ANASAYFADÜNYA“Mekke Savunma Anlaşması” ve Şii-Sünni bloklarının hedefindeki Kürdistan

“Mekke Savunma Anlaşması” ve Şii-Sünni bloklarının hedefindeki Kürdistan

Sinan Çiftyürek, Mekke Savunma Anlaşması'nın Şii-Sünni blokları üzerinden Kürdistan'ı hedef aldığını yazdı. Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan üçlü Sünni bloğu, İran merkezli Şii Hilali'ni çembere almış durumda.

Mekke Savunma Anlaşması Kürdistan’ı Kuşatıyor | Sinan Çiftyürek yazdı

S. Arabistan ile Pakistan zaten 17 Eylül 2025’te Stratejik Savunma Anlaşması imzalamışlardı, bu anlaşma 7 Ağustos 2026’da Türkiye’nin de katılımıyla üçlü “Güvenlik ve Savunma Anlaşmasına” dönüştü. Sünni bloğun “saldırı değil savunma ittifakı” olup bölgede istikrarı hedeflediği iddiası yalandır. Çünkü Pakistan-Türkiye-S. Arabistan’ın oluşturduğu “Sünni Doğanay” haritası zaten İran Şii Hilali’ni fiilen çembere almış. Bu askeri-savaş bloklaşmaları güvenlik ve istikrar değil gerilim ve savaş üretir. Bölgede istikrar ve barış, yeni askeri blokların kurulması ile değil Şii Hilali başta olmak üzere var olanların tasfiye edilmesi ile mümkündür.
Ayrıca Mekke Savunma Anlaşması’nın üçlü bileşeninin bölgesel olarak siyasi-askeri-ekonomik-ticari hegemonya hedefleri de var. Yani hesap içerisinde hesap var. Daha önemlisi bu anlaşmaya imza koyan üç devletin bölgesel hegemonya hesaplarının yanı sıra özellikle hem her ülkenin kendi içinde hem de bölgede mezhepsel ve etnik olarak siyaseti dizayn etme hedefi de var. Bununla birlikte üçlü sünni bloğun bölgesel düzlemde üstlenecek misyon ABD/İngiltere bloğunun çıkarlarına hizmet edecektir zaten onların yönlendirmesiyle oluştu.
Üçlü Sünni blok, İran dolayısıyla Şii Hilali bileşenlerine karşı “Güvenlik ve Savunma Anlaşması” kurdukları açık. İyi de nükleer silaha sahip Pakistan, İran’dan neden tehdit algılasın? Türkiye’ye gelince zaten NATO üyesi. Türkiye’ye saldırı NATO’ya saldırı olduğuna göre İran’dan neden tehdit algılasın? Üstelik yıllardır savaşta olan ve son savaşta ciddi güç kaybeden İran nasıl Türkiye’yi tehdit etsin ki?
İran’dan askeri tehdit algılayan ve bu nedenle Sünni bloğa ihtiyaç duyan sadece S. Arabistan ve diğer Körfez ülkeleridir. Çünkü ABD/İsrail ile İran arası savaşta İran’ın beklenmedik bir direniş sergilemesi ve üstelik eldeki balistik füze ve dronlarla bölgeyi tehdit etme kapasitesini taşıması başta S. Arabistan ve Körfez devletlerinde ve bölgede yarattığı korkuyla Şii Hilal kıskacına karşı Sünni askeri blok oluşturuldu. S. Arabistan mali kaynaklarını kullanarak Pakistan ve Türkiye’yi koruyucusu haline getirmek istemektedir. Özetle İran/Şii Hilali’ne karşı nükleer silahıyla Pakistan, askeri-savaş gücüyle Türkiye ve mali finansör olarak da S. Arabistan oluşan ve ABD/İngiltere’nin tepeden kontrol ettiği Sünni blok ile yüz yüzeyiz.

Neden Şimdi?

