ANASAYFASİYASETKürt / Kürdistan Meselesinde “Aşılan Eşikler” ve Devletin Yeni Yaklaşımı

Kürt / Kürdistan Meselesinde “Aşılan Eşikler” ve Devletin Yeni Yaklaşımı

Hasan Özkan makalesinde devletin yeni yaklaşımı, çözüm süreci mi yönetilebilirlik mi sorusunu gündeme getiriyor; asıl hedef barıştan çok düşük maliyetli istikrar.

Çözüm süreci mi yönetilebilirlik mi? | Hasan Özkan yazdı

Türkiye’de son dönemde yeniden hız kazanan süreç tartışmaları, kamuoyunda çoğu zaman “yeni çözüm süreci” başlığı altında değerlendiriliyor. Özellikle siyasal iktidarın kullandığı temkinli dil, muhalefetin süreç karşısındaki pozisyon alışları ve devlet çevrelerinden gelen kontrollü açıklamalar, toplumun önemli bir kesiminde yeniden bir “barış arayışı” algısı yaratmış durumda. Ancak sürecin siyasal mimarisi dikkatle incelendiğinde ortaya çıkan tablo, geçmişteki çözüm süreçlerinden hem yöntem hem de amaç bakımından bazı farklılıklar taşısa da Kürt, Kürdistan meselesine yaklaşımda esasta 2014-15 sürecinin tekrarıdır. Çünkü resmiyette halen Kürt milletinin varlığı ret ve inkar ediliyor ve asimilasyon ağırlaşarak sürüyor.

Bugün şekillenmekte olan yapı; Kürt meselesinin tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarını çözmeye odaklanan kapsamlı bir demokratikleşme hamlesinden çok, PKK’nin kontrollü biçimde silahsızlandırılması, yeniden yapılandırılması ve bölgesel denklem içinde yönetilebilir hale getirilmesini hedefleyen stratejik bir devlet planına işaret ediyor.

Bu nedenle bugün yaşananları klasik anlamda bir “barış süreci” olarak tanımlamak eksik kalır. Çünkü ortada henüz:

Kürt meselesinin barışçıl demokratik çözümü, yeni bir anayasal perspektif, demokratik reform paketi, bütün etnik ve inançsal kimlik haklarına dair yapısal değişim, yerel demokrasiye ilişkin dönüşüm, siyasal temsil mekanizmalarının yeniden kurulması gibi unsurlar bulunmuyor.

Tam tersine süreç boyunca öne çıkan temel kavramlar: Güvenlik, istikrar, koordinasyon, silahsızlanma, kontrol, normalleşme oluyor. Bu da devletin meseleye hangi perspektiften baktığını açık biçimde gösteriyor.

Devlet Aklının Değişmeyen Merkezî Refleksi, Kürt meselesine yaklaşımında tarihsel olarak değişmeyen temel unsur, meseleyi daima güvenlik ekseninde ele almasıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt meselesi: Bir milletin ve ülkesinin tanınması temelinde halkların ortak yaşamının kalıcı güvenceye alınmasıyla eşit yurttaşlık sorun ve demokratik temsil temelinde değil; devletin bütünlüğünü tehdit eden güvenlik sorunu olarak değerlendirildi.

Bugün değişen şey bu refleksin tamamen ortadan kalkması değil; yalnızca yöntemlerinin güncellenmesidir. Eskiden devlet: Doğrudan askeri bastırma, olağanüstü hal rejimleri, sert güvenlik politikaları stratejileri üzerinden hareket ediyordu. Bugün ise daha sofistike, daha kontrollü ve daha uluslararası dengeleri hesaba katan yeni bir model ortaya çıkıyor. Bu yeni modelde devlet: Çatışmayı tamamen bitirmekten çok, onu yönetilebilir hale getirmeye çalışıyor. Çünkü modern devlet aklı açısından en önemli mesele artık “tam zafer” değil; düşük maliyetli istikrardır.

Bahçeli’nin Açıklamaları Neden Önemli?

Devlet Bahçeli’nin son dönemde yaptığı açıklamalar bu nedenle son derece dikkat çekicidir. Bahçeli’nin önerileri yalnızca bir parti liderinin çıkışı değil; devletin güvenlik bürokrasisiyle uyumlu yeni yaklaşımın siyasal tercümesi olarak okunmalıdır.

Özellikle: Öcalan’ın süreçte aktif rol alması, koordinasyon mekanizmasının kurulması, devlet denetiminde takip komisyonlarının oluşturulması, kamuoyunun kontrollü biçimde bilgilendirilmesi gibi öneriler, devletin artık “tam dışlama” yerine “kontrollü entegrasyon” modeline yöneldiğini gösteriyor. Bu yaklaşım ilk bakışta paradoksal görünebilir. Çünkü yıllarca “mutlak düşman” olarak tanımlanan bir figürün bugün süreçte merkezi role yerleştirilmesi ciddi bir kırılma gibi algılanıyor. Oysa burada ideolojik değil stratejik bir dönüşüm söz konusu.

