştir yada Türk -İslam sentezine mal edilmiştir.
Bosna-Hersek’te bulunan Mostar Köprüsü, Kuzey Makedonya’da Üsküp Taşköprü, Yunanistan’da Selanik Beyaz Kule, Kosova’da Sinan Paşa Camii, Sırbistan’da Bayraklı Camii,…gibi birçok esere Osmanlı eserleri denilerek sahip çıkılıyor.
Neredeyse Balkanlar’daki bütün ülkelerde Osmanlıya ait olduğu söylenen tarihi eserlerle ilgili arşivlerde araştırmalar yaparak envanteri tamamlanarak kayıt altına alıyorsunuz da, başka halklara, kültürlere ait tarihi yapılara neden aynı duyarlılık gösterilmiyor.
Ulus-devlet milliyetçiliği, ırkçılığı, sömürgeciliği, emperyalizmi arkeoloji biliminde de gerçekleri altüst etmekte sınır tanımıyor.
Ani harabelerini yaratan kültürün izinin silinmesi için yağmalanmasına göz yumanların bugün kü kalıntılara sahip çıkmaları doğru değildir.
