Vladimir Ilyich Lenin 1 Mayıs yazısı: Bu makaleyi Nisan 1904’te, Rusya’da devrimci hareketin yükselişe geçtiği ve Çarlık otokrasisine karşı mücadelenin her geçen gün ivme kazandığı bir dönemde kaleme aldı. Makale, aynı ay içinde bazı değişikliklerle broşür halinde yayımlandı. Lenin’in el yazması esas alınarak hazırlanan bu metin, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle işçi sınıfına seslenmekte, uluslararası emekçilerin dayanışmasını vurgulamakta ve Rus proletaryasını otokrasi ile kapitalist sömürüye karşı kararlı mücadeleye çağırmaktadır.
Aşağıda sunulan (Lenin 1 Mayıs yazısı) çeviri, Lenin Collected Works’ün 7. cildinde (Progress Publishers, Moskova, 1964, s. 199-202) yer alan İngilizce metinden yapılmış olup, biz ise İngilizce metni marxists.org sayfasından aldık ve Rojnameya Newroz ekibi olarak Türkçe’ye çevirdik. Lenin’in bu yazısı, dönemin siyasi atmosferini, savaşın halk üzerindeki yıkıcı etkilerini ve işçi sınıfının özgürlük ile sosyalizm yolundaki kararlılığını çarpıcı bir dille gözler önüne sermektedir.
Lenin 1 Mayıs Yazısı: “Kahrolsun çarlık otokrasisi”
Yoldaş işçiler!
1 Mayıs geliyor, bütün ülkelerin işçilerinin sınıf bilinçli bir hayata uyanışlarını, insanın insan üzerindeki her türlü zorbalık ve baskısına karşı mücadeledeki dayanışmalarını, emekçi milyonların açlıktan, yoksulluktan ve aşağılanmaktan kurtulmak için verdikleri mücadeleyi kutladıkları gün. Bu büyük mücadelede iki dünya karşı karşıya duruyor: Sermaye dünyası ve emek dünyası; sömürü ve kölelik dünyası ile kardeşlik ve özgürlük dünyası.
Bir tarafta bir avuç zengin kan emici var. Fabrikaları, alet ve makineleri ele geçirdiler; milyonlarca dönüm araziyi ve yığınla parayı kendi malları haline getirdiler. Hükümeti ve orduyu, el koydukları servetin sadık bekçi köpekleri ve uşağı yaptılar.
Diğer tarafta ise maldan mülkten yoksun milyonlar var. Onlar, bu kan emicilerden çalışma izni dilemek zorunda kalıyorlar. Tüm zenginliği kendi emekleriyle yaratıyorlar; ama hayatları boyunca bir lokma ekmek için mücadele etmek, sadaka ister gibi iş dilenmek, bel kıran bir emekle güçlerini ve sağlıklarını tüketmek, köylerdeki barakalarda ya da büyük şehirlerin bodrum ve tavan aralarında açlıktan kıvranmak zorundalar.
Ama şimdi bu maldan mülkten yoksun emekçiler, kan emicilere ve sömürücülere savaş ilan ettiler. Bütün ülkelerin işçileri, emeği ücretli kölelikten, yoksulluktan ve yokluktan kurtarmak için savaşıyorlar. Ortak emeğin yarattığı zenginliğin bir avuç zenginin değil, çalışan herkesin yararına olacağı bir toplum düzeni için savaşıyorlar. Toprağı, fabrikaları, atölyeleri ve makineleri bütün emekçilerin ortak mülkü yapmak istiyorlar. Zengin ile yoksul arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak, emeğin ürünlerinin bizzat emekçilere gitmesini ve çalışma biçimlerindeki tüm iyileştirmelerin, insan aklının tüm kazanımlarının, çalışan insanı ezmenin bir aracı değil, onun kaderini düzeltmeye yaramasını istiyorlar.
Emeğin sermayeye karşı büyük mücadelesi, tüm ülkelerin işçilerine muazzam fedakârlıklara mal oldu. Daha iyi bir yaşam ve gerçek özgürlük hakkı uğruna nehirler kadar kan akıttılar. İşçi davası için savaşanlar, hükümetler tarafından sayısız zulme uğradı. Ama tüm bu zulme rağmen dünya işçilerinin dayanışması büyüyor ve güç kazanıyor. İşçiler, sosyalist partilerde giderek daha sıkı bir şekilde birleşiyorlar; bu partilerin taraftarları milyonlara ulaşıyor ve kapitalist sömürücüler sınıfına karşı tam zafere adım adım, kararlılıkla ilerliyorlar.