Fars rejimi, İran’dan Lübnan’ı ve Güney Kafkasya’dan Mısır’ı kapsayan geniş bölgede (Bağdat-Şam-Beyrut-Sana) halklar ve inançlar üzerinde kurduğu Şii Hilali kıskacı, 7 Ekim 2023’ten günümüze kadar zayıflayıp daraldı. Ve özellikle Esad rejiminin yıkılmasıyla Şii Hilali zincirinin temel halkalarından biri olan Suriye’nin kopması gibi büyük darbeler almışken Sünni blok neden şimdi gündeme geldi? Bunun birden fazla nedeni var özetlersek;
Birincisi; yıllardır savaşın ağırlık merkezini Afganistan-Mısır-Ukrayna üçgeninden Çin’e, Güney Pasifik’e kaydırmayı hedefleyen ABD, nihayet bölgeden çekilmede kararlı görünüyor. Bölgeden çekilirken de oluşacak askeri-siyasi boşluğun yükünü, oluşumunda doğrudan rol oynadığı alt emperyal blok olarak Sünni blok ile tahkim etmek istiyor. ABD özellikle Trump yönetimi Dünyanın her yerinde ekonomik, siyasi, askeri yükü Mekke Anlaşması vb. bölgesel alt ittifaklarıyla paylaşmayı hedefliyor. İngiliz-ABD emperyalizminin hedefi bununla da sınırlı değil. Haklar, inançların bir arada yoğun yaşadığı Ortadoğu’da farklı halkları, inançları-mezhepleri barındıran İslam ülkelerini birbirine karşı konumlandırmak hatta Şii Hilali yayılmacılığını Sünni hegemonya peşinde olan Mekke bloğu ile durdurmak ve gerektirdiğinde çatıştırarak iki tarafı da güçten düşürmek. Böylece bölgenin yeniden dizayn edilmesinde elini rahatlamak.
Zaten İngiltere’de hükümetteki İşçi Partisi’ne yakın The Guardian’da Hassan Hassan’ın 8 Aralık 2024’te HTŞ’nin Şam’a girmesinin ardından “Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesi sonrası ‘Şii Hilali’nin sonu ve Türk ‘Dolunayı’nın yükselişi’ benzetmesi tesadüf değil.
İkincisi; Pakistan, S. Arabistan, Türkiye üçlü Sünni ittifakın oluşmasında, ABD/İngiltere bloğunun teşviki var ancak mesele bu teşvikten ibaret değil. Üç devleti “Mekke Savunma Antlaşması”nda birleştiren; ABD’nin bölgeden çekilmesiyle oluşacak boşluğu doldurmanın yanı sıra kendi bölgesel hegemonya hedefleri ile iç içe olan ekonomik-ticari hesaplar iç siyasi hedefler bütünlüklü rol oynamıştır. Bu hesaplarla birlikte Bölgesel düzlemde üstlenecekleri misyon ABD/İngiltere bloğunun çıkarlarına hizmet edeceği de açık.
Pakistan’ın özgün hesabı başta S. Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri sermayesini nükleer güvenlik şemsiyesinin altına alıp ekonomik-ticari ilişkileri derinleştirerek mali destek almak. Tabir uygunsa “al size güvenlik verin bana ekonomik-ticari destek”! Bir nevi paralı asker!
Türkiye’nin de Pakistan benzeri ekonomik-ticari hedeflerinin yanı sıra başka hesapları da var. Şii Hilali ile muhtemel bir hesaplaşmada mücadeleyi yalnız değil Sünni blok ile göğüslemek, Kalkınma Yolu Projesi ile ekonomik ticari hedeflerini gerçekleştirmek ve Kürt meselesinde bölgesel düzlemde elini güçlendirmek özellikle Kürdistan Federal Bölgesini askeri ve ekonomik olarak kuşatmada ittifaktan destek almak bu hedeflerden bazıları.
Kürt siyaseti, “Kalkınma Yolu Projesi”ni dikkatle izlemeli ve engellenmesi için Irak dahil karşı tutum almada ortak hareket edecekleri müttefikleri genişletmeli. Zira Basra’yı Türkiye’ye bağlayacak 1200 km’lik demir ve karayolu Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Batı Kürdistan ilişkisini kesmenin yanı sıra Federal Kürdistan’ı ekonomik ticari olarak kuşatmayı da amaçlayan yıkım stratejisinin yeni bir halkası.
