Ana SayfaNIVÎSKARÊNDevlet (kim, ne için vardır?)

Devlet (kim, ne için vardır?)

Mehmet Uçar / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

İlk Devlet Nerede Ortaya Çıktı?

Tarihte ilk devlet, göçebe yaşam tarzına sahip olan Sümerlerin Mezopotamya’da yerleşik bir yaşam sürdüren topluluk/topluluklar üzerinde egemenlik (otorite) kurmasıyla ortaya çıkmıştır.

Devlet Nedir?

Devlet, toprak (coğrafya) bütünlüğüne bağlı olarak, siyasal bakımdan örgütlenmiş ulus veya uluslararası topluluğun ya da toplumların oluşturdukları bir tür tüzel kişiliktir. Devlet, siyasal bir birliktir. Devleti kuran bireyler arasında kültürel birlik gereklidir.

Ancak, kültürel birlik tek başına yeterli olmayabiliyor.

Bugün üzerinde yaşadığımız yerkürede iki yüzünden fazla devlet vardır.

Devlet, otorite kullanan bir aygıttır.

Toplamdaki ekonomik ve politik farklılık ile birlikte “güçlü” olanların “zayıf olanlar” üzerinde kurdukları otorite sonucunda devlet aygıtının ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ekonomik eşitsizlikten kaynaklanan otorite, zayıf olarak nitelenenlerin üzerinde güçlü olanların baskısı olarak kendini gösterir.

Devletin Unsurları

Devletin üç unsuru vardır: İnsan, toprak (ya da üretim araçları) ve güç (otorite).

Devlet Mutlaka Olmalı mıdır?

Hayır!

Avcı ve toplayıcı kültür içinde yaşamlarını sürdürenler ile küçük tarım toplumlarında devlet kurumu henüz yoktur. Çünkü devletin var olmasında aranan politik güç ve ayrışma bu tür topluluklarda yoktur.

Baskı aracı (otorite) olan devlet, kutsal kitaplardan Tevrat’a göre “Leviathan=Büyük balina)” canavarına benzetilir. Makx Weber: Devleti, “meşru şiddet kullanma aracı” olarak; tarif eder.

Basit bir açıklama ile devlet: Göçebe hayat sürdürenler ile yerleşik hayat sürdürenler arasında; yani çobanlar ile çiftçiler arasındaki mücadeleden ortaya çıkmıştır. Tarımsal ürünlerin eşit olarak paylaşılmamasından dolayı, toplumsal katmanlar ortaya çıktı. Bu eşitsizlik de devletin ortaya çıkmasına katkı sundu.

Tarım alanında elde edilen ürünlerin kayıt altına alınması yazının icadına, paylaşım ile mülkiyeti koruma ihtiyacı da hukuk ve dinin oluşumunu beraberinde getirdi. Yeni ihtiyaçlar, “yeni” kavramları insanlığın hayatına kattı.

Ekonomik ve politik koşullar ve eşitsiz bölüşme toplum bireyleri arasında farklılaşmayı yarattı. Devlet gerçeğini yarattı.

DEVLET ÇEŞİTLERİ

Köleci Devlet

İnsanların özgürlüklerinden yoksun kılınarak başkalarının malı sayılmaları kölelik olarak adlandırılabilir. Köleci devlet sisteminde, insanlar derebeyi ya da hükümdarın özel mülkiyetindedir. Kölenin hiçbir hakkı yoktur. Hak talebinde bulunamaz.

Monarşik Devlet

Bu devlet sisteminde: Yasama, yürütme ve yargı yetkisi hanedan tarafından kullanılır. Yönetim, “miras” yoluyla devredilir.

Monarşik yapının farklı bir türü olan Meşrutiyette ise: Hükümdarın (Kral, Sultan, Han, Padişah) yetkileri yasa ile sınırlandırılmıştır. Meclis var, seçimler yapılır. Güya halk vekillerini seçer, yasalar çıkarılır ama onay makamı yine de hükümdardır.

