ANASAYFAKÜRDİSTANLozan’ın 103. Yılında Anti-Kürt Nizamına Karşı Demokrasi, Adalet ve Ulusal Statü Çağrısı

Lozan’ın 103. Yılında Anti-Kürt Nizamına Karşı Demokrasi, Adalet ve Ulusal Statü Çağrısı

Lozan'ın 103. Yılı'nda Hasan Özkan, Kürt halkının yüz yılı aşkın süredir süregelen hak ihlallerine dikkat çekiyor ve uluslararası kamuoyunu demokrasi, adalet ile ulusal statü çağrısına davet ediyor.

Lozan’ın 103. Yılında Kürt Halkına Adalet ve Statü Çağrısı | Hasan Özkan Yazdı

Lozan Antlaşması’nın 103. yıl dönümünde, Kürt halkı açısından bu antlaşmanın tarihsel sonuçlarını yeniden değerlendirmek zorundayız. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması, Kürt halkına herhangi bir ulusal statü, siyasal hak ya da demokratik güvence sağlamamış; aksine Kürdistan’ın parçalanmasını uluslararası düzeyde kabul gören yeni bir siyasal düzenin parçası hâline getirmiştir.

Dönemin başat emperyalist güçleri olan İngiltere ve Fransa, kendi jeopolitik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’yu yeniden şekillendirirken, Kürdistan’ı farklı devletlerin egemenliği altında bırakan siyasal düzenin oluşumunda belirleyici rol üstlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci, Irak’ın İngiliz mandası, Suriye’nin ise Fransız mandası altında şekillenmesiyle birlikte Kürt halkı kendi iradesi dışında bölünmüş ve farklı siyasal sistemler içerisinde yaşamaya zorlanmıştır.

Lozan sonrasında oluşan uluslararası düzen, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını tanımamış; ulus-devletlerin sınırlarını güvence altına alırken Kürt meselesini uluslararası siyasetin dışında bırakmıştır. Musul ve Kerkük başta olmak üzere bölgenin enerji kaynakları ve stratejik dengeleri emperyalist hesapların merkezinde yer alırken, Kürt halkının ulusal ve demokratik hakları bu hesapların gerisinde kalmıştır.

İngiltere’nin dönemin güvenlik stratejisi doğrultusunda Türkiye, Sovyetler Birliği’ne karşı önemli bir bölgesel ortak olarak değerlendirilmiş; siyasal ve askeri dengeler bu anlayış çerçevesinde kurulmuştur. Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri ise uzun yıllar boyunca güvenlik eksenli politikaların gölgesinde değerlendirilmiş, inkâr, asimilasyon ve ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmıştır.

Aradan geçen yüz yılı aşkın süre boyunca Kürt halkı inkâr, baskı, zorunlu göç, çatışmalar ve ağır insani bedeller ödemiştir. Ancak bugün tarih farklı bir noktadadır. Kürtler artık yüz yıl öncesinin örgütsüz ve uluslararası alanda sesi duyulmayan halkı değildir. Dört parçada yaşayan milyonlarca Kürt, demokratik haklarını, siyasal temsilini ve ulusal kimliğinin tanınmasını uluslararası platformlarda daha güçlü biçimde dile getirmektedir.

Buna rağmen uluslararası güç merkezleri, Lozan sonrasında oluşan statükoyu büyük ölçüde korumaya devam etmekte; milyonlarca Kürdün siyasal iradesi ve demokratik talepleri uluslararası karar alma mekanizmalarında yeterince karşılık bulmamaktadır. Bu yaklaşım, Ortadoğu’da kalıcı barışın ve demokratik çözümün önündeki temel sorunlardan biri olmayı sürdürmektedir.

7 Ekim sonrasında Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, bölgesel dengelerin yeniden şekillendiğini açık biçimde göstermektedir. Böylesi tarihsel bir dönemde halkların iradesini yok sayan, demokratik çözüm yollarını dışlayan ve eski statükoyu sürdürmeye çalışan politikaların kalıcı bir çözüm üretmesi mümkün değildir. Bölgenin geleceği; halkların eşitliği, özgürlüğü, demokrasi, insan hakları ve karşılıklı tanınma ilkeleri üzerine kurulmalıdır.

Bugün Lozan’da bir araya gelen Kürt kurumları ve demokratik çevreler, yalnızca tarihsel bir antlaşmayı değil, bu antlaşmanın ardından ortaya çıkan ve Kürt halkının yaşadığı ağır mağduriyetleri de uluslararası kamuoyunun dikkatine sunmaktadır. Kürt halkının yaşadığı acılar karşısında tarihsel sorumluluğu bulunan tüm uluslararası aktörleri bu sorumlulukla yüzleşmeye çağırıyoruz.

Birleşmiş Milletler’e, Avrupa kurumlarına ve uluslararası kamuoyuna çağrımız açıktır: Kürt meselesine kayıtsız kalmayın. Kürt halkının demokratik, siyasal ve kültürel haklarının güvence altına alınması, uluslararası hukuk ve evrensel insan hakları ilkeleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Kürtlerin ayrı bir halk olarak varlığı ve demokratik talepleri görmezden gelinmemelidir.

Aynı zamanda en büyük sorumluluk Kürt halkının kendisine düşmektedir. Dört parçada ortak bir ulusal perspektif, ortak siyasal dil ve demokratik birlik anlayışıyla hareket etmek, uluslararası desteğin güçlenmesinin en önemli koşullarından biridir. Birlik, yalnızca siyasal bir tercih değil, aynı zamanda tarihsel bir zorunluluktur.

Rojava’da verilen mücadele ve özellikle Kobani direnişi, birçok kişi tarafından yalnızca Kürt halkı açısından değil, bölgesel ve uluslararası ölçekte önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Bu deneyimler, Kürt halkının örgütlü iradesinin ve demokratik taleplerinin görünürlüğünü artırmıştır.

Bizler, Ortadoğu’nun geleceğinin savaş politikalarında, otoriter yönetimlerde, mezhepçi anlayışlarda ya da halkları birbirine düşmanlaştıran yaklaşımlarda değil; demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, halkların eşitliği ve ortak yaşam ilkelerinde olduğuna inanıyoruz.

Uluslararası kamuoyuna çağrımızdır: Kürt halkının demokratik mücadelesine, ulusal taleplerine ve barış içinde eşit bir gelecek arayışına kulak verin. Yüz yıl önce kurulan statükonun sorgulanması, bölgede kalıcı barışın ön koşullarından biridir.

Bizler, yüz yıl önce şekillenen siyasal düzenin değişmez olmadığını biliyoruz. Geleceğin ikinci yüzyılının; halkların eşitliğine, özgürlüğüne, demokrasiye ve adalete dayalı yeni bir Ortadoğu’nun inşa edildiği bir dönem olması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Demokratik haklarımız tanınıncaya, uluslararası platformlarda halkımızın iradesi gerçek anlamda temsil edilinceye ve onurlu, adil bir çözüm sağlanıncaya kadar bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

Yüz yıl önce dayatılan statükoya hayır!

Halkların eşitliği, demokrasi ve adalet temelinde yeni bir Ortadoğu mümkündür.

Geleceğin yüzyılını halkların ortak iradesiyle birlikte inşa edeceğiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL