Türkiye Solu ve Kürt Sorunu | Eyüp Yalur Yazdı
Kürt sorununun yüzyıldır çözülememesinin sorumlularından birisi de Türkiye soludur.
Türkiye solunun Kemalizm’le kurduğu güçlü bağ, Kürt sorununa Kemalizm perspektifi ile baktığı için çözümün tarafında yer alamadı, çözümün öznesi, aktörü olamadı.
Sendikal hareketler, emek cephesini de direkt ilgilendiren Kürt sorununun çözümüne ilişkin ortaya somut bir proje koymadılar.
Türkiye Solu ve Kürt Sorunu: Tarihsel Bir Eleştiri
Cumhuriyet’le birlikte Kürt sorunu, Cumhuriyet’i kuran kadrolarda irtica ile özdeşleştirildi. Kısmen de başarılı oldular.
Türkiye’deki sol hareketler kendilerini “Kemalist Devrim”in tamamlayıcısı olarak gördükleri için cumhuriyeti ilerici, Kürtleri ise feodal, feodalizmi ise Kürtler ve Kürt sorununu temsil ettiğinden, Kürtlere karşı birkaç istisna (sol hareketler) dışında hepsi rejimin yanında yer aldılar.
Şeyh Said olayındaki ulusal kalkışma boyutu görmezlikten gelinip irtica ile özdeşleştirildi.
Kürt ulusal mücadelesini irtica ve feodalizm ikilemi üzerinden değerlendirdiler.
Kürt siyasi hareketi kitleselleştikçe “küçük burjuva milliyetçiliği” ile suçlandı.
Bu tür süslü laflarla ve kavram kargaşası ile Kürt siyasi hareketi dışlanmak, pasivize edilmek, marjinalleştirilmek, boğulmak isteniyor.
Oysa ki Kürt siyasi hareketi hiçbir zaman “Bir Kürt dünyaya bedeldir. Ne mutlu Kürdüm diyene” demediler.
Kürtler her zaman demokratik haklarını ve siyasi statü talep ettiler.
1921 Anayasası’nda ülkenin kurucu öznesi olarak kabul edilen Kürtler, Lozan’da inkâr edilerek yok sayıldılar.
Bu mu anti emperyalist olmak?
Emperyalizmi sınır ötesinde, okyanus ötesinde mi aramak gerekir?
Hayır.
Emperyalizm tam da burnumuzun dibindedir.
Kürt sorununa güvenlik perspektifi ile bakılırsa, bu kronikleşen sorun cumhuriyetin ikinci yüzyılında da çözülemeyecek gibi görünüyor.
Kürt sorunu siyasi statü meselesidir, ana dilde eğitim meselesidir, eşit temsiliyet hakkı meselesidir, hukuk meselesidir, kültürel haklar meselesidir, daha da önemlisi kaderini tayin etme meselesidir.
İşte solun tarihsel olarak en çok etkili olduğu bu demokratikleşme zemininde yer almalı, bu zemine sahip çıkmalıdır.
Kürt hareketine karşı Şefik Hüsnü’nün başını çektiği eğilim hiçbir zaman Kürtler lehine değişmemiştir. 1928 Ağrı, 1937 Dersim isyanları sırasında TKP devletten yana tutum almıştır.
Dersim ayaklanmasının ezilmesi ise “İsmet Paşa Hükümeti’nin feodal gericiliğe karşı en büyük zaferi” diye yorumlanmıştır.
Koçgiri katliamı.
Şark Islahat Planı.
Zilan katliamı.
Varlık Vergisi.
6-7 Eylül olayları.
İl, ilçe, köy, mahalle, coğrafya gibi orijinal isimlerin değiştirilerek Türkçeleştirilmesi.
Ermeni, Rum, Yahudilere yönelik pogrom.
Irkçı, milliyetçi ulus inşası için yapılan bu ve benzeri eylemler mi anti emperyalisttir?
O günkü TKP ve diğer sol gruplar (Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı ve 1963-1970 arası Türkiye İşçi Partisi’ni bunun dışında tutabiliriz) Kürt/Kürdistan sorunu hakkında ne, nasıl düşünüyorlarsa, bugün de (birkaç devrimci grup hariç) aynı şekilde düşünüyorlar.
Dünyadaki sol, sosyalist hareketlerdeki değişimler, gelişmeler bu ülkenin sol, sosyalist hareketlerini etkilemiyor, ilgilendirmiyor.
Onlar sadece sosyalist önderlerin, Marx, Engels, Lenin gibi kişilerin sözlerini papağan gibi tekrarlayıp dururlar.
“Halkların kaderini tayin hakkı, halkların kardeşliği” gibi devrimci sloganların içeriği boşaltılarak sadece slogan olarak kullanırlar.
Uygulamada hiçbir faaliyet yok.
Dünya değişti, insanlar değişti, sol değişti, sağ değişti, teknoloji değişti… Bu ülkede siyaset açısından hiçbir şey değişmedi.
Bu ülkenin sağ, sol kavramı da birbirine karışmış durumdadır. Sadece egemen ideoloji, geçer akçe Kemalizm’dir.
Çünkü bunlar ya sol Kemalizm’e ya da sağ Kemalizm’e mensuplar.
Kendilerini çağa uydurmak gibi bir dertleri yoktur.
Artık Türk sol hareketleri bu soruna kayıtsız kalamazlar. Kendilerini ırkçı, ulusalcı motiflerden sıyırıp çağdaş bir perspektifle yaklaşmalılar. Bu sorun güvenlik sorunu değil , bir “demokrasi” sorunudur.