Aristokratik Devlet

Antik Yunan’da ortaya çıkmıştır. Sözlük anlamı: En iyi ve kudret anlamındadır. Soylu takım halkı yönetir. Yönetim ve yönetme soyluların tekelindedir.

Teokratik Devlet

Hukuksal yapısı dinsel nitelik taşır. Devletin dine tabi olduğu devlet biçimidir.

Laik Devlet

Egemen siyasi gücün ve bu gücü yöneten iktidarın dinle devlet yönetimi arasına çizgi koymasıdır. Başka bir anlatımla: Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasıdır.

Demokratik Devlet

Egemenliğin bizzat halkın elinde olduğu devlet şeklidir. Din, dil, ırk ayırımı gözetmeden, herhangi bir ayrıcalığın kimseye tanınmadığı, herkesin devlet ve hukuk karşısında eşit sayıldığı devlet şeklidir.

İktidar, seçimle belirlenir ve en fazla oyu alan başa gelir ve halk adına ülkeyi yönetir.

Kapitalist Devlet

Bir sınıfın (zenginlerin) diğer sınıf (yoksullar/emekçiler) üzerinde egemenliğini sağladığı devlet şeklidir. Devlet, bağımsız değil; kapitalist sisteme hizmet eder. Bir yanda emeğini satarak yaşamaya çalışan yoksul ve emekçiler, öte yandan para sahibi zenginlerin yoksul ve emekçilerin ürettikleri üzerinde büyük kazançlar elde ettikleri vahşi düzenin var olduğu devlet biçimidir.

İmparatorluk

İmparatorluk: Emir verme, üstün güç ve hakimiyet anlamına gelir.

Latincede “imperium” sözcüğüyle ilişkilendirilmiştir.

İmparatorluk, merkezi monarşi sistemiyle yönetilen ve çok uluslu bir yapıya sahiptir. Merkezde bir “güçlü” devlet ve ona bağ(landırılmış)lı irili ufaklı devletlerin toplamından oluşur.

Devlet, başlangıçta askeri özelliklere sahip egemen kişi veya gruplar tarafından kurulduktan sonra, egemen güçler büyük askeri faaliyetler ve fetihlerle daha geniş topraklara, farklı coğrafyalara sahip olma ve sömürme arzusuyla hareket eder, o toprakları savaşla kendine bağlar. Bu noktadan itibaren devlet imparatorluk biçimini almıştır.

Geniş topraklara sahip olma imparatorlukların en belirgin özelliğidir.

Geniş topraklara sahip devlet, aynı zamanda eşi benzeri görülmemiş yetki ve otoriteye sahip hükümdarları sahneye çıkarır. Hükümdar, yani imparator kendini; dünyanın yöneticisi ve dinlerinin temsilcisi olarak görür.

Büyük askeri güçler, fetih yapanlar, savaşı kazanmakla yetinmezler; fetihi bir “Merkezi Devlet” inşa etme faaliyetiyle tamamlarlar. Merkezileşmek için de yine güçlü ve merkeze sadık bir bürokrasi oluşturma, işgal edilen ülkede askeri üs, hazine ve vergi sistemini kurarlar. Ulaşım(?) için de güvenli yollar yaparlar.

Bütün çaba, kurulan sömürü düzenini kalıcı hale getirmektir.

İmparatorluklar, sömürü ve sömürge düzeninin en ileri yapısı olarak ömrünü tamamlayıncaya kadar işbaşında kalmaya devam ederler.

1789 Fransız Devrimiyle birlikte dünyaya yayılan eşitlik, özgürlük, bağımsızlık, ulusçuluk kavramları imparatorluk boyunduruğu altındaki ulusların bağımsızlıklarını ilan etmesiyle birlikte imparatorluklar tarihe karıştı.

Monarşiyle yönetilen Osmanlı İmparatorluğunun son padişahı (imparatoru) 2. Abdülhamit’tir. Abdülhamit’le birlikte imparatorlar da tarihe karıştı.

SÖMÜRGECİ DEVLET ve GÜNÜMÜZDE EMPERYALİZM

Sömürgecilik, bir devleti ve ulusu veya topluluğu siyasal ve ekonomik olarak kendi egemenliği altına almaktır. Sömürgeci devlet, kendi egemenliği altına aldığı devleti, ulusu ve topluluğu sömürür.

Sömürgeciler, sömürdükleri insanlara göre kendilerini daha üstün ve ayrıcalıklı olarak görürler. Sömürü düzenine uygun düzenlemeler yaparlar. Sömürgeci devlet, boyunduruğu altındaki ülkede yaşayan halkın “iyiliği” için çalıştıkları yalanını yayar, öylesi bir algı yaratırlar.

Tarihte, sömürgeci Akad İmparatorluğundan sonra, İspanyollar, Britanya (İngiltere), Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri çeşitli ülkeleri (bazen bahaneler yaratarak) işgal ederek sömürgeleştirmişlerdir.

Sömürgeciliğe tabi tutulan bazı ülke veya uluslar zaman içinde sömürgeciliğe karşı mücadele geliştirerek, büyük bedeller ödeyerek bağımsızlık savaşı vermiş ve çoğu bağımsızlığını kazanmıştır.

Sömürgeci devletlerin “yayılmacı” biçimine emperyalizm adı verilmektedir. Bir ülkenin başka bir ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak baskı altına almasına emperyalizm diyoruz. Günümüzde emperyalist devletler işgal etmek ve baskı altına almak yöntemi yerine, sömürmek istediği ülkede işbirlikçiliği geliştirmiştir. Ülke yönetiminde bulunanları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme siyaseti geliştirmişlerdir.

Sömürgecilik, siyasi ve ekonomik olarak baskı altına aldığı ülke veya ulusta işgalle birlikte yerleşim alanları kurar. Kısaca, sömürgecilik ile emperyalizm arasındaki fark budur.

Sömürgecilik, ilhak ettiği ülkede katışıksız asimilasyon uygular.

Sömürgeci devlet, boyunduruğu altına aldığı ülke ve ulusu iliğine kadar sömürdüğü gibi, işgal ettiği ülke insanını kültürel olarak yok etmeyi de amaç edinir.

Sömürgeci devlet, sömürdüğü halkın ana diliyle konuşmasını yasaklar. Yasaklamakla kalmaz, her fırsatta ayıplar ve aşağılar. Sömürgeci devlet, işgal ettiği ülke insanlarının her şeylerini unutmalarını, kültürel kimliğini terk etmelerini, kendi yaşam tarzından sıyrılarak kendisine dayatılan başka bir kültürü ve yaşam biçimini –zorla- benimsemesini hedefler. Silsile ile aileden ve ana dilinden gelen isimleri zorla değiştirir, köy, kasaba, şehir adlarını değiştirir. Bu yaptırım biçimlerine kısaca “asimilasyon” diyoruz. Asimilasyon, özet olarak, kişi veya toplumu özünden kopararak özümleme etmektir. Sömürgeci devlet, işgal ettiği devlet veya ulusun etnik kimliğini yok etmek esası üzerine kurulu bütün yol ve yöntemleri devreye koyar.

Sömürgeci veya emperyalist devletlerin politikaları, işgal ettiği veya ekonomik ve siyasi olarak baskı altına almaya çalıştığı ülke ve ülke insanına karşı yöntemleri çok vahşidir. Kendi çıkarları uğruna her türlü baskı yöntemini rahatlıkla uygulamaktan kaçınmazlar. İliğine kadar sömürdükleri insanların söz ve karar hakkı yoktur. Sömürgeci veya emperyalist devletin insanları efendi, sömürülen ülke veya devletin insanları köle statüsündedir.

Asimilasyon politikası, inkar ve imha planlarını birer birer devreye koyar. Asimilasyoncu devlet, işgal ettiği ülke insanını potasında eriterek kendi kimliğinin o ülke veya devlette kabul görmesini ve benimsenmesini zorlar. Toplumun gelenek, görenek ve inançlarını hiçe sayar; kimi zaman resmen yasaklar. Sömürgeci devlet sömürmekle kalmaz, zaman içinde asimilasyona tabi tuttuğu ulusun eriyip yok olmasının yolunu açar. Tarihte bu şekilde yok olmuş birçok ulus ve devletin şimdi sadece adları söylenir ama tarih sahnesinde silinmiş ve yok olmuşlardır.

Emperyalist Devlet

Günümüzde eski feodal imparatorlukların yerini emperyalizm aldı.

Emperyalizm; sömürü amacıyla yeryüzünün imkân bulunulan her yerinde kaynaklara el koymaya, kuvvet kullanmaya, talana ve giderek medeniyetleri yok etmeye varan kapitalizmin ömrünü uzatmanın tarihsel yöntemidir.

Emperyalist devlet, feodal yöntemlerle ülkeleri işgal ederek sömüren imparatorlukların yerini günümüzde daha “modern” yöntemlerle ulus ya da devletleri işgal ederek, o bölgenin yeraltı ve yer üstü zenginliklerini (hatta insan gücünü de) ellerinden alma, azgınca, toptan sömürmeyi hedefler ve uygular.

Emperyalist devlet, kimi zaman başka coğrafyaları fiilen işgal eder; sömürü çarkını kalıcı olarak kurar. Fiili işgal, kendine bağlı “yerli” yönetimleri işbaşına getirdikten sonra işgale son verebilir. O noktadan itibaren “yerli” işbirlikçiler kendi halkına değil, emperyalist devletin çıkarlarını her şeyin üstünde tutarlar. Efendisi olan emperyalist devlete hizmet ederler.

Devlet: Kim ve Ne İçin Vardır?

Buraya kadar çeşitli devlet biçimlerini özet olarak anlatmaya çalıştım.

Yurttaş mı devlet için, devlet mi yurttaş için vardır?

Özünde egemenlik (bir yanıyla otorite) barındıran devlet, insanlık tarihiyle birlikte var olmuştur. Üretim ilişkilerindeki eşitsiz paylaşım devletleşmeyi dayatmıştır. Devlet kuran egemen güç, diğer insan ve topluluklar üzerinde baskı kurmuştur. İnsanlık tarihinin ilk zamanlarında küçük küçük krallıklar, devletçikler şeklinde ortaya çıkan devlet olgusu, tarihi gelişimle birlikte farklı biçimler almıştır. Küçük krallıklardan imparatorluğa kadar varan devlet, özünde “sömürü” ve “sömürme” işlevi yapmıştır.

Üretim ilişkilerinin feodal çağında ortaya çıkan devlet anlayışında: “Devlet Babadır.” Her şeye kadir ve güçlü olarak tanımlanır. Devlet “baba” mertebesine çıkarıldığı zaman da babaya yani devlete saygı duymak, ona karşı gelmemek, onu kutsal bir varlık olarak görmek telkinleri yapılırdı. Hatta devleti yöneten kral ya da hükümdar, “Tanrı Adına” yeryüzündeki halkı yönetmekle görevli olduklarını ileri sürerlerdi. Devlet, gücü elinde tutan egemenlerle özdeşleştirilmiştir. Halk, devlet için vardır, devlete hizmet eder. Devlete karşı gelinmez, sorgulanmaz ve eleştirilmez…

Oysa çağdaş hukukun uygulandığı toplum ve ülkelerde devlet, insan için, yurttaş için vardır. Birey ve toplum devletin hizmetinde değil; devlet bireyin ve toplumun emrinde olmalıdır. Devletin “kutsal” olduğu safsatadan başka bir şey değildir. Devlet, birey ve toplumun huzuru, güvenliği için organizatör bir aygıttan başka bir şey değildir, olmamalıdır.

15 Aralık 2023

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
- Advertisment -

Recent Comments

Verified by MonsterInsights