Ana SayfaSIYASETGÜNEY BAĞIMSIZLIĞA DESTEK ARARKEN, İKİNCİ LOZAN İLE YÜZLEŞMEMELİ! / SİNAN ÇİFTYÜREK

GÜNEY BAĞIMSIZLIĞA DESTEK ARARKEN, İKİNCİ LOZAN İLE YÜZLEŞMEMELİ! / SİNAN ÇİFTYÜREK

Mesut Barzani önce ABD’de ardından da Çek ve Macaristan gibi bazı Doğu Avrupa ülkelerini ziyaret ediyor. Yapılacak görüşmelerde birçok konu ele alınacak ama esas meselenin, bağımsızlığa uluslararası destek sağlamak olduğu anlaşılıyor! Zaten basın da “Barzani bağımsızlık arayışında”, “çantasında Kürt devleti ile gitti” benzeri haberleri öne çıkarttı. Öncelikle Kürt siyaseti bağımsızlığın neresinde? Bu önemlidir.

I – Güney Kürdistan’da, içerisinde farklılıklar barındırsa da genel siyasal yönelim, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanarak federasyondan bağımsızlığa adım atmak olarak özetlenebilir. Dün otonomi diyen Güney, bugün genel olarak bağımsızlık diyor ve en ısrarlı savunuculuğu da KDP ile lideri dile getiriyor. ABD’de Atlantik Konsey Enstitüsünün düzenlediği panelde konuşan Barzani, “Belirli bir tarih veremem ancak, bağımsız Kürdistan yolda” diyor ve devamla “IŞİD’le savaş, referandumun ertelenmesine neden oldu. Halen savaş halinde olan bir ülkeyiz. Bu savaş bitince referanduma gideceğiz. Hiçbir şey Kürtlerin kendi kaderini tayinini engelleyemez” diye de ekliyor. Bağımsızlık yönünde açıklamalar, KDP’nin diğer yönetici kadrolarından da gelmektedir. KDP’li Kemal Kerkukî de “bağımsız Kürdistan devletini kurmamız gerekiyor. Topraksa toprak, halksa halk, kültürse kültür… Geçmişimiz, tarihimiz var” diyecekti.

Bağımsızlığa mesafeli duran YNK’de ise IŞİD işgali sonrasında önemli gelişmeler yaşandı, yaşanıyor. YNK içerisinde farklı eğilimler olsa da genel rota bağımsızlığa çevrilmiş görünüyor. Barzani ABD’ye gitmeden önce ziyaret ettiği Talabani’den “bağımsızlık ilanında arkanızdayız” mesajını aldığı basına yansıdı.

Bağımsızlık ve kanton tartışmalarında YNK yöneticilerinden gelen açıklamalar da Talabani ile paraleldir. YNK yöneticilerinden ve Kürdistan Bölgesi Başkan yardımcısı Kosret Resul, Kürtlerin bağımsızlık talebi sorusu üzerine, “Kürtlerin kendi devletini kurma hakkı olmalıdır. Ayrıca Kürdistan halkının minimum talebi konfederasyondur” diyerek bağımsızlığı destekleyecekti. YNK’nin Politbüro üyesi Sadi Ahmed Pire de kanton tartışmasında “gerilememiz ve ‘kanton’ gibi oluşumları düşünmemiz için hiçbir sebep yok. Bir adım atılacaksa bu konfederasyon veya bağımsızlık olmalı” demişti.

Bununla birlikte YNK’de halen mesele tam olarak çözümlenmiş sayılmaz çünkü İran’ın derin etkisi var. YNK’li Kerkük valisi Necmettin Kerim bunların başında geliyor. Güney Kürdistan siyaset kurumları Kerkük dahil bağımsızlığa odaklanmışken Kerim “yetkileri artırılmadığı taktirde Kerkük’te özerklik ilan edeceğini” söyleyerek Kerkük’ü İran politikası doğrultusunda özerk tutma çabası gerilime yol açmakta. Öyle ki Kerim’in açıklamasına karşı KDP Başkanlık Konseyi Başkanı Salih Delo “eğer öyle bir girişim olursa gerekirse güç kullanarak karşı durdururuz” şeklinde tepki verecekti. Ayrıca tam da dışarıda bağımsızlığa destek turu yapılırken YNK Genel Sekreter Yardımcısı Berhem Salih’in beraberinde bir heyetle İran ziyareti de sıkıntılıdır.

Güneyin bağımsızlık adımında yüzleştiği kimi iç sıkıntılar kendisiyle sınırlı değil diğer parçalardan da bağımsızlığa mesafeli duran hatta bağımsızlığı olumsuzlayan tutumlar da söz konusu. Bunların başında da KCK gelmektedir.

KCK yetkilileri son yıllarda sıklıkla “Irak’ın bölünmesi tehlikelidir”, “ulus devleti reddediyoruz”, Duran Kalkan’ın, “Güney Kürdistan’da merkezi diktatörlük yaşayamaz. Bu bölgeyi demokrasi birleştirir ve yaşatır. … Yani ‘Güney Kürdistan’ı Erbil’den yöneteceğiz, sadece yönetim Erbil’de olacak’ dememek lazım. Şengal, Kerkük, Germiyan, Duhok ve Süleymaniye de kendini yönetmelidir. Böyle olursa Kerkük de Kürdistan’a katılır” sözlerine Barzani ve Güneyli yöneticiler sert tepki göstermişti.

Parçalarda çözüme ilişkin görüş ve hedeflerimiz farklı olabilir ki bunlar yeni de değildir. 1970’lerde Güney Kürdistanlı partiler otonomi derken PKK dahil Kuzeyli yapılar bağımsızlık veya federasyon diyorlardı. Şimdi tam tersi; yarın ne olur şimdiden kestirilemez, burada önemli olan farklılıklarımızı birbirimize karşı kullanmamak! Önemli olan farklılıklarımızdan düşmanın yararlanmasına izin vermemek! Önemli bağımsız Kürdistan ilanının tıpkı dün federasyonun ilanının yarattığı moral gibi tüm Kürdistan’da yeni bir moral ve dinamizme vesile olacağını üzerinde ortaklaşmamızdır. Nihayet önemli olan 40 milyonu aşkın nüfusuyla devletsizliğin aşılmasıdır.

Elbette uluslararası destek önemlidir; ama esas önemli olan dört parçasıyla Kürt halkının ve siyasetinin dinamik desteğidir. Kimimiz özerklik, kimimiz federasyon ya da kanton savunabiliriz ama bunlar Güney’in bağımsızlığını desteklemeye engel olmamalı. Hele hele ikinci bir Lozan olayı hiç ama hiç yaşanmamalı.

Nihayet önemli olan; “Lozan’da Kürtlerin kaderleriyle ilgili tartışma devam ederken Mustafa Kemal’in önerisiyle Kürdistan mebusları ulusal kıyafetleriyle Meclis’e gelip, Lozan’a bir telgraf çekme kararı aldılar. Telgrafta ortak meclis ve ortak devlet vurgusuyla ayrı bir Kürt devletinin kurulmasına karşı olduklarını” belirten (Ümit Kardaş) bir konuma Kürt halkının bugün yeniden düşmemesidir.

Bu açıdan Barzani başkanlığındaki Güney heyeti bağımsız Kürdistan için destek ararken, “ulus devlet istemiyoruz, devlet kötüdür”, “küçük devletçiklere hayır” çıkışları sadece Güneylilere değil tüm Kürdistan davasına zarar verir.

Kürdistan’ın bağımsızlığı herhangi bir Asya ya da Afrika ülkesinin bağımsızlığına benzemez. Öncelikle jeopolitik konumu ve bölgesinde dört devlet arasında bölünmüş olmanın genişlettiği düşman cephesiyle somutta Arap, Türk, Fars ırkçı milliyetçiliğinin kuşatması altında bulunuyor. Dolaysıyla Kürt siyasetinin içerisinde birden fazla elin olmasının yanı sıra uluslararası güçlerin de bölgenin üç önemli ulusunun yarattığı güç dengeler nedeniyle Kürdistan bağımsızlığına sahip çıkmaları hep sancılı olmuştur, şimdi de öyle görünüyor. Somutta bakarsak;

II – ABD ve Batı Avrupa, bir ileri bir geri politikasını sürdürmektedirler.

ABD ve AB devletleri ne diyor, ne diyecek? Şüphesiz bu önemlidir. Batı’nın özelde de ABD’nin politikası son 20 yıldan beri geliştirdiği Avrasya üzerindeki egemenlik stratejisinden bu yana sadece Ortadoğu’da değil genel Asya’da yeni sınırların çiziminden somutta da bağımsız Kürdistan’dan yanadır. Fakat Türkiye, İran ve Arap rejimlerini doğrudan ilgilendiriyor olması nedeniyle bağımsız Kürdistan meselesinde açıktan yana tutum alamıyor. Benzer bir ikilemi Avrupa ülkeleri de barındırıyor.

Bu cepheden görünen şudur; Güney Kürdistan’ın defacto olarak bağımsızlığa yönelen her adımı resmen olmasa da fiilen desteklenirken, hatta Macaristan gibi devletlerin bağımsızlığı tanımalarını teşvik ederken kendileri bağımsızlığı resmen desteklemek için halen koşulların oluşmadığını düşünüyorlar.

Denilebilir ki emperyalist Batı ve özelde de ABD halen hem nalına hem mıhına misali davranıyor. Basını ve sivil kurumları “bağımsız Kürdistan’a az kaldı”, “Kürdistan devleti yolda” derken; ABD yöneticileri ise temkinli konuşuyorlar; “Irak’ın toprak birliğinden yanayız”, “Irak başbakanı Abadi’ye bir şans daha verin” diyorlar. Aynı ikili tutumu ABD’nin silah verme politikasında da görebiliyoruz.

Doğu ekseni statükonun devamında ısrarlı. Emperyal çıkarları gereği değişimini hedefleyen ABD ve AB’nin aksine; Rusya, Çin gibi küresel güçler ile İran ve Türkiye gibi bölge devletleri mevcut sınır ve statükonun devamında ısrar ediyorlar.

İran’ın birinci önceliği Kürtlerin varlığının bile inkâr edilerek tümüyle asimile edilmeleridir. Bunun artık başarılamayacağı netleşince, bir yanda işgal ettiği Doğu Kürdistan’ın küçük bir kısmında uyduruk Kürdistan Eyaleti kurarak, “bakın bende de federal Kürdistan var” türünden muhtemel gelişmelere ön hazırlıklı olmak istiyor ve bunu tamamlayan bir tutumla da Irak’ın bölünmez birliğinde ısrar ediyor. Bunları aşan gelişmeler yaşanırsa yani İran, Kürtlerin bağımsızlık hamlesini engelleyemeyeceğini görürse bu kez yeni karşı hamle olarak “madem bağımsız Kürdistan kuruluyor o zaman bir değil Süleymaniye ve Erbil merkezli iki ayrı Kürdistan olsun” tezini dillendirmeye başlar, başladı bile.

Türkiye’nin pozisyonu İran’dan farklı değil, özünde benzer; hatta daha katı ve ırkçı bir politika izliyor Kürt meselesinde. Türk devleti dün, Güney Kürdistan’ın bağımsızlığı bir yana federasyonu hatta geri bir özerkliği bile “kırmızı çizgisi”nin ihlali sayıp tutum almıştı. Türkiye, Güney Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı duruşunu koruyor ve bu Güney ile de sınırlı değil; Kuzey üzerinden Rojava’yı da baskılamak istiyor. Fakat gelişmeler bağımsız Kürdistan’ı kaçınılmaz kılarsa, bu durumda hem son Osmanlı bakiyesinde etkinlik kurabilmek hem de bölgede Sünni ekseni güçlendirebilmek için yanında saf tutmasını sağlamaya dönük egzersizler de yapmakta. Denilebilir ki Türk devleti Kürdün sırtında bölgede emperyal hedeflere yönelebilir yeniden. Yeniden diyoruz çünkü daha önce bu denendi ve Suriye ile Rojava’daki gelişmeler üzerinden çökmüştü.

Araplara gelince; mesele Kürdistan’ı işgal altında tutan iki devletle sınırlı değildir. Suriye ya da Irak’ın “bölünmez birliği” olunca 22 Arap devleti saf tutabiliyor. İsrail on yıllardır Filistin halkına kan kusturuyor, bazen Mısır, Suriye veya Ürdün’e saldırırken Araplar İsrail’e karşı birleşmeyi başaramadılar bugüne kadar ama iş Kürtler olunca ortaklaşabiliyorlar. 22 Arap devleti var 23.’sü olan Filistin yolda; ama 40 milyon nüfusuyla Kürtlerin bir devlet kurmasına karşı duruyorlar!

Bütün bunlara rağmen Güney bağımsızlığa hazırlanıyor. KDP, YNK Peşmergelerinin ulusal orduya dönüştürülmesi, Peşmerge bünyesinde “Şengal Êzidi Kürtler Birliği”, “Türkmen Peşmerge Bölüğü” gibi adımların geliştirilmesi; başta Kerkük olmak üzere fiilen denetim sağlanan Kürdistan kentlerinin referandumla resmiyete dönüştürülmesi; enerji kaynaklarının uluslararası pazarlara doğrudan pazarlanması arayışları… üzerinden sürdürülmektedir.

Güney, bağımsızlık hazırlığını sürdürürken öncelikle tüm parçalardan Kürdistanlıların desteğini alması önemli olmanın ötesinde hayatidir. Yukarıda belirttiğim gibi ikinci bir Lozan’ı yaşanmamalıdır. Güney’in bağımsızlığını desteklemeliyiz!

III – Barzani’nin bağımsızlığa uluslararası destek arayışını desteklememiz üzerine, Türkiye sosyalist hareketinden “komünistler ne zamandan beri ulusal kurtuluş hareketlerinin emperyalizmden destek arayışlarını desteklediler” diye söylediklerini duyar gibiyiz! Üzerinde geçmişte epeyce durduk burada özetleyeceğim.

20. yüzyılın ilk yarısında özellikle de Sosyalist Blok’un İkinci Dünya Savaşı’nın ardında kurulmasıyla birlikte Asya, Afrika başta olmak üzere dünyadaki ulusal bağımsızlık mücadeleleri, belirleyici olarak emperyalizme karşı siyasal hat üzerinden gelişerek ulusal devletlerin kuruluşuyla sonuçlandılar. Bu meseleyi “Ulusal Soruna Somut ve Tarihsel Yaklaşım, Halkların kurtuluşu sosyalizmdedir” (S. Çiftyürek) adlı kitabımda ayrıntılı irdelemiştim.

Sosyalist Blok’un küresel bir güç olduğu; Dünya komünist hareketinin güçlü olup her yerde iktidara yürüdüğü; uluslararası işçi hareketi ve sendikal mücadelenin büyük dinamizmi barındırdığı; Bağlantısızlar Hareketinin bugünkü gibi sadece ismen değil küresel siyasette özellikle BM’de etkin olup her önemli uluslararası kararda çoğunlukla Sosyalist Blok ile davrandığı koşullarda; Asya ve Afrika’da bağımsızlığa yürüyen ya da bağımsızlık desteği arayan her ulusal kurtuluş hareketi Sosyalist Blok ve Bağlantısızlar Hareketi’ne gidiyor gerekli desteği de alıyordu. Ulusal kurtuluş hareketleri belirttiğim siyasal iklimde nefes alıp emperyalizme karşı direnebiliyorlardı.

Bu küresel siyasal güç dengeleri 1990’lı yıllara gelindiğinde büyük oranda değişti. Sosyalist Blok dağıldı, Dünya komünist hareketi zayıfladı, küresel işçi sınıf mücadelesi daraldı, Bağlantısızlar Hareketi ismen var; ama fiilen etkisizleşti ve önemlisi ulusal kurtuluş hareketleri Asya ve Afrika’da belirleyici olarak şeklen de olsa çözümlendi. Geriye Avrupa’nın kimi ilhakları, bölgemizde Kürdistan ve Filistin ile Asya’nın az sayıda bağımsızlık mücadelesi veren halkları kaldı.

20. yüzyıl sonu 21. yüzyıl başında çözümlenmemiş az sayıda ulusal kurtuluş hareketleri, mevcut küresel siyasal iklimde uluslararası destek ararken emperyalist ABD ya da AB’nin kapısını çalmak durumunda kaldılar, kalıyorlar. Filistin, Kürdistan, Kuzey İrlanda, 9 Temmuz 2011’de bağımsızlığını ilan eden Güney Sudan, Srilanka, Moro ulusal kurutuluş mücadelesi …! Belirtmediklerim dahil günümüz ulusal kurtuluş hareketleri illaki bir biçimiyle ABD’nin, İngiltere, Fransa’nın ve bunların etkinliğindeki BM üzerinden çıkış aramak çizgisine gerilediler. Bu fotoğraf öngördüğümüz ve savunduğumuz bir fotoğraf değil fakat bugünkü küresel siyasetin fotoğrafı özetle bu.

İşte Barzani’de bu küresel siyasal iklimde tıpkı Filistin liderleri gibi, tıpkı diğerleri gibi uluslararası destek arayışındayken içerde köstek değil destek olmalıyız. Türkiye sosyalistlerini de nasıl ki emperyalizmle ilişkilerine rağmen Filistin’in bağımsızlığını destekliyorlarsa aynı gerekçelerle Kürdistan’ın bağımsızlığına da destek olmaya çağırıyoruz. Yani Filistin’e destek Kürdistan’a köstek siyasetini aşmaya çağırıyoruz.

Sonuç olarak; uluslararası güçlerin, BM’nin, Bağımsız Bağlantısızlar Hareketi’nin bağımsız Kürdistan’a ilişkin alacakları tutum önemlidir; ama asıl olan Kürtlerin etnik ve inanç farklılığıyla Kürdistanlıların alacağı tutumdur. Uluslararası güçlerin tutumunu etkileyecek olan da bu olacaktır. 12-05-2015

[email protected]

- Advertisment -

Recent Comments

Verified by MonsterInsights