Bandung Konferansı | Eyüp Yalur Yazdı
Kemalizm 1919 – 1923 yıllarında Anadolu halkına olduğu gibi, diğer İslâm ülkelerine de amacının Hilafeti Avrupa’nın saldırısından korumak olduğu mesajını veriyordu.
İtilaf Devletleri’nin Mart 1920’de İstanbul’u işgalinden sonra yayınladığı “İslâm Âlemine Beyanname”de Mustafa Kemal “bu tecavüz, Saltanat-ı Osmaniye’den ziyade, Makam-ı Hilafet’te hürriyet ve istiklallerinin yegâne istinadgahını gören bütün alem-i İslam’a racidir” diyordu.
Bu durum, 4 Mart 1924’te Halifeliğin kaldırılması ile ülke aleyhine değişmişti.
İslâm Dünyası, Kemalizmi İslam’a ihanetle suçluyordu.
İslâm Âlemi başarıya ulaşan Kemalist sistemi laikliğe yönelmekle İslâm dayanışmacılığı yerine, Avrupa’ya yaklaşıp Müslümanlara sırt çevireceği kuşkusuydu.
Müslümanlar bu düşüncelerinde haklılardı.
Kemalist Modernleşme ile Müslümanlar hiç de hazır olmadıkları bir sırada yüzleşmek zorunda kaldılar. Bütün değerleri altüst oldu.
Kemalizm yüzünü Batıya dönmekle Batı’nın bilim ve düşünce tarzını değil şapka ve modern giyim tarzını örnek aldı.
Ayağında çarık olmayan halka zoraki şapka giydirdi.
Lozan Antlaşması ile sınırları emperyalist güçler tarafından cetvelle çizilen ülkenin siyasi ideolojisi ezilen, sömürülen, esaret altında yaşayan halklara pusula, rehber olup öncülük edemez.
Sovyet Rusya’nın Türkiye üzerinde ki baskısı,
- Boğazlar üzerinde hak talep etmesi
- Kars, Ardahan, Artvin’i istemesi
- Trakya sınırında Bulgaristan ve Yunanistan lehine sınır değişikliği talep etmesi
- Montreux boğazlar sözleşmesini kabul etmemesi gibi
Türkiye bundan dolayı Batı Bloku’na yaklaşmıştır.
Eğer gerçekten “Kemalizm” bu ülkelere öncülük etmiş olsaydı, bu ülkeler bu rejimi benimserdiler. Oysa ki Türkiye’den başka Kemalist ülke olmamıştır.
Bandung Konferansı: 18-24 Nisan 1955 yılında Endonezya’nın Bandung kentinde düzenlenen Asya – Afrika Konferansı’dır. Bağımsızlığını kazanan ülkelerin bir araya geldiği ve sömürgeciliğe karşı çıktıkları bu konferansla Bağlantısızlar Hareketi’nin temelini atmışlardır.
Dünya siyasetini iki süper gücün başını çektiği bloklar, ABD (Batı Bloku), Sovyet Rusya (Doğu Bloku) ile yön vermek istiyorlardı.
Ancak ll. Dünya Savaşı’ndan sonra sömürgelerden bağımsızlıklarını kazanan, aynı zamanda bu bloklar arası ilişkileri etkileyen önemli gelişmelerden biri de üçüncü blokun ortaya çıkması olmuştur.
Bu üçüncü blokun ekonomik kalkınma ve sömürgecilikten kurtulma konularını görüşmek üzere organize ettiği konferansa Türkiye’yi de davet ediyorlar.
Türkiye davetli olduğu bu konferansa mesafeli kalmış ve daveti reddetmiştir.
Ancak başta ABD olmak üzere Batı müttefiklerinin “Aman gidin, orayı komünist bloğa bırakmayın” baskısıyla son anda katılmıştır.
Toplantıya katılan tek NATO üyesi olan Türkiye konferansta Batı Blokunun çıkarını savunmuştur.
1950’lerin ortalarında Bandung’da doğan tarihsel harekete yabancı kalarak ve uluslararası forumlarda, kuruluşları için uğraş veren uluslararın değil de sömürge ülkelerin yanında yer alan Türkiye, Birleşmiş Milletler’de Cezayir’e karşı Fransa lehinde oy kullanmıştır.
Türkiye adına konferansa katılan Fatin Rüştü Zorlu, konferansta sömürgeciliği eleştirmek yerine Sovyet Rusya tehdidine vurgu yapan sert bir anti komünist konuşma yapmıştır.
Türkiye üçüncü dünya ülkeleri nezdinde itibar, güven, prestij kaybetmiştir.
Uzun yıllar boyunca bu gelişmekte olan ülkelerle diplomatik ilişkilerini olumsuz etkilemiştir.
Kemalistler kendi sistemlerinden o kadar eminlerdi ki, kendilerince üstün, çağdaş gördükleri rejimi Müslüman ülkeler, üçüncü dünya ülkeleri er veya geç bu modeli örnek alıp uygulayacaklardı.
Oysa ki Kemalistlerin evdeki hesapları çarşıya hiçbir zaman uymamıştır.
