– Korku felsefesi üzerine –
GÖLGESİ GERÇEĞİNDEN BÜYÜKTÜR KORKUNUN…
SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER yazdı
“Gücün korkumda yatar;
artık korkum yok,
senin de gücün yok.”[1]
“Korkma” diye başlayan bir ulusal marş ile müsemma coğrafyada, korkuyu konuşmak kolay bir şey olmasa gerek; hele ki kapitalist korku imparatorluğu dört yanımızı kuşatmışken…[2]
Furuğ Ferruhzad’ın, “Ben vicdanını yitirmiş zamandan korkuyorum,” vurgusundaki üzere yaşa(tıl)dığımıza “Korku Çağı” denilirken; kolektif korku “sürü psikolojisi”ni güçlendirip, sürüye ait olmayanlara karşı devasa bir şiddeti devreye sokuyor.
Kolay mı?
Ataol Behramoğlu’nun, “Korkan varsa konuşmaya,/ Anlam yükleyip susmaya,/ Gerek kalmadı korkmaya,/ Çünkü korkulan olmuştur,” vurgusundaki üzere, aklın katilidir korku.
O yıkım getiren bir çeşit ölümdür; ya da ölümün yarısıdır.
Korku, yalanı besler; bencillik ile malûl korku, insanı insan olmaktan çıkarıp acımasızlaştırır. Cehaletten beslenen korku zihni sakatlar; suçun önünü açar. Oysa yaşam, korkunun bittiği yerde başlar.
* * * * *
Oysa korkulacak tek şey korkudur; gizemin doğal kaynağı da odur ve de korku köleliğin başlangıcıdır. Tanrı fikrini ortaya çıkartan tam da budur: korku, dünyada ilk iş olarak tanrıları oluşturmuştur.
Tam da bundan ötürü Louis Althusser, “Tanrıları yaratan korkudur”…
Lucretius, “Korku, dünyada tanrıları yaratan ilk şeydi”…
Baron d’Holbach, “Dinleri bilgisizlik ve korku doğurmuş”…
Bertrand Russell, “Din, bence, ilk ve temel olarak korku üzerine kuruludur”… ve:
“Yüzyıllar boyunca, insandaki bu din gereksinimi nereden geliyor? Sanırım her şeyden önce korkudan”…
Ali Şeriati, “Din korku ürünüdür, uyuşturucudur, sınırlayıcıdır”…
Jean Meslier, “Tüm dinlerin kökeni cehalet ve korkudur”…
Henrik Ibsen, “Sen ona inanç dersin, biz korku deriz”…
Donald Walsch, “Din temel olarak korkuya dayanır”…
Thomas Hobbes, “Görünmeyen şeylere duyulan korku, herkesin kendi içinde din diye bellediğinin doğal tohumudur”…
Ingmar Bergman, “Korkumuzdan bir imge yaratır ve sonra o imgeye tanrı adını veririz”…
Clarence Darrow, “Tanrı korkusu bilgeliğin başlangıcı değildir. Tanrı korkusu bilgeliğin ölümüdür”…
Salman Rüşdi, “Korku ahlâktan daha güçlü, yargıdan daha güçlü, sorumluluktan daha güçlü”…
Robert Green Ingersoll, “Korku tanrılara, şeytanlara, ruhlara inanır. Korku dindir. Cesaret bilim”…
Kemal Tahir, “Korkuların bulunduğu yerde, bildiğimiz toplumsal suçluluk duyguları vardır. Eğer bu böyle olmasa, bütün bir toplumu, delilikle, ruh hastalığına tutulmuşlukla nitelemek gerekir”…
Robert Owen, “Din, insanın alt üst olmuş kendi hayal gücüyle yarattığı var olmayan yaratıkların korkusuyla insanın yargılama yeteneğini yok ederek, bütün akli yeteneklerini kaybettirdi ve insanı en sefil, acınası köle hâline getirdi”…
Emma Goldman, “Din, insan aklının hâkimi; mülkiyet, insan ihtiyaçlarının hâkimi; hükümet de, insan davranışlarının hâkimi olarak, insanın köleliğinin kalesini ve onun getirdiği her tür korkuyu temsil eder”…
Chris Hedges, “Korku bizi çiftlik hayvanları gibi kafeste tutuyor”…
Victor Hugo, “Korkutanlarla, korkanlar arasında sessiz bir suç ortaklığı vardır”…
Charles Dickens, “Perili Ev bir bakıma aklın kapı eşiğinde bırakıldığı, korkmak için oraya gelip korku ve kuşkularını birbirine bulaştırıp sonunda korkunun hâkimiyetine girenlerin evidir”…
Pierre Joseph Proudhon, “Özgür insan, aklını ve yetilerini kullanan, ihtirasla kör olmamış, korkuları tarafından güdülüp alıkonmayan, aslı astarı olmayan görüşlere kapılıp gitmeyen kişidir”…
William James, “Kendimizi cesur hissetmek için, cesurmuş gibi davranıp, bu sonucu alana kadar tüm irademizi kullanalım; ardından çok büyük ihtimalle cesaret hissi korku hissinin yerini alacaktır”…
Edward Abbey, “Ölüm korkusu, yaşam korkusundan kaynaklanır. Tamamen yaşayan bir insan her an ölmeye hazırdır”…
Vedat Türkali, “Korku duvarını önce aydınım diyenlerin aşması gerek”…
Albert Camus, “Hiçbir şey korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir”…
Aziz Nesin, “Kapitalizmin de doğası gereği ürettiği, üretmek zorunda olduğu korkunun ana kaynağı sermayedir. Kapitalizm, her zaman ve her yerde korku üretecektir. Çünkü sermaye korkaktır.” “Korkudan korkmadan düşünmek, insanları, iyi insan yapar” derlerken, hepimize korkunun yaşamı(mızı) yönetmesine izin verilmemesi gerektiğini öğretirler!
* * * * *

Malum üzere korku, bilgisizlik ile beslenir. Bilgi korkuyu sağaltır; insan(lık)a zorla dayatılan korkunun ilacı bilimdir.
Mantığın düşmanı korkunun nedeni bilgisizliktir. Kimse inkâra kalkışmasın: Ralph Waldo Emerson’un ifade ettiği gibi, “Korku, her zaman cehaletten kaynaklanır”…
Oysa yaşamda korkulacak hiçbir şey yoktur; sadece anlaşılacak şeyler vardır.
Korku insanı işlevsizleştirir. Onunla “yaşayanlar”(?) özgür olamazlar. Yani korku kimseyi kurtar(a)mazken; insan(lık) kendini en çok korkutan şeyleri yaparak aşar korkuyu. Çünkü cesaret de korku kadar bulaşıcıdır.
Korkuyu anlamak, onun tedavisi yolunda ilk adımdır. Korkuyu yenmek, özgürlüğün başlangıcıdır. Sevda ve kavga korkunun aşıldığı yerde vardır. Çaresi de korkmamaktır. Umut korkudan güçlü tek duygudur. Korkularından kaçmak yerine üstlerine yürümek gerekir.
İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir. En önemlisi de korku umutsuz teslimiyet hâlinin bir diğer versiyonudur.
Korku, yalan söylemeyi öğretir; Din korkusu ise, köleliği özgürlük diye satar. Korkularına boyun eğen(ler), özgürlüğe sırt çevirir.
Ölüm korkusu, ölümden daha korkunçtur. Korku ile yaşamak yavaş yavaş ölüm demektir.
Korkunun hüküm sürdüğü bir dünyada, rüyalar bile karanlıktır. Çünkü hareketlerimizi biçimlendiren korku düşünmekten, insan olmaktan vazgeçmektir. Çaresizlik de korkunun sonucudur. O, özgüveni yıkar; önyargının ve zalimliğin kaynağıdır.
Malum: İnsan(lık) bilinen tehlikeyle yüzleşebilir; onu korkutan, bilinmeyendir. Tereddüt korkuyu büyütür, harekete geçmek ise yok eder.
Korku insanı vazgeçmeye sürüklerken, insan(lık)ı zayıflatır. Çünkü aslı astarı olmayan şeylere inan(dırıl)an insan(lık), korkuyu arzular; hayal gücü bunu talep eder.
Korku sindirerek susturur. Safsatalardan korkmayı, boyun eğmeyi öğretir. Çünkü korkanlar değişimi düşünmezler. Ona kapılan insan(lık)ı hayalete döner.
Korkuların en korkuncu geleceğe duyulan korkudur. O cezadan çok daha beterdir. Çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de! Korku belirsizliğin dehşetidir, sonsuzdur.
Tam da bunun için diktatörler, yarattıkları korkuyla kendilerine itaat edildiği için iktidarda kalırlar. Onlardan korkulmaz ve itaat edilmezse hiçbir diktatör ayakta kalamayacaktır.
* * * * *
Toplumsallaşmış korkuyu yaratan iktidardır; korku köleleştirme aracıdır. En önemlisi, korku, baskı ve şiddetin olduğu yerde kapitalizm vardır.
Çevresine korku salanlar da korkar; cezalandırmak iktidarın varlığına mündemiçtir ve de egemenlerin en çok korktuğu insanlar soru soranlar, itiraz edenlerdir.
Cesaret, korku karşısında dik durmak ve diklenmektir. Korkulardan sıyrılmak, ileriye doğru güvenle adımlar atmaktır. Bir kere korkusuzca harekete geçmek, sonrasını mümkün kılar.
Korkmayı reddettiğinde, insan(lık)ı korkutacak hiçbir şey kalmaz. Korkuların hayallerin sınırları olmasına izin verilmemelidir. Çünkü korkusuzluk güçtür. Kararlı olmak korkudan kurtarır.
Eylem korkuyu tedavi eder; kararsızlık, erteleme ise körükler. Korkuları yendikçe, diğer insanları da özgürleştiririz. Korkuyu yenen umut ne pasiftir ne de hiçliğe hapsolmuştur. O dinamik bir özne imkânıdır.
Evet, kalabalıklar kendilerini korkutan şeylere çabucak inanırlar. Bir de insan(lar) korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkarlar. Korku iktidardakilere soru sormamaktır.
