Kürdistan Komünist Partisi (KKP), CHP kurultayına ilişkin mahkemenin verdiği mutlak butlan kararını değerlendirdi. KKP’in Mutlak Butlan açıklaması, Türkiye’de yargının siyasal iktidarın müdahale aracına dönüşmesinin yeni bir aşaması olduğunu ve Kürdistan’da yıllardır olağanlaştırılan bu hukuksuzluğun artık Türkiye muhalefetinin geneline yöneldiğini ortaya koyuyor.
KKP’in Mutlak Butlan açıklaması yalnızca bir parti içi hukuki tartışma olarak okunamayacağını vurguluyor. Parti açıklamasında, kayyım uygulamaları, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve halk iradesinin yargı yoluyla etkisiz hale getirilmesinin mevcut düzenin temel yönetim araçlarına dönüştüğü belirtiliyor. Bu karar, iktidarın erken seçim veya 2028 sürecinde siyasal engelleri azaltma hamlesi olarak nitelendiriliyor.
KKP’in Mutlak Butlan açıklaması: Yargıda yeni aşama
Açıklamaya göre, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) yetki alanı dışındaki bir mahkemenin doğrudan siyasal sonuç doğuran bir müdahalede bulunması, Türkiye’de hukuk düzeni açısından yeni bir aşamadır. YSK’nın bu başvuruyu kendi içtihatlarıyla çelişerek reddetmesi ise yargının iktidar ihtiyaçlarına göre hareket ettiği kaygılarını güçlendirdi. KKP’in Mutlak Butlan açıklaması, Kürdistan’da normalleştirilen antidemokratik yöntemlerin artık sistem içi muhalefete karşı da kullanıldığının altını çiziyor.
Ne olmuştu?
Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde CHP’nin 2023 yılında gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin “kesin hükümsüzlük (mutlak butlan)” kararı verdi. Karara gerekçe olarak, kurultayın yetkisiz divan tarafından yönetildiği ve tüzük ihlalleri yapıldığı gösterildi. CHP, karara itiraz etti ancak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) başvuruyu reddetti. YSK’nın bu kararı, seçimle ilgili nihai yetkinin kendisinde olduğu yönündeki yıllardır süren içtihadıyla doğrudan çelişiyor. Muhalefet kanadı, kararın parti içi demokrasiye müdahale olduğu ve seçim takvimini değiştirmeye yönelik bir hamle içerdiği gerekçesiyle tepki gösteriyor.

Açıklamanın tamamı
Kürdistan’da Olağanlaştırılan Hukuksuzluk Türkiye’ye Yayılıyor!
CHP kurultayına ilişkin verilen “mutlak butlan” kararı, Türkiye’de yargının siyasal iktidarın müdahale aracına dönüştürülmesinin yeni ve daha ileri bir aşamasını ifade etmektedir. Yargının siyasal hesapların ve iktidar mücadelelerinin bir aracı olarak kullanılması yeni değildir. Uzun yıllardır özellikle de Kürdistan’da seçilmiş iradeyi tasfiye etmek için kullanılan bu yöntemler, bugün daha açık ve daha kapsamlı biçimde Türkiye muhalefetinin geneline yönelmiştir.
Kayyım uygulamaları, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, siyasetçilerin tutuklanması, muhalif kesimlere dönük yargı operasyonları ve halk iradesinin idari-yargısal yollarla etkisiz hale getirilmesi, mevcut siyasal düzenin temel yönetim araçlarından biri haline gelmiştir. CHP kurultayına ilişkin verilen karar da bu siyasal müdahale zincirinin devamı niteliğindedir.
Bu karar, yalnızca bir partinin iç tartışmasına ya da hukuki yetki meselesine dönük alınan bir karar olarak ele alınamaz. Türkiye’de derinleşen ekonomik, siyasal ve toplumsal kriz koşullarında iktidarın, olası bir erken seçim sürecinde ya da 2028 seçimlerine giderken kendi siyasal geleceğinin önündeki engelleri azaltmaya dönük hamleler yaptığı açıktır. Demokratik siyaset alanının daraltılması, muhalefetin yargı baskısıyla kuşatılması ve seçim süreçlerinin iktidar lehine yeniden şekillendirilmek istenmesi, siyasi iktidarın ilk yenilgisi olan 2015 7 Haziran seçimlerinden bu yana en önemli siyasal yönelimidir.
Dikkat çeken başka bir detay ise, CHP’nin yaptığı itiraz başvurusunun Yüksek Seçim Kurulu tarafından reddedilmesidir. Mevcut anayasal düzen ve geçmiş uygulamalar çerçevesinde seçim süreçleri ve mazbatalara ilişkin nihai yetkinin YSK’da olduğu bilinmesine rağmen, ilk kez YSK dışında bir yargı kurumunun bu kapsamda doğrudan siyasal sonuç doğuran bir müdahalede bulunması Türkiye’de hukuk düzeni açısından yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Buna rağmen YSK’nın, kendi yetki alanı ve önceki içtihatlarıyla çelişen bir tutum alarak başvuruyu reddetmesi, yargı kurumlarının siyasal iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda hareket ettiği yönündeki kaygıları da perçinlemiştir.
Bugün yaşanan gelişmeler, Kürdistan’da yıllardır olağanlaştırılan antidemokratik yöntemlerin artık Türkiye’de sistem içi muhalefete karşı da yaygın biçimde devreye sokulduğunu göstermektedir. Kürt halkının seçme ve seçilme hakkına yönelik müdahaleler karşısında ya sessiz kalınması, ya da bu uygulamaların geçici ve istisnai görülmesi, hatta kimi dönemlerde bu müdahalelere muhalefet içinden siyasal meşruiyet sağlanması otoriterleşmenin daha geniş bir siyasal zemine yayılmasının önünü açmıştır.
Kürdistan Komünist Partisi olarak; halk iradesini hedef alan her türlü siyasal-yargısal müdahaleye, kayyım rejimine, demokratik siyasetin tasfiyesine ve yargının iktidarın bir aracı haline getirilmesine karşı olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.
Türkiye’de gerçek bir demokratikleşme; Kürt halkının ulusal demokratik haklarının tanınmasından, halk iradesine saygının esas alınmasından, kayyım politikalarına son verilmesinden ve yargının siyasal iktidarın denetiminden çıkarılmasından geçmektedir.
23.05.2026
Kürdistan Komünist Partisi - KKP
