Çerçeve Yasa yeterli mi? | Bülent Kırat Yazdı
Barış, yalnızca silahların susması değildir. Gerçek barış; halkların eşitliği, emekçilerin özgürlüğü ve demokrasinin güvence altına alınmasıyla mümkündür.
TBMM’ye sunulan çerçeve yasa, uzun yıllardır süren çatışmalı dönemin ardından yeni bir sürecin hukuki zemini olarak sunuluyor. Çatışmaların sona ermesi, can kayıplarının durması ve siyasal alanın genişlemesi kuşkusuz önemlidir. Bundan en büyük yararı emekçiler, yoksullar ve halklar görecektir.
Ancak Marksistler için asıl soru şudur: Bu yasa, sorunun nedenlerini mi ortadan kaldırıyor; yoksa yalnızca sonuçlarını yönetmeye mi çalışıyor?
Kürt sorunu, yalnızca silahlı bir çatışmanın ürünü değildir. Sorun; inkâr politikalarının, eşitsiz yurttaşlığın, demokratik hakların sınırlandırılmasının ve tarihsel adaletsizliklerin ürünüdür. Dolayısıyla çözüm de yalnızca güvenlik eksenli düzenlemelerle sağlanamaz.
Yasa teklifinde sürecin temel belirleyicisi olarak güvenlik kurumlarının tespitleri ve yürütmenin oluşturacağı kurul öne çıkmaktadır. Oysa kalıcı bir demokratik çözüm, yalnızca devlet kurumlarının inisiyatifiyle değil; toplumun, siyasal partilerin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve halkın aktif katılımıyla inşa edilebilir.
Marksizm, ulusal sorunu ne inkâr eder ne de onu sınıf mücadelesinden koparır. Ezilen ulusun eşitlik talebini savunurken, aynı zamanda emekçilerin ortak çıkarlarını esas alır. Çünkü milliyetçilikten en fazla yararlananlar egemen sınıflardır; bedelini ise Türk ve Kürt emekçileri birlikte öder.
Bugün de değişen bir gerçek yoktur. Enflasyonun, işsizliğin, güvencesiz çalışmanın ve gelir adaletsizliğinin yükünü halk taşımaktadır. Demokratikleşme ile sosyal adalet birbirinden ayrı düşünülemez. Kimliğini özgürce yaşayamayan bir halk ne kadar özgürse, emeğinin karşılığını alamayan bir işçi de o kadar özgürdür.
Bu nedenle gerçek çözüm; yalnızca silahların susmasını değil, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını, hukuk devletinin güçlendirilmesini, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün genişletilmesini ve bütün yurttaşların haklarının güvence altına alınmasını gerektirir.
Kalıcı barış, korku üzerine kurulamaz.
Kalıcı barış, eşitlik üzerine kurulur.
Demokrasi ertelenerek güçlenmez.
Adalet geciktirilerek sağlanamaz.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yeni bir güvenlik dengesi değil; halkların eşitliğine dayanan gerçek bir demokratik toplumsal sözleşmedir.
Barışın en sağlam teminatı; halkların kardeşliği, emekçilerin ortak mücadelesi ve demokratik siyasetin güçlenmesidir.
Çünkü özgürlük ile eşitlik birbirinden ayrılmaz.
Ulusal eşitlik olmadan gerçek demokrasi kurulamaz.