Üçüncüsü; ABD/İsrail ile İran arasında yaşanan ve yer yer devam eden savaşta İran destekli Husiler, Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Kızıldeniz, Bab-ül-Mendep Boğazı ve Aden Körfezi’ndeki enerji nakiline dönük tehdidin artmış olmasıdır. Bu durumda Körfez ülkelerinin ötesinde Küresel enerji tedariğinin aksaması ciddi bir notaya evirilince S. Arabistan harekete geçerek “ticari gemilerini ve petrol tankerlerini korumak amacıyla içinde Türkiye’nin de bulunduğu 14 üyeli bir deniz savunma koalisyonu oluşturduğunu kısa süre önce açıklamıştı. Dolayısıyla imzalanan üçlü anlaşma ile bölgede küresel emperyalist-kapitalist sistemin enerji tedarik yol haritasının güvenceye alınmasını da hedefliyor. Bu konuda bugün ilginç bir gelişme yaşandı. Pakistan, “Suudi Arabistan’ı savunma yükümlülüğümüz var” diyerek İran’ı “Husileri dizginle, yoksa savaşa müdahil oluruz” mesajı ile uyarması dikkat çekici.
Dördüncüsü; Şii Hilali’nin yanı sıra farklı halklar ve inançlar da hedefte.
Cumhur İttifakı “içeride PKK silahı bıraktı iç barış sağlandı” deyip bölgede daha saldırgan bir politika izleyeceğinin işaretlerini veriyor. Türkiye, gerek NATO 3.0 zirvesinde Karadeniz’den Kuzey Afrika’ya kadar üstlendiği misyon gerekse üçlü Sünni blok anlaşmasından aldığı güçle bölgede siyasi ve askeri hegemonya peşinde koşacağı açık. Yani “içeriyi tahkim ettik, Suriye’de elimiz rahatladı şimdi daha rahat bölgesel hegemonya peşinde koşabiliriz” hesabı peşinde koşuyorlar.
Bu konuda 31 Ağustos 2025 tarihli ve “ENTEGRASYON! NASIL VE NEYİN ENTEGRASYONU!” başlıklı yazımda;
“HTŞ, ‘Arap-Kürt Sünni bloğunu kurduk’ deyip halklara, inançlara yönelebilir. HTŞ rejimi ve destekleyenler “Suriye’de büyük Arap-Kürt Sünni bloğunu kurduk” diyerek Kürtler ile anlaşmayı Dürzi, Alevi ve Hıristiyan halkları baskı altına almanın dayanağı yapabilir. ABD ve Batı’nın elbette Türkiye’nin, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin “iç istikrarı” ve bölgesel konumunun güçlendirilmesinde Kürtleri, HTŞ iktidarına dayanak yapmak gibi bir planları olduğunun ipuçları var ve böyle bir ihtimal bile gelecek açısından son derece risklidir. Dolayısıyla HTŞ ile gerçekleşen uzlaşma, Kürtlerin bölge halklarıyla ile ilişkilerinde kırılmalara yol açabilir, bu tehlikeyi barındırıyor.
Kürt halkının, Rojava ve Suriye genelinde IŞİD’e karşı ağır bedellerle yürüttüğü ulusal özgürlük ve demokrasi mücadelesinde başta Dürzi ve Alevi halkı olmak üzere bölge halkları ve inançlarıyla kurduğu kardeşlik ve dostluk ilişkisi bu süreçte ciddi yara alabilir. Ayrıca şunu belirteyim Kürt siyaseti HTŞ’nin icraatlarına ortak olmamaya özen göstermeli. Ve de ABD/Batı bloğunun içerde konumu güçlendirilmiş HTŞ’yi yarın Lübnan Hizbullah’ının üzerine sürme hesaplarının da olabileceği bir tarafa not edilmeli” demiştim.
Beşincisi; Kürdistan Şii Hilali ile Sünni Dolunay” blokları kıskacında herkes “hedefte Şii Hilal var” diyor, bu bir yanıyla doğru ama eksik doğru. Başta Kürt halkı ezilen halklar ve farklı inançlar, mezhepler söz konusu iki bloğun da hedefleri arasında yer alıyorlar. Özellikle Kürdistan ve Kürt halkı, Sünni-Şii blokların hesaplaşmasının tam ortasında bulunuyor. Mekke Sünni İttifakının bölgeye ve Kürdistan’a yansımalarını Kürt siyaseti dikkatle izlemelidir. Çünkü Pakistan-Türkiye-S. Arabistan arasında İran merkezli Şia Hilali karşıtı bölgesel Sünni blok kuruluyorsa bunun bölgedeki ülkelere iç yansımaları da olacak. Örneğin İran Şia rejimi Sünni blok karşısında iç tahkim açısından başta Kürtler Sünni halkalar üzerindeki baskı ve kuşatmayı artıracak. Benzer bir durum tersinden Alevi-Şii nüfus barındıran Sünni ağırlıklı devletlerin de Şii-Alevi-Nusayri halklar ve inançlar üzerinde baskıyı artıracağı açık. İki blok arasında muhtemel bir çatışmada Kürdistan’ın tarihsel olduğu gibi tampon bölgeye dönüşmesi ve Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin arada ezilme ihtimali ciddidir. Tam da bu evre de parti Peşmerge güçlerinin ulusal Peşmerge gücüne dönüşmesi son derece önemlidir.

10 Eylül 2026
canbegyekbun@hotmail.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL