ANASAYFAKADIN'Her şüpheli ölüm başka bir şüpheli ölümün önünü açıyor'

‘Her şüpheli ölüm başka bir şüpheli ölümün önünü açıyor’

İzmir’de evinde asılı halde bulunan 18 yaşındaki Dilan Geyik’in ölümünün cinayet olduğu ortaya çıktı. Yüzlerce saatlik kamera kaydı, olay yeri incelemesi ve adli delillerin değerlendirilmesi sonucunda genç kadının Mustafa Bingöl (27) tarafından öldürüldüğü belirlendi. Bingöl’ün, Dilan Geyik’in ölümünü, intihar gibi göstermeye çalıştığı ve intihar notunu da kendisinin yazdığı tespit edildi. Dilan Geyik’in ölümünün üzerinden yaklaşık bir hafta geçmişken cinayet gerçeğinin ortaya çıkması, “Etkili soruşturma yapılmasaydı ne olurdu?” sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Cezasızlık algısı güçlendiriliyor

Peki bu dosyalar neden aydınlatılamıyor? Bu soruyu İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Avukatı Rukiye Leyla Süren yanıtladı. Uzun yıllardır şüpheli kadın ölümleri davalarını takip eden Süren, artan vakaların temel nedenleri arasında toplumsal cinsiyet eşitsizliği, etkin soruşturma yürütülmemesi ve cezasızlık politikalarının bulunduğunu söyledi. Süren, şüpheli kadın ölümlerine ilişkin dosyaların zamanında ve etkin biçimde aydınlatılmamasının, cezasızlık algısını güçlendirdiğini vurguladı. Şiddet faili erkeklerin, haksız tahrik ve iyi hal indirimlerinden yararlanarak aldıkları cezaları dahi yatmadıklarını belirten Süren, bu nedenle cinayetlerin şüpheli hale getirildiğini ve faillerin tamamen cezasızlıkla ödüllendirilmek istendiğini ifade etti.

Şüpheli ölüm dosyalarına yaklaşımı eleştiren Süren, kadınların ölümlerinin çoğu zaman hızlıca “intihar” olarak değerlendirilmesine tepki gösterdi. Süren, şunları söyledi: “Özellikle şüpheli ölüm dosyalarında kadının hemen intihar edebileceği çıkarımı yapılabiliyor. Sanki kadınlar hayatta karşılaştıkları en küçük güçlükte intiharı tercih eden varlıklarmış gibi davranılıyor. Erkek failin beyanları doğru kabul ediliyor, hatta kimi zaman bu beyanlar dosyalarda erkekler için mazeret yaratıyor. Haksız tahrik olmadığı halde, varmış gibi değerlendirildiğine sıkça tanık oluyoruz.”

En büyük engel soruşturma aşaması

Şüpheli kadın ölümlerinde önümüze çıkan en büyük engelin soruşturma aşaması olduğuna dikkat çeken Süren, şunları söyledi: “İşlemlerin savcılık eliyle yapılması gerektiğinde taleplerimiz görmezden gelinebiliyor. Bir mahkeme salonundaki gibi tanıkları sorgulama, delilleri tartışma imkanımız olmuyor. Ortada bir yargılama olmadığı için, soruşturma dosyasındaki savcının taleplerimizi kabul edip etmemesiyle en büyük güçlükle savcılık aşamasında karşı karşıya kalıyoruz. Hukukçu olarak dosyaya müdahale edebilmek, taleplerimizi dinletebilmek konusunda çok büyük zorluklar yaşıyoruz. Uzun süre ayakta kalan ve açıkta bırakılan bu dosyalar daha sonra maalesef ya delil yetersizliğinden ya da ‘intihar’ denilerek kapatılıyor.” 

Süren, şüpheli ölüm dosyalarında yeterli işlemin yapılmadığının da altını çizdi. Süren, benzer dosyalardaki deneyimlerini şöyle aktardı: “Görev aldığımız dosyalarda HTS kayıtlarının alınmadığını, baz istasyonu kayıtlarının istenmediğini görüyoruz. Adli tıp açısından, vücuttan sürüntülerin alınmadığı, karşılaştırmaların yapılmadığı, hatta fail erkeğin telefonlarına el konulup incelenmediği pek çok dosya var. Olaya sonradan müdahil olduğumuzda ya da dosyalar yeniden açıldığında bu deliller ya kaybolmuş oluyor ya da yetersiz hale geliyor.”

Bu ihmallerin soruşturmanın en başında yapıldığını vurgulayan Süren, “Soruşturmanın başında yapılan bu hatalar dosyanın çözülmez hale gelmesine, şüpheli olarak kalmasına neden oluyor” değerlendirmesinde bulundu. 

Olay yerinin korunması delillerin muhafaza edilmesi hayati önemde

Bir hukukçu olarak özellikle olayın ilk tespit edildiği andan itibaren olay yerinin korunmasının ve delillerin muhafaza edilmesinin hayati önemde olduğunu vurgulayan Süren, şöyle devam etti: “Bu konuda uzman kişiler tarafından tüm delillerin toplanması gerekiyor. Bir hocamızın da söylediği gibi, otopsi olay yerinden başlar. Bu nedenle olay yerindeki tüm delillerin yetkili kişilerce korunaklı bir şekilde dosyaya alınabilmesi, adli tıbbın şüpheli kadın ölümlerinde dosyayı aydınlatabilecek yetkinlikte raporlar hazırlaması çok önemli. Diğer bir aşama ise dosyalardaki hukukçuların ve kayıp ailelerinin taleplerinin yerine getirilmemesi. Şüpheli ölüm dosyalarında, öldürülen ya da intihar ettiği iddia edilen kadının yakınlarının taleplerinin de görmezden gelindiğini görüyoruz. Bu nedenle özellikle soruşturma dosyalarında, dosyanın sürüncemede kalmaması için kadına yönelik şiddet ve çocuğa yönelik şiddet dosyalarında taraflarla birlikte, mağdur yakınları ve avukatların da etkin şekilde sürece dahil edilmesi gerekiyor. Toplumsal ön yargı, olağanlaştırma, hareketsizlik ve benzeri uygulamalardan vazgeçilmesi şart.”

Fail tutuklanmadan suçunu örtmeye çalışıyor

Süren, şiddet faili erkeklerin birkaç yıl ceza alarak kurtuldukları bir sistemde artık bu süreyi dahi cezaevinde geçirmek istemediklerini belirtti. Bu nedenle dosyaların bilinçli şekilde “şüpheli ölüm” haline getirildiğini ifade eden Süren, “Fail, tutuklanmadan ve herhangi bir ceza almadan suçunu örtmeyi seçiyor. Şüpheli ölüm dosyaları sonuçlanana kadar yıllar geçiyor; bu süreçte katil ya Türkiye’de izini kaybettiriyor ya da yurt dışına kaçıyor” dedi. Halihazırda Anayasa Mahkemesinde avukat olarak yer aldığı dosyalar ile meslektaşlarının takip ettiği benzer başvurulara dikkat çeken Süren, etkin soruşturma yürütülmeyen bu dosyalarda Anayasa Mahkemesinden hak ihlali kararları beklediklerini söyledi. Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına da çağrıda bulunan Süren, kadın ölümlerinin olağanlaştırılmaması ve sıradanlaştırılmaması gerektiğini vurguladı. 

Şüpheli ölüm dosyalarıyla ilgilenirken savcılara, her şüpheli ölümün başka bir şüpheli ölümün yolunu açtığını söylediklerini belirten Süren, şu ifadeleri kullandı: “Gerçekten de maalesef tahmin edildiği gibi Türkiye’de şüpheli kadın ölümleri giderek arttı ve en yüksek rakamlara ulaştı. Burada cezasızlık politikalarının çok büyük bir etkisi var.”

Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerine ilişkin çok sayıda dosyanın intihar ya da kaza denilerek kapatılmasının, devletin etkin soruşturma yükümlülüğünün de ihlali olduğunu belirten Avukat Süren, Anayasa Mahkemesinin verdiği ve vereceği ihlal kararlarının bu dosyalar açısından hayati önemde olduğunu söyledi.

Koruma kararına rağmen kadınlar öldürüldü

Şiddet mağduru olduğunu ya da tehdit altında bulunduğunu belirterek başvuran kadınların gerçek anlamda korunması gerektiğini ifade eden Süren, “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre 2025 yılında 22 kadın, hakkında koruma kararı bulunmasına rağmen öldürüldü” dedi. Süren, etkin koruma mekanizmalarıyla kadınların yaşam hakkının korunabileceğini, etkin soruşturmalarla da şüpheli kadın ölümlerinin yeni şüpheli ölümlerin önünü açmasının engellenebileceğini kaydetti.

Şüpheli kadın ölümleri, kadın cinayetlerini geçti

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun (KCDP) 2025 raporu, tablonun her geçen yıl daha da ağırlaştığını ortaya koydu. Rapora göre 2025’te 294 kadın erkekler tarafından öldürüldü; 297 kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Şüpheli kadın ölümlerinin kadın cinayetlerini geride bıraktığına dikkat çekilen raporda, son beş yılda en az 1267 şüpheli ölüm yaşandığı, bu vakaların büyük bölümünün hâlâ karanlıkta olduğu vurgulandı. Aydınlatılabilen dosyalarda ise gerçeğin kadın cinayeti olduğu ortaya çıktı. 

Kaynak: Evrensel.net

GIŞTÎ