Korkuya teslimiyet umutlarımızı sürdürmekten alıkoyarken şu unutulmamalı: ölmekten korkanlar ebediyen yaşayamaz. Kaldı ki sınıflı-sömürücü toplumda ölümden çok korkulması gereken şey, yaşamamaktır. Ayrıca eklemeden geçmeyelim: Korku karşısında ölümü göze alabilen şeyler cesaret verir.
Korkusuzluk, sen korkulacak bir şey olmadığını fark ettiğinde, kendiliğinden gelir! Yerkürenin her yerinde insanlar acı çekip korkuyorken, itiraz eylemi, korkunun tedavisinin tek yoludur…
Felsefe insanın düşünme yetisinin korkuyla körelmesine karşı çıkmayı öğretirken; korkuyu bilen, korkuyu yenen, uçurumu görüp ona cesaretle bakabilen yürekli özgür kişidir.
Tam da bunun için bir şey kaybetmek korkusuyla yaşamayalım. Ne olacak endişesine kapılmayalım.
Cesur insan korkmayan değil, korkusunu yenendir. Korkudan kurtulma özgürlüktür. Korkudan kurtulmak için onunla dövüşemeyiz.
Korkuya burun buruna bakabildiğiniz her deneyimle güç, cesaret ve güven kazanırsınız. Kralların önünde başını eğmemektir cesaret.
Korku bir gecede değiştirilemezse de bir yerden başlamak gerekir…
“Nasıl” mı?
Yılmaz Güney’in, “Hayatı kendim için yaşamıyorum. Ve korkmuyorum hiçbir şeyden. Başıma gelecekleri de biliyorum. Her şeye rağmen, düşmana inat yaşayacağız. Yarın bizim çünkü. Biz öleceğiz ama çocuklarımız bırakacağımız mirası taşıyacaklar yüreklerinde. Ve onların yürekleri bizim altında ezildiğimiz korkuları taşımayacak”…
Samed Behrengi’nin, “Yola koyulursak korkularımız tümden kaybolur gider”…
Paulo Coelho’nun, “Kimin her şeye gücü yeter, bilir misiniz? Çocukların. Çocuk güvensizliği, korkuyu bilmez, kendi gücüne inanır ve tuttuğunu koparır”…
“Açlığı yalnız kendi büzülmüş midesinde değil de, çocuklarının büzülmüş karınlarında hisseden bir adamı nasıl korkutabilirsiniz? Onu sindiremezsiniz. Çünkü o, her şeyin ötesine geçen bir korkuyu tatmıştır”…[3]
Salman Rüşdi’nin, “… ‘Din’e saygı’, ‘din korkusu’ anlamına gelen bir kod cümlesi hâline geldi. Dinler, diğer tüm fikirler gibi, eleştiriyi hak ediyor, hiciv, ve evet, korkusuz saygısızlığımız”…
Fidel Castro’nun, “Yalanlar, korkular, sahte yanılsamalar ve yalanlarla suç ortaklığı, hiçbir zaman devrimin silahları olmamıştır,” ifadelerindeki üzere…
18 Haziran 2026 17:46:21, Muğla.
N O T L A R
[1] Séneca’dan Nerón’a.
[2] Bkz: i) Temel Demirer, “Korkudan Korkma(mak)”, İnsancıl Dergisi, Yıl:35, No: 412, Kasım 2024… ii) Temel Demirer, “Kork(ma)mak ve Özgürlük Üzerine”, Güney Dergisi, No:107, Ocak Şubat Mart 2024… iii) Temel Demirer, “Umutsuzluğun Korkularına Son Vermek”, Kaldıraç Dergisi, No:247, Şubat 2022… iv) Temel Demirer, “… ‘Postmodern Zamanlar’da Din (ve İslâm)”, Din: Teorisi/ Pratiği, Dünü, Bugünü- Sempozyum Tebliğleri, Editör: Sibel Özbudun – Mahmut Konuk, Ütopya Yay., 2013… içinde… v) Temel Demirer, “… ‘İnanç’, Ateizm, Tavır”, Kaldıraç, No:255, Ekim 2022… vi) Temel Demirer, “Doğmatizm: Cehaleti Sınır(sızlığ)ı”, Kaldıraç Dergisi, No:271, Şubat 2024… vii) Temel Demirer, “Tartışmaları ve Yorumları ile Din”, Rojnameya Newroz, Mart 2023… https://temeldemirer.blogspot.com/2023/03/tartismalari-ve-yorumlari-ile-din.html viii) Temel Demirer, “Aklın Özgürleşmesi İçin Tabulara ‘Hayır’!”, Avrupa Demokrat, Aralık 2023… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/02/aklin-ozgurlesmesi-icin-tabulara-hayir.html ix) Temel Demirer, “Dinin İşlevi ve ‘Ne’liğine Dair Soru(n)lar”, Rojnameya Newroz, Ekim 2022… https://temeldemirer.blogspot.com/2022/10/dinin-islevi-ve-neligine-dair-sorunlar.html
[3] John Steinbeck, Gazap Üzümleri, çev: Rasih Güran, Remzi Kitapevi, 1968.
