Kürt sorunu çözüm modelleri: Dünyadan örnekler | Eyüp Yalur yazdı
“Halkların özgürlük özlemi kaba kuvvetle yok edilemez;
bu özlem yaşamaya devam eder, ergeç galip gelir.”
Olof Palme
Asıl mesele demokratikleşme meselesidir
Yüzyıldır güncelliğini koruyan Kürt/Kürdistan sorunu, Türkiye’nin gelişiminin önündeki en büyük engeldir. Türkiye, bu sorunu demokratik yollarla çözmek yerine güvenlikçi politikalarla zamana yaymıştır.
Türkiye inkâr, imha ve asimilasyon politikalarından başarılı bir sonuç elde edemeyince, kendince bu sorunu çözmek için Türk tipi çözüm formülleri bulmaya, uygulamaya çalıştı; bunda da başarısız olunca farklı arayışlara girmeye başladı.
Çünkü iktidar artık siyasal, ekonomik ve yapısal krizler girdabındadır. Gün geçtikçe bu krizler derinleşiyor ve iktidar bu krizleri aşmakta zorlanıyor. Uluslararası, özellikle de Ortadoğu’daki güç dengeleri ülke aleyhine değişiyor ve gelişiyor.
Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki gelişmeler, İran, Irak, Suriye ve Rojava’daki gelişmeler Türkiye’yi bu barış sürecine zorluyor. İsrail’in bölgeye ve Doğu Akdeniz’e yerleşmesi de iktidarı Kuzey Kıbrıs konusunda tedirgin ediyor.
Türkiye, küresel güç merkezleri arasında ABD’nin başını çektiği AB ile oluşturduğu Batı emperyalizmi, diğer tarafta Çin ve Rusya’nın oluşturdukları Avrasyacı güçler arasında debelenip durmaktadır.
Önünü görebilmesi için ayaklarındaki parangayı (Kürt/Kürdistan sorununu) çözmek zorundadır. İktidarın ılımlı İslam projesi de iflas etmiş ve Ortadoğu’da yalnız kalmış durumdadır.
Irkçıların ve ulusalcıların “PKK zaten bitmişti, nereden çıktı bu ‘barış süreci’?” serzenişleri de yersiz, anlamsız bir serzeniştir. PKK bu sorunun sebebi değil, sonucudur.
Kürt halkının meselesi PKK değil; bir halk olarak doğuştan gelen, devredilemez temel demokratik ve insani haklarıdır:
Kültürel hakların tanınması
– Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kayyum uygulamalarının son bulması
– Kürt kimliğinin anayasal güvence altına alınması
– Anadilde eğitim hakkı
– Kürtler açısından sorun terör ve güvenlik sorunu değildir.
Kürt sorunu çözüm modelleri: Kuzey İrlanda Barış Modeli
“Bu mesele ‘Kuzey İrlanda sorunu’
siyasi hayatıma mal olsa bile onu çözeceğim.”
Tony Blair
Nihayet Kürt sorununa ilk kez Türk tipi çözümün dışında yeni bir çözüm formülü arayışına girildi. Eğer ki uygulanabilirse?
Kuzey İrlanda Barış Modeli ile Kuzey İrlanda halkına “kaderini tayin hakkı” tanındı. Halkın gelecekte İrlanda ile birleşme veya Birleşik Krallık’la (İngiltere) beraber yaşama yönünde referandum hakkı tanındı.
Bu süreç, 25 yıl süren çatışmalı ortamı bitirdi ve birlikte yaşama iradesini ortaya koydu.
Yüzyıldır bu ülkede çatışmalı bir ortam, düşük yoğunluklu bir savaş vardır. Kürt halkı, Süleyman Demirel’in tabiriyle 29 kezdir isyan ediyor; temel demokratik ve insani haklarını elde edebilmek için.
Ama bugüne kadar iktidarlar, kendi bekaları için bütün bu olup bitenleri sümen altı ederek görmezlikten geldiler. Güvenlikçi politikalar sonucu sorunu askeri/polisiye önlemlere havale ederek toplumu şiddet sarmalına soktular.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre çatışmaların ülkeye maliyeti, 1984-2019 yılları arasında 3 trilyon 722 milyar liradır. Dünya Gazetesi verilerine göre 700 milyar dolar ekonomik kayıp, ülke ekonomisini ciddi anlamda etkilemiştir. Çatışmalı süreçte 40 bin ile 100 bin arasında insan kaybı oldu.
Büyük bir göç dalgası oluştu; bununla birlikte kayıp nesiller oldu, binlerce köy boşaltıldı.
Artık Kürt/Kürdistan sorununun çözümü kendisini dayatıyor; bu sorun ülke sınırlarını aştı. Artık bıçak kemikte.
Ortadoğu Bölgesi’nin demografisi değişiyor. AB Sözcüsü’nün Rûdaw’dan Niyazi Mustafa’nın sorularına verdiği yanıtta, “Temel haklar ve hukukun üstünlüğü gözetilerek adil ve kalıcı bir çözüm bulunması, sadece Türkiye’nin tüm vatandaşlarının çıkarına olmakla kalmayacak, aynı zamanda tüm bölgenin istikrarına da katkı sağlayacaktır.” dedi.
Tarihsel süreç
İrlanda sorunu, İngiliz ve İskoç yerleşimcilerin 1600’lü yıllarda İrlanda adasına gelmeleriyle, İrlanda halkını egemenlikleri altına almaları ve baskı, inkâr politikaları sonucu oluştu.
İrlanda, 1921 yılında İrlanda Cumhuriyeti (Güney İrlanda) ve Birleşik Krallık’ın egemenliği altına giren Kuzey İrlanda olmak üzere ikiye bölündü. Güney İrlanda özgürlüğüne kavuştu.
Kürt sorunu; II. Mahmut’un özerk Kürt emirliklerini 1840’lı yıllarda yetkilerini (özerkliğini) ellerinden alarak Kürdistan eyaletini oluşturmasıyla yeni bir aşamaya girdi. Ondan sonra Kürt beyleri isyan etmeye başladılar.
17 Mayıs 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Kürdistan, Osmanlı ve Safevi (İran) arasında ikiye; daha sonra 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile Kürdistan; Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında dört parçaya bölündü. Kürt halkının varlığının inkârı, imhası, sürgünü ve asimilasyonu ile Kürt/Kürdistan sorunu Ortadoğu’nun en büyük sorunu hâline geldi.
Kürdistan’ın beşinci parçası olan Kafkasya’daki Kızıl Kürdistan, Stalin, Mustafa Kemal ve İran Şahı arasındaki yakın ilişkiler sonucunda lağvedilerek Azerbaycan ve Ermenistan arasında paylaşıldı. Kızıl Kürdistanlı Kürtler her iki devlet tarafından asimilasyona maruz kaldılar. Bugünkü Zengezur geçidi Kızıl Kürdistan toprağıdır.
Kürdistan sorunu uluslararası bir sorun olmakla birlikte artık bir insanlık sorunu hâline de gelmiştir.
İngiltere’nin, DUP (Democratic Unionist Party) Demokratik Birlikçiler Partisi, Türkiye’nin MHP’si gibi barış süreçlerine karşı olmasına rağmen “Hayırlı Cuma Anlaşması” müzakerelerinde yer aldı. MHP’nin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda yer aldığı gibi.
DUP, IRA’nın bütün silahlarını imha etmesini istiyordu. IRA ise eşitliğe dayalı bir müzakere ve anlaşma olmadan silah bırakmayacağını söylüyordu.
Bugün AKP ve MHP’nin PKK’ye silahlarını bırakmayı dayattıkları gibi, PKK ise yasal düzenleme ve demokratik adımların atılmasını talep ediyor.
Toplumsal düzeyde güven artırıcı adımlar atılmalı; yol kazalarının olmaması ve sürecin sağlıklı yürümesi için yasal güvence olmalıdır.
Görünen o ki esaret altında yaşayan halkların kaderleri ve sorunları ortak, çözüm yolları da aynıdır.
Hayırlı Cuma Anlaşması
İşi detaya boğmadan, önemli beş madde ile sorun çözüm yoluna girdi:
1- Kuzey İrlanda’da iki toplumlu bir meclis ve yürütme sistemi kuruldu.
2- Taraflar arası eşit statü anlayışı benimsendi.
3- Polis teşkilatı yeniden yapılandırıldı.
4- Siyasi mahkûmlar serbest bırakıldı.
5- Kimlik tercihine saygı gösterilerek, halkın gelecekte İrlanda ile birleşme veya Birleşik Krallık’ta kalma yönünde referandum hakkı tanındı.
PKK’nin silah bırakması ve güçlerini ülkenin dışına çıkarmasına rağmen, sistem tarafından hâlâ somut bir adım atılmış değil.
PKK’nin somut adımlar atmasına rağmen taraflar arasında bir güven ortamı sağlanamadı.
Bu ülkede “Kürt sorunu vardır ve hepimizin sorunudur” diyeceksin; ikinci gün İç Anadolu’nun herhangi bir ilinde “tek millet, tek devlet, tek dil, tek bayrak” diyeceksin.
“Kürt sorunu yok denirse yok olur” diyeceksin.
Ama Kürt halkı yüzyıldır bu kronikleşmiş sorunlarla yaşıyor ve yok olmuyor.
Yüzyıldır ülkeyi yöneten siyasi partilerin isimleri ve düşünceleri farklı olsa da aynı zihniyetle ülkeyi yönettikleri için bu sorun çözülemiyor.
Belki de bu sorundan beslendikleri için çözmek istemiyorlar.
Endonezya ve Açeler Barış Süreci
Endonezya hükümeti ile Açeler arasındaki etnik mücadele, ülkenin çoğunluğunu oluşturan Cavalıların denetimindeki ülke yönetimine karşı, bağımsızlık yanlısı Açeler tarafından 1976 yılında Özgür Açe Hareketi’nin (GAM) kurulmasıyla başladı.
8 Kasım 1999’da Açe halkı, iki milyon Açeli ve Açe halkı dostlarıyla başkent Benderaçe’de toplanarak bağımsızlık ya da Endonezya’ya bağlılık konusunda “referandum” istediklerini ilan etmişlerdi.
Özgür Açe Hareketi’nin 29 yıllık mücadelesi sonucu Endonezya hükümeti ile barış süreci sağlandı.
Endonezya devleti müzakerelerde verdiği sözü tutarak Açelere özerklik hakkı tanıdı. Açeler kendi yöneticilerini kendileri seçmeye başladılar.
Açe’de, Kürdistan Bölgesi gibi doğal kaynaklar açısından çok zengin bir bölgeydi. Bu zenginlikler, Kürdistan’da olduğu gibi merkezi hükümet tarafından kaynaklar bölgeye geri dönüşüm sağlanmadan kullanılıyordu.
Emperyalist ülkeler, İsmail Beşikçi’nin tabiriyle uluslararası sömürge Kürdistan’da egemen gücün onlara tanıdığı “maden çıkarma ayrıcalığı”nı hunharca kullanarak Kürdistan coğrafyasını tarumar ederken gelirini egemenlerle paylaşırlar ve Kürtlere kimyasallarla zehirlenmiş bir coğrafya enkazı bırakırlar.
Bu sorunu merkezi hükümet nezdinde dile getiren eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak, bölgeden çıkan petrolden pay istediği için tutuklanmıştı.
Özgür Açe Hareketi (GAM), bağımsızlık fikrinden vazgeçmesi ve Endonezya içinde siyasi bir statüye sahip olmaktan emin olduktan sonra sorun çözüldü.
BBC Endonezya bölümünde çalışan Endonezyalı gazeteci Mohamad Susilo’ya göre, Endonezya’nın barış deneyiminden dünya için çıkarılabilecek dersler şunlardır:
– Dürüst olmak gerekli
– Düşmanınıza güvenmelisiniz
– Somut şeyler sunmalısınız
Bütün bunlar için de bakışı taze, demokratik bir hükümet gerekli, diyor.
Türkiye’deki yüzyıllık Kürt/Kürdistan sorununun çözülemeyişinin en önemli sebeplerinin başında demokratik bir ülke, demokratik bir iktidar ve demokratik bir muhalefetin eksikliği gelmektedir.
Çünkü mesele Kürt/Kürdistan meselesi olunca iktidar ve muhalefet bir yumak hâline geliyor.
Türkiye’deki olası barış süreci, Suriye’de Rojava’daki Kürtlerin siyasi durumuna endekslidir.
Rojavalı Kürtlerin yaşam sigortası durumunda olan YPG/SDG’nin silah bırakması ve yeni Suriye hükümetine katılması, yani Kürtlerin ölüm fermanlarını imzalamaları isteniyor ki bu da oldukça zor bir ihtimaldir.
Yeni Suriye yönetiminde eşit yurttaşlık, federalizm, ademimerkeziyetçilik gibi demokratik bir birliktelik sağlanamadığı sürece YPG/SDG’nin silah bırakması; Kürtlerin, Aleviler ve Dürziler gibi katliama maruz kalması anlamına gelir.
Rojavalı Kürtlerin mücadele ederek elde ettikleri siyasi statüler, Türkiye’deki barış sürecine kurban edilemez.
Güney Afrika Barış Modeli
Güney Afrika’daki barış süreci, ırkçılığın en vahşi hâline karşı mücadele eden ve bu mücadele sonucu demokratik ve uzlaşmacı bir akılla anlaşmazlık çözümü ve barış süreçleri çalışmalarında alınan olumlu sonuçla başvurulan önemli örneklerden biridir.
Uluslararası siyasi aktörler, Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ve iktidar partisi Ulusal Parti’yi Apartheid rejimini barış süreci görüşmelerine zorlamıştır.
Nelson Mandela’nın serbest bırakılması için dünyanın her tarafından devlet temsilcilerinden, politikacılardan, barış aktivistlerinden, medya kuruluşlarından vb. gelen destekler ve yaptırımlar etkili olmuştu.
Mandela’nın karizmatik liderliği ile Güney Afrika adeta yeniden doğmuştu.
Mandela’nın uluslararası arenada yarattığı etki, en çok da Afrika ülkeleri için bir umut ışığı olmuştu.
Belki Türkiye’deki Kürt/Kürdistan sorununun çözümü, Ortadoğu’daki Kürdistan, Filistin ve benzer sorunlara umut ışığı olur.
Güney Afrika’nın barış süreci, diğer ülkelerde olduğu gibi derin acıların ve ayrılıkların ortasında dahi doğru liderlik, toplumsal uzlaşı, barış dili ve kararlı adımlarla nasıl ilmek ilmek örüldüğünün, inşa edildiğinin bir göstergesidir.
Bu anlaşmayla Güney Afrika’daki olağanüstü hâl kaldırıldı; apartheid rejimi ile ona karşı mücadele edenler arasında müzakereli bir barış anlaşmasının yolu açıldı, 300 yıldan fazla süredir devam eden sömürgecilik ve Apartheid karşıtı mücadeleye son verildi.
Buradan alınacak ders, Türkiye’de bu süreçte yüzyıllık inkâr, imha ve asimilasyona son vermektir.
Nelson Mandela Güney Afrika’da cumhurbaşkanı oldu.
Ama bu ülkede kirli siyasetçiler ve kirli medya hâlâ savaş dilini, tehdit dilini kullanmaya, acıları yarıştırmaya devam ediyor.
Bask Modeli
Bask Modeli, diğer barış süreçlerinden farklı bir özelliğe sahiptir.
Bask Modeli, İspanya’da Baskların yaşadıkları Bask bölgesine özerkliğin, Basklı örgütlerle müzakere yapılmadan verilmiş olmasıdır.
Bu, ETA ve yasal siyasi partisi Batasuna’nın mücadele vermediği anlamına gelmiyor.
İspanya’nın 1975’te Franco’nun ölümünün ardından, 1978’den sonra başlayan demokratikleşme faaliyetleri ile barış süreci yaşama geçirilmiştir.
İşte Türkiye’ye en uygun barış süreci modeli budur.
Öncelikle ülkenin demokratikleşmesi gerekir.
Aksi takdirde bu barış sürecinde yer alanlar, daha önceki barış süreçlerinde yer alanlar gibi ya itibarsızlaştırılırlar (yetmez ama evetçiler) ya da bu süreçte yer alan Kürt siyasetçiler gibi yargılanarak cezalandırılırlar.
Bu ülkenin demokratikleşmesi zor ama imkânsız değildir.
Geçmişiyle yüzleşilmeli, siyasetin ve sokağın üzerindeki baskı kaldırılmalı, yargı bağımsızlığı korunmalı, basın özgür olmalı, akademi özerkleşmeli, siyasi tutsaklar amansız, fakatsız serbest bırakılmalı gibi demokratik adımlar atılmalıdır.
Türkiye, PKK ile süren barış görüşmeleri dışında da Kürtlerin devredilemez temel demokratik hak talepleri karşısında somut adımlar atmalıdır.
Korsika Sorununun Çözümü
Napoleon Bonaparte’nin doğduğu, dili ve kültürüyle farklı bir ada olan Korsika Adası, 18. yüzyıldan bu yana Fransa’ya bağlıdır.
350-400 bin nüfusa sahip ada, Fransa’nın sahip olduğu 18 bölgeden biridir.
Korsika bölgesinin bağımsızlığı ve/veya özerkliği için mücadele eden Korsika Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNC), 1976’da kurulduktan sonra 40 yıllık bir mücadelenin ardından 2014’te silah bıraktı.
Bu sürecin başarılı olmasının en önemli sebeplerinin başında, Milliyetçi Koalisyon’un; Gilles Simeoni (Korsika Yürütme Kurulu Başkanı) liderliğindeki özerklik yanlıları ile Jean-Guy Talamoni (Korsika Meclis Başkanı) liderliğindeki tam bağımsızlık yanlıları arasında varılan anlaşma gelmektedir.
2017 yılında Korsika liderleri; özerklik yanlısı Gilles Simeoni ve bağımsızlık yanlısı Jean-Guy Talamoni:
– Daha fazla özerklik
– Korsikaca diline Fransızca ile eşit statü
– Korsika kültürünün geliştirilmesi
– Devlete ait olmayan tarihsel yapıların korunması
– Siyasi Korsikalı mahkûmlar için af
maddelerinde anlaştılar.
Korsika’nın ayrı bir hukuksal varlığı, ayrı bir meclisi ve ayrı bir yürütme organı vardır.
Kıbrıs Sorunu
Kıbrıs, 16 Ağustos 1960 tarihinde İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin “Kuruluş, İttifak, Garanti” adındaki üç anlaşmayı imzalaması ile bağımsızlığını kazandı.
Bağımsızlıktan sonra da Yunanistan ve Türkiye’nin Kıbrıs’ın içişlerine müdahalesiyle çatışma ve kargaşa devam etti.
1963’te Kıbrıslı Türkler ada yönetiminden çekildiler.
Türkiye, 20 Temmuz 1974’te “Kıbrıs Barış Harekâtı” adıyla gerçekleştirdiği askerî harekâtla Kıbrıs Adası’nı fiilen ikiye böldü.
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi bu harekâtı işgal olarak değerlendirdi.
Küçücük bir ada ikiye bölünmüştü. Bu bölünme ile “Kıbrıs Sorunu” ortaya çıktı.
Türkiye’nin 1983 yılında de facto ilan ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni sadece Türkiye tanıdı.
Adanın kuzeyi (KKTC), yasal olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait kabul edilir.
19 Ekim 2025 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini, federasyonu savunan cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman’ın kazanması, Türkiye’de özellikle federasyona karşı olan iktidar cephesinde deprem etkisi yarattı.
İki halkın eşit şartlarda yaşayacağı federasyonu kabul etmeyip, yüzölçümü 9.251 km² olan ve nüfusu Birleşmiş Milletler verilerine göre 14 Kasım 2025 itibarıyla 1.375.323 olan bir adayı illa ki ikiye bölüp Türkiye’ye dahil etmek istiyorlar.
300-400 bin nüfusa sahip KKTC’deki Türkler için bağımsızlık isteyen akıl, 30-40 milyonluk bir halkın demokratik haklarını görmezlikten geliyor.
Kürt halkının en küçük bir hak talebini terörizmle suçlayarak olağanüstü hâl ilan etmiş; baskı ve şiddet uygulayarak bastırmış; İstiklal Mahkemeleri’nde, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde ve günümüzde siyasallaşan mahkemelerde haksız, hukuksuz, orantısız bir şekilde yargılamış ve cezalandırmıştır.
Sri Lanka Modeli
Sri Lanka modeli, sorunun güvenlikçi politikalarla ve askerî yöntemlerle ağır bedeller ödenerek çözüldüğü modeldir.
Türkiye’de de ulusalcıların ve ırkçıların istedikleri çözüm modelidir.
Uluslararası kurum ve kuruluşlara göre ise bir “katliam modeli”dir.
Güney Asya’daki Sinhala halkının yaşadığı Sri Lanka’da iktidar ile Tamil halkının temsilcisi Tamil İlam Kurtuluş Kaplanları örgütü yıllarca savaştı.
2008 yılı başında Sri Lanka devleti, yürürlükte olan ateşkesi, Tamil Kaplanları’nın terör faaliyetlerini gerekçe göstererek iptal etti.
Türkiye’deki 2013-2015 yılları arasındaki barış sürecinin iptaline ne kadar da benziyor.
Sri Lanka ordusu bunun üzerine Tamil Kaplanları’na yönelik havadan, denizden ve karadan çok kapsamlı bir harekât başlatarak birçok üyesini ve üst düzey yöneticisini öldürdü ve 19 Mayıs 2009’da zaferini ilan etti.
Güney Asya’nın en zengin ülkesi olan Sri Lanka, iç savaşla birlikte giderek fakirleşti, ekonomisi zayıfladı ve bölgenin en fakir ülkelerinden biri hâline geldi.
Türkiye’deki yaklaşık 50 yıldır süren düşük yoğunluklu bu savaş olmamış olsaydı, belki bugün AB üyesi olmuş bir ülke ya da Ortadoğu’nun parmakla gösterilen gelişmiş ve demokratik ülkesi olabilirdi.
El Salvador Barış Süreci
El Salvador’da 12 yıl süren iç savaşta on binlerce insan hayatını kaybetti.
1990-1992 yılları arasında Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi (FMLN) ile barış görüşmeleri başladı.
Müzakereler sürecinde, daha silahlar bırakılmadan iyi niyet göstergesi olarak genel af ilan edildi ve barış anlaşması imzalandı.
Anlaşmanın maddeleri:
– Silahlı kuvvetler içinde “kirli savaşta” yer almış görevlilerin ayıklanması ve etkinliklerinin azaltılması
– Ulusal sivil polis teşkilatının oluşturulması
– Askerî istihbarat teşkilatının feshedilmesi
– Milis organlarının lağvedilmesi
– Yargı sisteminde değişiklik yapılması
– Seçim sisteminin değiştirilmesi
– FMLN’nin yasal partiye dönüştürülmesi
Bu anlaşmadan sonra FMLN siyasi parti olarak yasalaştı ve silahlı mücadele sona erdirildi.