Devlet artık şunu görüyor: PKK yalnızca Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteren klasik bir silahlı örgüt değil; bölgesel, toplumsal ve uluslararası bağlantıları olan çok katmanlı bir yapı haline geldi. Bu nedenle hareketi tamamen dışarıda bırakarak çözmek giderek zorlaşıyor.

Yeni Dönemin Ana Mantığı: Kontrollü Dönüştürme

Bugünkü stratejinin merkezinde “yok etme” değil, “dönüştürme” mantığı bulunuyor. Çünkü devlet açısından en büyük risklerden biri, örgütün kontrolsüz biçimde parçalanmasıdır. Böyle bir durumda: Farklı silahlı gruplar oluşabilir, yeni radikal yapılar ortaya çıkabilir, Suriye-Irak hattında bağımsız güç odakları gelişebilir, bölgesel istikrarsızlık büyüyebilir. Dolayısıyla devlet, örgütün tamamen dağılmasını değil, tek merkezden kontrollü biçimde yeniden yapılandırılmasını tercih ediyor.

Bu noktada Abdullah Öcalan kritik bir işleve sahip hale geliyor. Öcalan örgütsel çözülmeyi yönetebilecek tek otorite olarak değerlendiriliyor. Bahçeli’nin özellikle “kurucu önder” vurgusu yapmasının nedeni de bu. Bu vurgu aynı zamanda PKK içindeki alternatif liderlik alanlarını sınırlamayı hedefliyor. Başka bir ifadeyle; Devlet, Öcalan’ın etkisini büyütmüyor; o etkinin kontrol altında kullanılmasını istiyor.

Sürecin Asıl Merkezinde Ne Var?

Bugünkü sürecin merkezinde Kürt meselesini çözmek ve demokratikleşmeden çok güvenlik mimarisi bulunuyor. Devletin temel hedefleri şunlar gibi görünüyor: silahlı çatışma kapasitesini azaltmak, örgütün bölgesel hareket alanını sınırlamak, iç güvenlik maliyetini düşürmek, Suriye merkezli yeni jeopolitik riskleri kontrol etmek, örgütü merkezsiz ama yönetilebilir bir forma dönüştürmek. Bu nedenle süreçte sürekli “silahsızlanma” vurgusu yapılıyor; ancak Kürt meselesinin siyasal çözümüne dair net bir çerçeve sunulmuyor.

Aslında burada devletin temel tercihi açık: Sistemi dönüştürmek yerine, çatışmayı dönüştürmek. Bu da sürecin neden Kürt meselesinin çözümü temelinde “barış” değil “istikrar” merkezli ilerlediğini açıklıyor.

Ortadoğu’daki Yeni Denge ve Kürt / Kürdistan Meselesi

Bugünkü süreci yalnızca Türkiye iç siyasetiyle okumak eksik olur. Çünkü asıl belirleyici faktörlerden biri Ortadoğu’daki büyük dönüşümdür. Özellikle: Suriye iç savaşı, Rojava Kürdistan’ında oluşan yeni Kürt yapıları, İran’ın bölgesel zayıflaması, İsrail-Türkiye rekabeti, ABD’nin yeni güvenlik stratejileri, Türkiye’nin Kürt / Kürdistan meselesine bakışını doğrudan etkiliyor.

Ankara artık PKK’yi yalnızca iç güvenlik problemi olarak değerlendirmiyor. Hareket sınır aşan, çok merkezli, bölgesel bağlantıları olan, diplomatik kapasite geliştirmiş bir yapıya dönüşmüş durumda. Dolayısıyla bugün yürütülen süreç aynı zamanda Türkiye’nin yeni Ortadoğu düzenine uyum arayışıdır.

Sonuç: Çözüm süreci mi yönetilebilirlik mi?

Ortaya çıkan tablo gösteriyor ki devletin temel amacı, Kürt meselesini demokratik zeminde çözmekten çok, çatışmayı düşük maliyetli ve kontrol edilebilir hale getirmek.

Bu nedenle, anayasal dönüşümden kaçınılıyor, siyasal yeniden kuruluş tartışmaları erteleniyor, demokratik reform alanı sınırlı tutuluyor.

Bunun yerine,silahlı kapasitenin eritilmesi, örgütsel dönüşüm, kontrollü entegrasyon, bölgesel risk yönetimi öne çıkarılıyor. Dolayısıyla bugün yaşanan süreç, Kürt meselesinin barışçıl çözümü yerine devlet güvenliğini esasa alan bir devlet mühendisliği operasyonu görünümü taşıyor. Ancak hâlâ cevapsız kalan tarihsel soru şudur: Silahlı yapı dönüştürüldüğünde, Kürt meselesi gerçekten çözülmüş mü olacak? Yoksa yalnızca çatışmanın biçimi mi değişecek? Türkiye’nin önündeki asıl siyasal eşik tam da burada başlıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL