İslamabad barış görüşmeleri: ABD ile İran masada. ABD ile İran arasında 40 gündür süren savaşın ardından, bugün Pakistan’ın başkenti İslamabad’da başlayacak barış görüşmeleri, Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek kritik bir dönemeç olarak kayıtlara geçiyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığındaki heyetler, Türkiye saatiyle 13.00’te resmen masaya oturuyor. Görüşmelerin ana gündem maddeleri arasında İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçiş ve Lübnan’da ateşkes yer alıyor. Ancak tarafların talepleri arasındaki derin uçurum ve özellikle Lübnan’ın anlaşma kapsamına dahil edilip edilmeyeceği konusundaki anlaşmazlık, görüşmelerin başarı şansını belirsiz kılıyor. ABD ile İran arasında iki haftalık geçici ateşkesin sağlandığı 7 Nisan’dan bu yana, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi ise ateşkesin kırılganlığını gözler önüne seriyor.
ABD heyeti, Başkan Yardımcısı JD Vance liderliğinde, Özel Temsilci Steve Witkoff ve eski başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’den oluşuyor. Heyet bu sabah İslamabad’a ulaştı ve Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ile Genelkurmay Başkanı Asım Munir tarafından karşılandı. İran heyeti ise Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığında, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de aralarında bulunduğu 70 kişilik bir kadrodan oluşuyor. İran heyeti dün akşam İslamabad’a gelmiş ve aynı törenle karşılanmıştı. Heyetler, resmi görüşmeler öncesinde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile ayrı ayrı bir araya geldi.
Bu gelişme, emperyalist güçlerin Ortadoğu’daki çatışma alanlarını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme çabalarının yeni bir aşaması olduğu kadar, bölge halklarının savaş ve yıkım döngüsünden çıkma umudunu da beraberinde getiriyor. Ancak şimdiye kadar savaşın en ağır bedelini ödeyenlerin, Lübnan’daki siviller, İran’daki emekçi kesimler ve bölgede yerinden edilen yoksul halklar olduğu unutulmamalı.
Reuters: ABD, İran’ın dondurulmuş varlıklar şartını kabul etti
Görüşmeler öncesinde İran, müzakere masasına oturmak için iki temel ön koşul ileri sürmüştü: ABD ile sağlanan ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması ve İran’a ait dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması. Reuters’ın İranlı üst düzey bir kaynağa dayandırdığı habere göre, ABD, Katar ve diğer yabancı bankalarda tutulan İran’a ait dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını kabul etti. Kaynak, bu adımın “Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişlerle doğrudan bağlantılı” olduğunu belirtti. ABD’den konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmezken, Beyaz Saray daha önce İranlı yetkililerin benzer açıklamalarını yalanlamıştı.
Değerlendirmeler şu yönde: ABD’nin dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını kabul etmesi, İran’ın elini güçlendiren bir taviz olarak okunuyor. Ancak bu taviz, ABD’nin asıl hedefi olan İran’ın uranyum zenginleştirme programına son verilmesi ve bölgedeki müttefiklerine desteğini kesmesi karşılığında verilmiş bir ödün olabilir. Yani masada bir pazarlık var ve bu pazarlığın bedelini yine bölge halkları ödeyecek.
Lübnan görüşmelerin kilit tartışma konusu
ABD ile İran arasında sağlanan iki haftalık ateşkesin Lübnan’ı kapsayıp kapsamadığı, görüşmelerin en çetrefilli konusu olmaya devam ediyor. İran ve arabulucu Pakistan, ateşkesin Lübnan’ı da kapsadığı görüşünde. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, iki ülke arasında varılan anlaşmanın Lübnan’ı da kapsadığını açıkça ifade etti. Pakistan Planlama ve Kalkınma Bakanı Ahsan İkbal ise “paket bir ateşkes” gerektiğini belirterek İsrail’in “bu tarihi fırsatı baltalayan bir aktör olmamasını umduklarını” söyledi.