Rus proletaryası da yeni bir hayata uyandı. O da bu büyük mücadeleye katıldı. İşçimizin boyun eğerek köle gibi çalıştığı, esaret halinden kurtuluş görmediği, acılı hayatında bir ışık zerresi bile göremediği günler geçmişte kaldı. Sosyalizm ona çıkış yolunu gösterdi ve binlerce savaşçı, kendilerine kılavuz olan kızıl bayrağa akın etti. Grevler işçilere birliğin gücünü gösterdi, onlara karşılık vermeyi öğretti, örgütlü emeğin sermaye için ne kadar korkunç olabileceğini gösterdi. İşçiler, kapitalistlerin ve hükümetin ancak onların emeği sayesinde yaşayıp semirdiğini gördüler. İşçiler, birleşik mücadele ruhuyla, özgürlük ve sosyalizm özlemiyle ateşlendiler. İşçiler, çarlık otokrasisinin ne kadar karanlık ve şerli bir güç olduğunu anladılar. İşçilerin mücadeleleri için özgürlüğe ihtiyaçları var, ama çarlık hükümeti onları elleri ayakları bağlı tutuyor. İşçilerin toplanma özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne, basın ve kitap özgürlüğüne ihtiyacı var, ama çarlık hükümeti özgürlük için her çabayı kırbaç, hapishane ve süngüyle eziyor. “Kahrolsun otokrasi!” çığlığı Rusya’nın dört bir yanını sardı, sokaklarda, işçilerin büyük kitle toplantılarında giderek daha sık yankılanıyor. Geçen yaz Rusya’nın güneyinde on binlerce işçi, daha iyi bir yaşam, polis zorbalığından kurtuluş için ayağa kalktı. Burjuvazi ve hükümet, koca şehirlerin tüm sanayi hayatını tek bir darbede durduran bu muazzam işçi ordusunu görünce titredi. İşçi davasının düzinelerce savaşçısı, çarlığın iç düşmana karşı gönderdiği birliklerin kurşunları altında can verdi.
Ama bu iç düşmanı yenecek hiçbir güç yoktur, çünkü egemen sınıflar ve hükümet sadece onun emeğiyle yaşar. Bu dünyada, giderek daha sınıf bilinçli, daha birleşik ve örgütlü hale gelen milyonlarca işçiyi kırabilecek hiçbir kuvvet yoktur. İşçilerin uğradığı her yenilgi, saflara yeni savaşçılar kazandırır, daha geniş kitleleri yeni bir hayata uyandırır ve onları yeni mücadelelere hazırlar.
Rusya’nın şu anda içinden geçmekte olduğu olaylar öyle bir niteliktedir ki, işçi kitlelerinin bu uyanışı kaçınılmaz olarak çok daha hızlı ve yaygın olacaktır; biz proleteryanın saflarını sıklaştırmak ve onu daha da kararlı bir mücadeleye hazırlamak için var gücümüzle çabalamalıyız. Savaş, proleteryanın en geri kesimlerini bile siyasi meseleler ve sorunlarla ilgilenmeye zorluyor. Savaş, otokratik düzenin bütün çürümüşlüğünü, Rusya’yı yöneten polis ve saray çetesinin bütün suçluluğunu her zamankinden daha açık ve canlı bir şekilde gözler önüne seriyor. Halkımız evinde yokluktan ve açlıktan kırılıyor – ama onlar binlerce mil ötede, yabancı ırkların yaşadığı topraklar için yıkıcı ve anlamsız bir savaşa sürüklendiler. Halkımız siyasi kölelik altında eziliyor – ama onlar başka halkları köleleştirmek için yürütülen bir savaşa sürüklendiler. Halkımız içeride siyasi düzenin değişmesini talep ediyor – ama dikkatleri dünyanın öbür ucundaki top gürültüsüyle dağıtılmaya çalışılıyor. Ne var ki çarlık hükümeti bu kumarında, ulusun zenginliğini ve gençliğini Pasifik kıyılarında ölüme göndererek suçlu bir şekilde savurmasında aşırıya kaçtı. Her savaş halkı gerer ve kültürlü, özgür Japonya’ya karşı zorlu savaş, Rusya için korkunç bir gerginliktir. Ve bu gerginlik, polis despotizminin yapısının uyanan proleteryanın darbeleri altında sarsılmaya başladığı bir anda geliyor. Savaş, hükümetin tüm zayıf noktalarını açığa çıkarıyor; tüm sahte maskeleri yırtıp atıyor; tüm iç çürümüşlüğü gözler önüne seriyor. Savaş, çarlık otokrasisinin saçmalığını herkese açık hale getiriyor ve herkese eski Rusya’nın – halkın oy hakkından yoksun, cahil ve yılgın olduğu, hâlâ polis hükümetinin serflik bağlarıyla esir ettiği Rusya’nın – ölüm sancılarını gösteriyor.
Eski Rusya ölüyor. Onun yerine özgür bir Rusya geliyor. Çarlık otokrasisini koruyan karanlık güçler batıyor. Ancak onlara ölüm darbesini ancak sınıf bilinçli ve örgütlü proleterya indirebilir. Halka gerçek özgürlüğü, sahte değil, ancak sınıf bilinçli ve örgütlü proleterya kazandırabilir. Halkı aldatmaya, haklarını kısmaya, onları burjuvazinin elinde sıradan bir araç haline getirmeye yönelik her türlü girişimi ancak sınıf bilinçli ve örgütlü proleterya boşa çıkarabilir.
Yoldaş işçiler!
Öyleyse, yaklaşan belirleyici savaşa iki kat enerjiyle hazırlanalım! Sosyal Demokrat proleterlerin safları hiç olmadığı kadar sıkı kapansın! Onların sözü hiç olmadığı kadar uzaklara yayılsın! İşçi talepleri için yürütülen ajitasyon hiç olmadığı kadar cesurca devam etsin! 1 Mayıs kutlamaları davamıza binlerce yeni savaşçı kazandırsın ve tüm halkın özgürlüğü, tüm emekçilerin sermayenin boyunduruğundan kurtuluşu için verilen büyük mücadelede güçlerimizi arttırsın!
Yaşasın sekiz saatlik işgünü!
Yaşasın uluslararası devrimci Sosyal Demokrasi!
Kahrolsun haydut ve yağmacı çarlık otokrasisi!

