Ana SayfaGIŞTÎRAHİP BRUNSON BAHANE, MESELE KÜRDİSTAN VE İRAN!

RAHİP BRUNSON BAHANE, MESELE KÜRDİSTAN VE İRAN!

Türkiye’nin gündeminde bugün birbiriyle bağlantılı iki önemli mesele bulunuyor;

Biri; Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde yaşanan ve giderek ağırlaşan siyasal gerilim, hatta kriz. İkincisi; söz konusu politik gerilimin de tetiklemesiyle Türkiye’de dolar/avro yani dövizin durdurulamayan yükselişinin başta finansal kriz olmak üzere yarattığı sorunlar? Peki, ama ABD-Türkiye arasında yaşanan bu politik gerilimin temelinde neler bulunuyor? Özetlemek gerekirse:

Sinan Çiftyürek / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Öncelikle şunun altını çizelim, Rahip Brunson yaşanan sorunların nedeni değildir. Brunson meselesi birçok mesele gibi sonuçtur, neden değil. Denilebilir ki sorunlar yumağı içerisinde öne çıkan sivri uçtan ibarettir, o kadar. O halde sorun ya da sorunların esası nedir?

I – ABD ve Batılı müttefikleri, Avrasya üzerinde egemenlik kurmak istiyor ki bu yeni de değil. Asya ile Avrupa’yı birbirine demir yoluyla entegre edecek olan İpek Demir Yolu ise Avrasya’yı, ABD ve müttefikleri için daha da önemli kılıyor. Asya, ABD ve müttefikleri için önemli iyi de Rusya ve müttefikleri ise Asya’nın sahipleri, dolayısıyla Rusya ve müttefikleri İran ile Çin de, Batılıların Asya üzerinde egemenlik kurma politikalarına karşı ittifak halinde başından beri direniyorlar, dahası bunu varlık-yokluk mücadelesi olarak görüyorlar.

Gerek ABD ve Batılı müttefiklerinin, gerekse Rusya, İran ve Çin’in, Asya üzerinde son 27 yıldan beri aralıksız süren egemenlik savaşında, çizgi, duruş ve ittifakları nettir, net olmayan Türkiye’nin tutum ve duruşudur. Şöyle ki, Türkiye 150 yıldan beri Batılılaşma politikaları izliyor ve önemlisi resmiyette NATO üyesi, AB aday üyesi yani Batı ile müttefik ama son yıllarda özellikle Suriye savaşı ile birlikte fiiliyatta Rusya ve İran ile birlikte hareket ediyor. Bu nedenle Türkiye, Batı ile Doğu eksenli küresel güç merkezleri arasında tam anlamıyla iki arada bir derede nefessiz kalma halini yaşıyor.

ABD başkanı Trump’ın “2015’te yapılan nükleer anlaşmayı İran’ın kendi amaçları için kullanıldığını” belirterek, “ABD’nin İran’la nükleer anlaşmadan ayrılacağını ilan ediyorum. Tahran’a en üst düzeyde ekonomik yaptırımları yeniden getireceğiz” demesiyle başlayan yeni süreçte, Türkiye’nin hem Batı hem de Doğulu küresel güç merkezleriyle yürüttüğü bu ikili duruşun hareket alanı hızla daralıyor.

Demek istediğim, ABD ile Türkiye arasında ki sorunlar yeni değil, Birinci Körfez savaşından bu yana özellikle son 7 yıldır süren Suriye savaşından sonra adım adım gerilerek bugüne geldi ve nerede durulacağı da belli değil.

II – ABD’nin Avrasya, özelde de Ortadoğu ve Kürdistan politikaları üzerinden Türkiye ile başından beri yolları farklılaştı ve giderek derinleşti. Sıkça belirttiğimiz gibi, Türkiye, Körfez savaşından bu yana ABD’nin Kürdistan aklından (politikalarından) kendi geleceğine, özellikle de  “toprak bütünlüğüne” dönük stratejik tehdit algılıyor. Güney Kürdistan’ın bağımsızlık hamleleri geliştirmesi, Rojava Kürdistan’ın federasyonlaşma sürecinde ilerlemesi Türkiye’nin Kürdistan üzerinden tehdit algısını derinleştirmiştir. Türkiye’nin algıladığı tehdidin boyutunu, derinliğini görmek isteyenler; Türkiye-Suriye, Türkiye-Irak, Türkiye-İran sınırına Türkiye tarafından örülen beton güvenlik duvarlarına bakmak yeterlidir. Örülen ve örülecek olan “güvenlik” duvarlarının üçü de Kürdistan parçaları arasında örülmektedirler.

Üç metre yüksekliğinde ve 910 km’lik Türk-Suriye güvenlik duvarının 850 km’si tamamlandı, 3 metre yüksekliğinde ki duvarın üstüne ayrıca 1.5 metre de jiletli tel ile duvar tamamlanma noktasına gelirken bu kez Türk-İran sınırında aynısı yapılacakmış. Düşünün ki NATO ikinci büyük ordusuna sahip Türk devleti, esas Kürdistan meselesindeki çözümsüzlük üzerine kurulu politikaları ve önemlisi ABD ile müttefiklerinin Kürdistan siyasetinden algıladığı tehdit nedeniyle etrafını duvarlarla örerek bütünlüğünü koruma arayışında!

III – ABD ile Türkiye arasında yıllardır Kürdistan meselesi üzerinden yaşanan gerilime yeni sıcak gündem olarak İran ve ticaret savaşları sorunu eklenmiştir. Yani uzun yıllardır devam eden sorunları alevlendiren İran ambargosu ile birlikte tüccar Trump’ın gündemleştirdiği ekonomik milliyetçiliktir.

İran’a yönelik ABD’nin aldığı ve herkese uyulmasını istediği yeni ambargo kararı, Türk-ABD ilişkilerinde zaten Kürdistan merkezli süren gerilimi bir anda tırmandırdı. Dolayısıyla; başa çuval geçirme, FETÖ, Hakan Atilla, Zarrab, F-35, S-400, Brunson… gibi meseleler gerilimin nedenleri değil, bunlar gerilimin esas nedeni olan Kürdistan ve İran politikasının bazı sonuçlarıdır. Zaten ABD ile Türkiye arasındaki sorunları çözmek amacıyla Washington’da çözüm aramaya giden Türk heyetinin de esas odaklandığı bu iki mesele olduğu açıktır.

IV – İran’a yeniden ambargo kararı nedeniyle kendisine ABD’nin ihtiyaç duyduğunu bilen Türkiye, “Efrin yetmez, Minbiç, Rojava ve hatta Kandil’i isterim” diyor ama hem ABD’nin bu istekleri kendi emperyal planları açısından yerine getirmeyeceğini düşünüyorum, hem ayrıca Türkiye’nin mevcut konjonktürde ABD’nin İran’a ambargo uygulama politikasına dahil olmasının kendisi için yeni ve önemli sorunlara yol açacağını bildiğinden buna yanaşması zor olacaktır.

Varsayalım ki Türkiye bugün ABD’den Kürdistan meselesinde daha büyük tavizler koparttı ve İran’a yönelik yeni ambargo politikalarını uyguladı; bu durumda başta Brunson meselesi olmak üzere Türkiye’nin, ABD ile yaşadığı ve sonuçlar diye sıraladığımız meselelerde iyileşmeler hızla başlayacağı kanaatindeyim ama bu kez Türkiye, Rusya ve İran ile birlikte izlediği Suriye-bölge politikasında köklü değişime gitmek zorunda kalacak. Peki bu durumda gidebilir mi? Çok zor! Türkiye’nin, Kürdistan meselesi nedeniyle iki arada bir derede nefessiz kalıyor dediğimiz durum tam da budur. Bu durumda Türkiye için zaman ve tercih alanı daralıyor. Ya Batılı müttefikleriyle ilişkileri düzeltecek, o zaman da Rusya ve İran ile mesafeli olacak ya da Batı’dan kopacak ki bunun siyasi ve ekonomik sonuçları çok ağır olur. Moskova zaten olup bitenleri salt ellerini ovuşturup izlemekle yetinmiyor yaşanan krizi lehine çevirip Türkiye’ye bir adım daha Batı’dan uzaklaştırmanın hesabını yapıyor.

İran”ın iç siyasetinde etkin olduğu Irak bile ambargoya uyup İran ile dolarla yapılan ticareti durduruyorsa demek ki bugün Türkiye ile ABD’nin asıl kriz alanı İran’a uygulanan ambargoya Türkiye’nin uyup uymaması olacak. Kısacası sahnede Rahip Brunson meselesinin olmasına bakmayın gündem İran, gündem Kürdistan!

V – ABD ile Türkiye arasındaki politik krizin de tetiklemesiyle hızla yükselen Dolar kurunun Türk finansal sermayesinde yarattığı kriz ki önlenemezse bunun giderek bir ekonomik krize dönüşeceği meselesine gelince; başlı başına ayrı bir yazı konusu olan bu konuda sadece şunu belirteyim; küresel sermaye piyasaları, 24 Haziran sonuçlarını ve bakan Albayrak’ın yeni ekonomik model politikaları konulu açıklamalarını pozitif algılamadı.

Sonuç olarak;

1 – Savaş naraları ABD, Rusya ve petrol-doğalgaz zengini ülkelere yarıyor! Çünkü gerilimin sonuçlarından biri petrol fiyatları ile silah satışlarının artmasına yol açıyor! Bu krizin ABD’nin kendi petrolünü dışarıya pazarlamaya denk gelmesi de dikkat çekici. Ayrıca uzun vadeli ve ekonomik yaptırımları içerecek olan gerilimi Rusya’nın da taşıması zor ve belki tam da bu nedenle ABD’de önde İran bir adım geride Rusya hedefli ekonomik yaptırımlara hız verdi.

2 – Türkiye sınır güvenliğini kendini yarı açık cezaevi haline getiren duvarları örmekle çözemez! Korkunun ecele faydası olmadığı gibi beton duvarların, yeni Çin Seddilerinin günümüz iletişim çağında bir devletin bütünlüğünün güvencesi asla olamazlar. Sun Tzu boşuna demedi; “Eski günlerde iyi yönetenler silahlanmaz; iyi silahlananlar savaş hatları oluşturmaz; iyi savaş hatları oluşturanlar savaşmaz; iyi savaşanlar yenilmezler; iyi yenilenler yıkıma uğramazlardı.” Türkiye Kürt meselesini çözmeden ne içeride ne de sınır ötesinde kendini güvende hissedemez. 14.08.2018

[email protected]

 

- Advertisment -

Recent Comments

Verified by MonsterInsights