Sonuç olarak, bu barış süreçlerinin her birinden alınması gereken çok önemli dersler vardır. Yeter ki niyet temiz olsun.
Bu etnik çatışmaların temelinde; dini, dili, ırkı farklı olan azınlıkların ya da güçsüz grupların, çoğunluk ya da egemen sınıf tarafından kendilerini üstün ırk görerek keskin hatlarla ayrıştırılması yatmaktadır.
Kürtler “Demokratik Barış Süreci” ile “kazan-kazan” politikası izlerken, iktidar tarafı “Terörsüz Türkiye” projesi ile sadece kazanmak istiyor.
Oysa ki benzer sorunlar, dünyanın dört bir tarafındaki egemen ülkelerde demokratikleşme yoluyla çözülmüştür.
İngiltere, nüfusu 1-1,5 milyon olan Kuzey İrlanda ile sağlıklı bir şekilde masaya oturdu ve sorununu çözdü.
Endonezya Açelerle sorununu çözdü.
İspanya Basklarla olan sorununu çözdü.
Fransa Korsika ve diğer azınlık sorunlarını çözdü.
Güney Afrika’daki ırkçı rejim, kısmen de olsa siyahilere karşı olan ırkçılığı sona erdirdi.
Ama Türkiye’de bugüne kadar tercih edilen model Sri Lanka modelidir: yok ederek sorunu çözmek.
Kıbrıs’ta kabul etmediğin “federasyon”a neden Suriye’de karşısın?
“Kürt anasını görmesin”, öyle mi?
Kürtler dünyanın hiçbir tarafında siyasi statü elde etmesinler.
“Onlar bizim kardeşlerimiz!”
Kürtler kardeşlik değil, eşit yurttaşlık ve demokratik haklarını talep ediyor.
Oysa ki Türkiye’de 30-40 milyon arasında bir Kürt halkı vardır ve demokratik hakları tanınmamaktadır.
Kürtlerin talepleri tam da bunlardır. Yani “Hayırlı Cuma Anlaşması” ve diğer anlaşmalarda alınan kararlardır. Ne bir eksik ne bir fazla.
Ama bu maddeler bu ülkeye birkaç beden fazla gelir.
Çünkü asıl meseleleri yüzyıllık sorunu çözmek değil, acıları yarıştırmaktır.
Bu barış sürecine karşı olan devşirmelerin ve ırkçıların, eğer ki ar damarları çatlamamışsa, sadece ve sadece Roboski ve Cumartesi Anneleri’nin çektikleri acılar karşısında yüzleri kızarmalı, utanmalı ve susmalılar.
Hayırlı Cuma Anlaşması’nın ve diğer “barış süreçleri”nin başarılı olmasının önemli sebeplerinden biri de üçüncü tarafların varlığıydı.
Burada da başarı elde edilmek isteniyorsa, bu barış süreci üçüncü tarafların gözetiminde ve uluslararası örgütlerin garantörlüğünde yapılmalıdır.
Bu barış sürecinin başarılı olması, tarihî bir adım ve dönüm noktası olur.
Ülke yalnız ekonomik anlamda değil, toplumsal bir değişim ve dönüşüm süreciyle de olumlu bir yöne doğru evrilecektir.
John Stuart Mill, “Bir topluluğun özgürlüğünü savunurken bir başkasınınkini reddetmek, özgürlüğün özüne ihanettir” diyor.
Türk’ün, Arap’ın, Fars’ın özgürlüğünü savunup Kürt’ün özgürlüğünü inkâr ve imha etmek, özgürlüğün ruhuna ihanettir; bu nedenle siz de özgür değilsiniz.
Ayaklarınızda Kürt parangası vardır.