Ancak ABD ve İsrail aynı fikirde değil. Beyaz Saray, ateşkes anlaşmasına Lübnan’ın dahil olmadığını açıklarken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu “Lübnan’da ateşkes olmayacak” diyerek Hizbullah’ı hedef almaya devam edeceklerini duyurdu. Ateşkese rağmen İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapatmasına neden oldu. Lübnan hükümeti ise Pakistan’daki görüşmelere dahil edilmek istiyor. BBC’ye konuşan Lübnanlı bakan Haneen Sayed, “ne tür bir ateşkes ve barışa ihtiyaç olduğu bizimle de görüşülmeli” dedi.
Bu durum, emperyalist güçlerin bölge ülkelerinin kaderini kendi aralarında belirleme geleneğinin bir devamı niteliğinde. Lübnan halkı, topraklarında yürütülen bir savaşın sonlandırılması konusunda söz hakkı olmadan, iki büyük gücün pazarlık masasında bir maddeye indirgenmiş durumda. Bu da sömürgecilik ilişkilerinin günümüzdeki tezahürlerinden biri olarak karşımızda duruyor.
İran’ın 10 maddelik planı ve ABD’nin talepleri
İran’ın ABD ve İsrail’e sunduğu 10 maddelik plan, görüşmelerin temel çerçevesini oluşturuyor. İran devlet televizyonunun aktardığına göre plan şu unsurları içeriyor: Irak, Lübnan ve Yemen’deki savaşın tamamen sona erdirilmesi; İran’a yönelik savaşın kalıcı olarak bitirilmesi; ABD’nin Ortadoğu’daki askerlerini çekmesi; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve seyrüsefer güvenliği için bir protokol oluşturulması; İran’a yeniden inşa maliyetleri için tam tazminat ödenmesi; yaptırımların tamamen kaldırılması; dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması; İran’ın nükleer silah edinmeyeceğine dair tam bağlılık göstermesi ve tüm cephelerde derhal ateşkes.
ABD’nin İran’a ilettiği 15 maddelik plan ise çok daha kapsamlı talepler içeriyor. Reuters’ın İsrailli kaynaklardan aktardığına göre bu planın öne çıkan maddeleri şöyle: İran’ın zenginleştirilmiş uranyumlarının ülke dışına çıkarılması; asla nükleer silah üretmeyeceğine garanti vermesi; uranyum zenginleştirmesine son verilmesi; balistik füze programının kısıtlanması; bölgedeki müttefiklerine maddi desteğini sonlandırması; Hürmüz Boğazı’nın koşulsuz açılması; Natanz, İsfahan ve Fordo nükleer tesislerinin sökülmesi.
İki plan arasındaki uçurum, müzakerelerin ne kadar zorlu geçeceğini gösteriyor. Özellikle uranyum zenginleştirme konusunda taraflar taban tabana zıt. İran zenginleştirmeye devam etmeyi hedeflerken, ABD Başkanı Trump bunu “müzakere bile edilemeyecek bir konu” olarak nitelendiriyor.
Kalibaf: Sopa kullanan “pragmatik sertlik yanlısı”
İran heyetine başkanlık eden Muhammed Bakır Kalibaf, ülkenin en deneyimli siyasetçilerinden biri. 64 yaşındaki Kalibaf, Devrim Muhafızları’ndaki askeri geçmişi, polis şefliği, 12 yıllık Tahran Belediye Başkanlığı ve 2020’den bu yana sürdürdüğü Meclis Başkanlığı göreviyle İran siyasetinde önemli bir aktör. Dört kez cumhurbaşkanlığına aday olmasına rağmen kazanamayan Kalibaf, “pragmatik bir sertlik yanlısı” olarak tanımlanıyor.
Kalibaf’ın geçmişindeki tartışmalı olaylar da dikkat çekiyor. 1999’daki öğrenci protestolarının sert şekilde bastırılmasında rol aldığına inanılıyor. Sızdırılan bir ses kaydında “Şu an elimde sopa ile 1000 cc’lik bir motosiklet üzerinde olduğum bir fotoğrafım var… Sokaklara çıkıp sopa kullanmanın gerektiği her yerde biz varız. Ve bununla gurur duyuyoruz” dediği duyulmuştu. Ayrıca 2016’daki “astronomik mülkler” skandalı ve 2022’de ailesinin Türkiye’den bebek ürünleriyle dönüşünün fotoğraflarının yayınlanması, eleştirilerin odağı olmuştu.
Bu gelişme, İran’daki siyasi yapının nasıl bir mekanizma olduğunu gösteriyor. Bir yandan müzakereler yürütülüp barıştan bahsedilirken, öte yandan masadaki isimlerin geçmişinde sokak hareketlerine karşı sopayla müdahale etmekten gurur duyan bir figürün bulunması, İran içindeki baskıcı dinamikleri de gözler önüne seriyor.
Vance’tan “oyalamaya çalışmayın” uyarısı
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Pakistan’a hareketi öncesinde yaptığı açıklamada, görüşmelerin “olumlu” sonuçlanmasını istediğini belirtti. İyi niyetle müzakere beklediklerini söyleyen Vance, “Bizi aldatmaya çalışırlarsa, müzakere ekibimizin o kadar anlayışlı olmadığını görecekler” uyarısında bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise görüşmelerin başarısız olması ihtimaline karşı ABD’nin savaş gemilerini “en iyi silahlarla” donattığını öne sürdü. Trump, 10 Nisan’da New York Post’ta yayımlanan röportajda görüşmelerin sonucunu “yaklaşık 24 saat içinde öğreneceğiz” dedi.
Bu durum, ABD’nin masada diplomasiyi kullanırken bir yandan da askerî gücünü teşhir ederek baskı kurma stratejisini sürdürdüğünü gösteriyor. Barış diliyle birlikte savaş gemilerinin “en iyi silahlarla” donatılması, aslında emperyalist diplomasinin ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor.
Pakistan’ın arabuluculuk rolü
Görüşmelere ev sahipliği yapan Pakistan, ateşkesin sağlanmasında kilit bir arabulucu rolü üstlendi. Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, “Kalıcı ve istikrarlı bir çözüme ulaşılabilmesi için Pakistan’ın taraflara desteğe hazır olduğunu” tekrarladı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de heyetlerle ayrı ayrı görüşerek sürece verdiği önemi gösterdi.
Pakistan’ın bu rolü, bölgede artan emperyalist rekabet içinde orta büyüklükteki ülkelerin nasıl bir denge politikası izlemek zorunda kaldığını da gösteriyor. Bir yandan ABD ile ilişkileri sürdürmek, öte yandan komşu İran ile bağları koparmamak. Ancak bu dengenin sağlanmasında, Pakistan halkının çıkarlarının değil, ülkenin askerî ve siyasi elitinin çıkarlarının belirleyici olduğu da unutulmamalı.
Görüşmelerde iki senaryo
Diplomatik kaynaklar, görüşmelerin doğrudan veya dolaylı olarak yürütüleceğini belirtiyor. Pakistanlı yetkililer, “Müzakerelerin doğrudan yapılması için yoğun çabalar sürüyor. Eğer doğrudan bir görüşme gerçekleşmezse, müzakereler dolaylı olarak yapılacak ve yalnızca 1 gün sürecek” ifadelerini kullandı. Görüşmelerin bir gün sürmesinin planlandığı ve muhtemelen 11 Nisan Cumartesi akşamı sonuçlanacağı belirtiliyor.
Görüşmelerden çıkacak sonuç ne olursa olsun, bölge halkları için belirsizlik devam ediyor. Savaşın durması elbette bir kazanım, ancak bu duruşun hangi koşullarla ve kimlerin çıkarları doğrultusunda sağlandığı büyük önem taşıyor. Şimdiye kadar savaşın en ağır yükünü çekenler, İran’daki işçiler, Lübnan’daki yoksullar ve bölgede yerinden edilen milyonlarca insan oldu. Onların talepleri masada yok. Bu nedenle İslamabad’daki görüşmeler, iki emperyalist güç arasında bir pazarlık olmanın ötesine geçemediği sürece, bölge halkları için gerçek bir barış umudu olmayacak.
