ANASAYFADÜNYASudan’da üçüncü yıla giren savaş: Berlin Konferansı neyi değiştirebilir?

Sudan’da üçüncü yıla giren savaş: Berlin Konferansı neyi değiştirebilir?

Sudan’da iç savaş üçüncü yılına girerken Berlin Konferansı, insani yardım ve siyasi çözüm için toplanıyor ancak savaşan taraflar masada yok. 11 milyondan fazla kişi yerinden edildi, 29 milyon kişi yardıma muhtaç. Sudan’daki iç savaş dünyanın en büyük insani krizlerinden biri.

Rojnameya Newroz – Sudan’da iç savaş üçüncü yılında: Sudan’da milyonlarca insanı yerinden eden, açlığı kitlesel bir felakete dönüştüren ve ülkeyi parçalanmanın eşiğine getiren iç savaş üçüncü yılını geride bıraktı. Bugün Berlin’de düzenlenen uluslararası konferans, savaşın durdurulması ve insani yardımların seferber edilmesi açısından kritik bir girişim olarak öne çıkıyor. Sudan’daki iç savaş, 15 Nisan 2023’te ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri arasında başlayan çatışmalarla ülkeyi derin bir krizin içine sürükledi. Berlin Konferansı, Almanya, İngiltere, Fransa, ABD, Avrupa Birliği ve Afrika Birliği’nin ortak ev sahipliğinde, savaşın durdurulması, insani yardımların koordine edilmesi ve siyasi müzakerelerin yeniden canlandırılması amacıyla toplandı.

Konferansın temel hedeflerinden biri, Sudan için 1 milyar doların üzerinde yeni yardım taahhüdü toplamak. Almanya, konferans öncesinde bu yıl için ek 20 milyon avroluk insani yardım paketi açıkladı. Ancak diplomatik çevreler, savaşan tarafların doğrudan masada olmaması nedeniyle kısa vadede ateşkes beklenmemesi gerektiğini vurguluyor. Bu durum, konferansın asıl etkisinin diplomatik baskı, yardım koordinasyonu ve siyasi çerçeve oluşturmakla sınırlı kalabileceğini gösteriyor.

Krizin kökleri: Onlarca yıllık kırılganlık

Sudan’daki bugünkü savaş, yalnızca 2023’te başlayan bir askeri çatışmanın sonucu değil. Krizin kökleri, sömürge döneminden miras kalan kırılgan devlet yapısına ve onlarca yıl süren merkezi yönetim ile çevre bölgeler arasındaki derin eşitsizliklere dayanıyor. 1956’da bağımsızlığını kazanan Sudan, Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil gibi bölgelerde Hartum merkezli iktidar tarafından sistematik biçimde ihmal edildi. Ülke, bağımsızlıktan itibaren darbeler, askeri yönetimler ve iç savaşlarla sarsıldı.

2019 yılında, yaklaşık 30 yıl boyunca iktidarda kalan Ömer el-Beşir, halk ayaklanmasıyla devrildi. Bu süreç, Sudan halkı için demokratik dönüşüm umudunu doğurdu. Ancak bu umut uzun sürmedi. 2021’de Sudan ordusu komutanı Abdülfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri lideri Muhammed Hamdan Dagalo birlikte sivil yönetime karşı darbe yaptı. İki güç odağı başlangıçta müttefikti. Fakat devlet iktidarının paylaşımı, ordu hiyerarşisi ve ekonomik kaynaklar üzerindeki rekabet kısa sürede onları karşı karşıya getirdi.

Bu gelişme, Sudan’daki iç savaşın aslında yalnızca iki komutan arasında bir güç mücadelesi olmadığını, aynı zamanda ülkenin kurumsal bütünlüğünü tehdit eden çok katmanlı bir parçalanma krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Berlin merkezli Stiftung Wissenschaft und Politik’in değerlendirmesine göre, çatışma artık devletin kontrolü için yürütülen bir iktidar savaşından çok daha fazlasını ifade ediyor.

Ordu ile RSF arasında çatışmanın patlaması

15 Nisan 2023’te Sudan ordusu ile paramiliter güç RSF arasında açık savaş başladı. Çatışmanın görünen nedeni, RSF’nin düzenli orduya hangi takvimle entegre edileceği konusundaki anlaşmazlıktı. Ancak mesele bunun çok ötesindeydi. RSF, Darfur’daki Cancavid milislerinden türeyen ve zaman içinde ülkenin en güçlü silahlı yapılarından birine dönüşen bir güç. Özellikle altın madenleri, sınır ticareti, paralı asker ağları ve dış finansman kaynakları üzerindeki kontrol, RSF’yi yalnızca askeri değil ekonomik olarak da çok güçlü hale getirdi. Sudan ordusu ise devletin resmi egemenliğini elinde tutuyor. Bu iki yapının çatışması, aslında devletin kontrolü için yürütülen bir iktidar savaşı.

Savaşın ilk döneminde çatışmalar başkent Hartum’da yoğunlaştı. RSF, özellikle şehir savaşında mobil yapısı sayesinde hızlı ilerleme sağladı. Ordu ise hava gücü, ağır silahlar ve resmi askeri altyapı sayesinde üstünlük kurmaya çalıştı. Bugün tablo oldukça karmaşık. Genel hatlarıyla kuzey ve doğu bölgelerinde ordu daha etkiliyken, Darfur’un büyük bölümünde RSF etkisi daha güçlü. Özellikle Darfur’daki çatışmalar, etnik şiddet boyutuna ulaştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, sivillere yönelik saldırılar, toplu katliamlar ve zorla yerinden etmeler konusunda ciddi raporlar yayımladı.

Dünyanın en büyük yerinden edilme krizi

Sudan’daki iç savaş, bugün dünyanın en büyük insani krizlerinden biri olarak tanımlanıyor. Euronews ve Reuters verilerine göre, 11 milyondan fazla kişi yerinden edildi, milyonlarca kişi komşu ülkelere sığındı. Yaklaşık 29 milyon kişi insani yardıma ihtiyaç duyuyor ve nüfusun yüzde 60’ından fazlası akut gıda kriziyle karşı karşıya. Darfur, Kuzey Kordofan ve Hartum çevresindeki bölgelerde açlık, sağlık sisteminin çöküşü, temiz suya erişim sorunu ve salgın hastalık riski çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Birleşmiş Milletler bağlantılı kaynaklara göre bazı bölgelerde kıtlık koşulları fiilen başlamış durumda.

Al Jazeera’nın aktardığı saha tanıklıklarından biri durumun vahametini açıkça ortaya koyuyor: “İnsanlar yiyecek bulamadıkları için günlerce yalnızca suyla hayatta kalmaya çalışıyor.” Bu tablo, Sudan’daki iç savaşın yalnızca askeri bir çatışma olmadığını, aynı zamanda kitlesel bir insanlık trajedisine dönüştüğünü gösteriyor. İnsani yardım kuruluşları, finansman yetersizliği nedeniyle operasyonlarını sürdürmekte büyük zorluk çekiyor.

Dış aktörler ve savaş ekonomisi

Sudan’daki savaş, uzun süredir bölgesel ve uluslararası aktörlerin de müdahil olduğu bir kriz olarak değerlendiriliyor. Uzman raporlarına göre savaşın uzamasında dış destek önemli rol oynuyor. Özellikle Körfez ülkeleri, bölgesel askeri ortaklıklar, altın ve doğal kaynak ticareti ile silah akışı çatışmanın sürmesini kolaylaştırıyor. Berlin’deki sivil toplum toplantılarında dile getirilen en çarpıcı ifadelerden biri şu oldu: “Raw materials out, weapons in” – “Hammaddeler dışarı, silahlar içeri.” Bu ifade, Sudan’daki iç savaşın ekonomik boyutunu çok net özetliyor. Özellikle altın ticaretinin savaş ekonomisinin temel damarlarından biri olduğu sıkça vurgulanıyor.

Bu durum, Sudan’daki çatışmanın yalnızca yerel dinamiklerle anlaşılamayacağını, aynı zamanda küresel kaynak rekabetinin bir parçası olduğunu ortaya koyuyor. Dış aktörlerin desteği olmadan her iki tarafın da savaşı bu kadar uzun süre sürdürmesinin mümkün olmayacağı değerlendiriliyor.

Devrimden karşı-devrime: Politik boyut

Sudan halkı 2019’da büyük bedeller ödeyerek otoriter rejimi devirmişti. Bu nedenle mevcut savaş, birçok Sudanlı için yalnızca askeri çatışma değil, aynı zamanda çalınmış bir devrim anlamına geliyor. Sivil toplum örgütleri, meslek birlikleri ve gençlik hareketleri uzun süredir hem orduyu hem de RSF’yi eleştiriyor. Berlin konferansında dikkat çeken noktalardan biri, savaşan tarafların değil, Sudan sivil toplumunun sesine alan açılması oldu. Bu yaklaşım, önceki bazı konferanslardan farklı olarak daha sivil merkezli bir diplomatik çizgiye işaret ediyor.

Ancak sivil toplumun masada olması, savaşan tarafların ateşkes konusunda ikna edildiği anlamına gelmiyor. Sudan’daki iç savaşın sona ermesi için öncelikle ordu ile RSF arasında doğrudan müzakerelerin başlaması gerektiği, diplomatik çevrelerin ortak görüşü olarak öne çıkıyor.

Berlin Konferansı’nın önemi ve sınırları

Bugünkü konferansın önemi birkaç başlıkta toplanıyor. İlk olarak, Sudan’daki iç savaş çoğu zaman Ukrayna, Gazze ve diğer krizlerin gölgesinde kaldı. Berlin toplantısı, bu görünmezliği kırma girişimi olarak değerli. İkinci olarak, 2026 insani yardım planı ciddi finansman açığıyla karşı karşıya. Yeni fonların sağlanması milyonlarca insan için yaşamsal. Üçüncü olarak, AB, Afrika Birliği ve BM’nin ortak açıklamasında “Sudan sahipliğinde kapsayıcı siyasi diyalog” vurgusu öne çıktı. Bu ifade, dış müdahaleden çok Sudanlı aktörlerin merkezde olduğu bir çözüm arayışına işaret ediyor.

Öte yandan, Berlin’de savaşan tarafların masada olmaması önemli bir sorun. Ne Sudan ordusu ne de RSF doğrudan konferansa davet edilmiş durumda. Bu nedenle kısa vadede ateşkes çıkması zor görünüyor. Reuters’ın aktardığı diplomatik değerlendirmelerde de konferans için “hızlı çözüm beklenmemesi” gerektiği vurgulanıyor. Bu gelişme, Berlin Konferansı’nın asıl etkisinin diplomatik baskı, yardım koordinasyonu ve siyasi çerçeve oluşturmak olabileceğini gösteriyor.

Bölünme riski ve bölgesel yansımalar

Uzmanların en büyük kaygısı, Sudan’ın Libya benzeri çok merkezli parçalı bir savaş alanına dönüşmesi. Eğer mevcut tablo sürerse, yerel milisleşme artabilir, etnik çatışmalar derinleşebilir ve ülke fiilen bölünebilir. Bu yalnızca Sudan için değil, Çad, Güney Sudan, Etiyopya ve Mısır dahil tüm bölge için istikrarsızlık anlamına geliyor. Sudan’daki iç savaşın bölgesel yayılma riski, komşu ülkelerdeki silahlı grupları da hareketlendirebilir.

Son olarak, Berlin’de bugün başlayan konferans, tek başına Sudan’daki savaşı bitirmeyecek. Ancak milyonlarca insanın yaşam mücadelesi verdiği bir tabloda, uluslararası toplumun yeniden dikkatini Sudan’a çevirmesi kritik önem taşıyor. Sudan halkı, bir yanda askeri güç savaşının, diğer yanda küresel ilgisizliğin bedelini ödüyor. Asıl mesele artık yalnızca savaşın ne zaman biteceği değil; Sudan’ın bir ülke olarak ayakta kalıp kalamayacağıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL