ANASAYFABİYOGRAFİAtası Pîroz olan Safevî şahı Şah İsmail'in Kürt Kökenli oluşu

Atası Pîroz olan Safevî şahı Şah İsmail’in Kürt Kökenli oluşu

Safevi Devleti'nin kurucusu Şah İsmail'in soyu hakkında tarihî kaynaklar ne diyor? Safevi Devleti'nin kurucusu Şah İsmail'in soyu hakkında tarihî kaynaklar ne diyor? Şah Hatayî mahlasıyla tanınan Şah İsmail'in etnik kökeni üzerindeki tartışmalar sürüyor.

Atası Pîroz olan Safevî şahı Şah İsmail’in Kürt Kökenli oluşu

Abuzer Bali Han

Safevi Devleti’nin en büyük hükümdarı, Alevi inancının da en önde gelen önder ve şairlerinden biri hiç şüphe yok ki “Yedi Ulu Ozan” arasında adı geçen Şah İsmail‘in (Şah Hatayî) soyu hakkında çok şey yazılıp söylenir. Alevi ve Bektaşiler arasında O, Ulu Ozan Şah Hatayî olarak da anılır. O’nun bu kullandığı adı, O’nun asıl adı olmayıp dinî inanç ve edebiyatta sıkça kullanılan mahlasıdır (takma ad). Fakat hükümdar olarak “Şah İsmail” adı her zaman ön planda kullanılır. O, Safevi Devleti’nin ilk kurucusudur. Farsça kaynaklarda ise Şah İsmail’in adı “I. Şah İsmail” veya tam unvanıyla “Ebü’l-Muzaffer Bahadır el-Hüseynî” olarak geçer.

Şah İsmail’in çocukluğu ve tahta çıkışı

Osmanlı Devleti’nin kendilerine rakip olarak bölgede gördükleri en büyük devlet Alevi inançlı olan Safevilerdi. Şah İsmail (Şah Hatayî), Erdebil’de 17 Temmuz 1487 tarihinde dünyaya geldi. Babası Şah Haydar’ın ölümünden (1488) sonra, dayısı tarafından iki kardeşiyle birlikte büyütülür. Sonra can güvenlikleri olmadığı nedeniyle dayısı onları Şiraz’a gönderir. Şiraz’da saklı kalmalarına rağmen, bölgenin valisi haber alarak kendilerini tespit eder. Üç kardeşi de bir süre hapseder.

Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup’un ölümü üzerine oğlu Rüstem Bey, saltanat mücadelesinde tutukladıkları kardeşlerden yararlanmak ister. Üç kardeşi de hapisten çıkartır. Şah İsmail, Tebriz’e geri döndüğünde ağabeyi olan Sultan Ali, bir törenle onları karşılar. Rüstem Bey, onların bu hâkimiyetlerinden korkar. Onları ortadan kaldırmanın yollarını ararken, durumu sezen Sultan Ali ve kardeşleri Erdebil’e sığınmak isterler. Sultan Ali yolda kendilerini izleyen Rüstem Bey’in askerleri tarafından öldürülür. Diğer kardeşleri Erdebil’e gitmeyi başarır. Şah İsmail ve kardeşi İbrahim burada müritlerince korunur. Bir süre sonra kendileri için güven teşkil eden ve hâlâ günümüzde halkının çoğunluğunun Kürtlerin yaşadığı Nahcivan bölgesine gönderilirler. Şah İsmail orada altı yaşındayken ilk öğrenimine başlar. Gîlân’da altı yıl gizlilik içinde yaşamını sürdürür.

Şah İsmail, 15 yaşında Tebriz’de taç giydiğinde (1502), öldürülen babasının öcünü almış ve Bakü’yü de zapt etmişti. Yıldızı parlayan Şah İsmail’in yaşamı Aleviliği resmî din olarak yaymak ve Safevi Devleti’nin sınırlarını genişletmekle geçer.

Safevi soyunun kökeni ve Pîroz bağı

Safevi Devleti’ni kuran Şah İsmail Safevî; Kürt mü, Türk mü, Arap veya Azerî oluşu günümüzde bile hâlen tartışma konusudur. O’nun büyük dedesi Şeyh Safiyüddin Erdebilî hazretleri olup Safevî adı da bu şahsiyetin adından gelir. O’nun oğlu Şeyh Sadreddin-i Erdebîlî, Şeyh Safiyüddin İshak Erdebilî hazretlerinin anlattıklarını ve soy kütüğünü Safevî tarikatının kâtibi İbn Bazzaz’a yazdırır. Şah İsmail’in soyunu (nesebini) yazan bu kitabın adı ise “Safvetü’s-Safâ”dır.

Tarihî sahnede uzun ömürlü olan Safevîler (1501-1736), her zaman tarihte Alevi-Kızılbaş, Şiî kimlikleriyle tanındıkları bilinir. Safevîler bir dil ve ırk birliğinden ziyade, bir inanç birliği etrafında varlıklarını sürdürmüşler. Bu inançta olanların başında, başta Azerîler, Türkmenler, Doğu Anadolu’da yaşayan Kızılbaş Kürtler, Zazalar gelmekteydi. Osmanlı’nın Safevîlere karşı Şâfiî Kürtleri kullanması, Anadolu’da yaşayan Kızılbaş Kürt Alevîlerle, Sünnî mezhepli Kürtleri tarihte hep karşı karşıya getirmişti. Şâfiî mezhepli Sünnî Kürtler, İdris-i Bitlisî’den bu yana zaman zaman Sünnî Türklerin saflarında yer alarak, Kızılbaş ve Türkmen halkları kırdırıp yok etmeyi birlikte hedeflemişler. Bu düşmanca tavır hâlen tam olarak adı geçen halklar arasındaki kırgınlıkları ortadan kaldıramamıştır. Osmanlı’nın Safevîlere karşı, Safevîleri destekleyen Kızılbaş Kürtlerin karşısına Şâfiî Kürtleri çıkarması, ince bir Osmanlı oyununun (politikasının) gizlenmiş olduğunu Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim’i destekleyen İdris-i Bitlisî, Kürt-Osmanlı dayanışmasının bir örneğini teşkil eder. Çaldıran Muharebesi, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim ile Safevî hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514 tarihinde bugünkü İran sınırları içinde yer alan Makû şehri yakınlarındaki Çaldıran Ovası’nda iki büyük ordunun karşı karşıya gelmesiyle olur. Safevîler yenilerek savaşı kaybeder. Bu tarihten sonra Safevî ordusu eski gücüne hiçbir zaman erişemez.

Safevîler Şah İsmail’e neredeyse Tanrı, yarı Tanrı gözüyle bakarken, O da zamanla kendini öyle görmeye başlamış. Yavuz’a karşı savaşırken, nasıl olsa Allah kendilerinden yana olacağına inanıyorlardı. Yenilgiden sonra bir süre daha hükümdarlık yapan Şah İsmail, yerini oğlu Şah I. Tahmasb’a (22 Şubat 1514 – 14 Mayıs 1576) bırakır. Ömrünün geriye kalan bölümünü ayrı yerlerde geçiren Şah İsmail, Azerbaycan’da bulunduğu bir dönemde daha 37 yaşında iken 24 Mayıs 1524’te Hakk’a yürür. O’nun cenazesi Erdebil’e götürülüp gömülür.

Şah I. Tahmasb, 1524’ten 1576’ya ölümüne kadar Safevî Devleti’nin ikinci hükümdarıdır. Şah I. Tahmasb da kendini halkına “Tanrı” olarak benimseterek kabul ettirir.

Safevî soyunun kökeni için birbirinden ayrı görüşler, “Safvetü’s-Safâ” adlı tarikat yazmalarında ve Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah’ın vakıf belgelerinde, bu sülale hakkında bazı bilgilere rastlanılır. Şeyh Safiyüddin’in dördüncü kuşaktan halefi olan Şeyh Cüneyt’tir. Şah İsmail’in babası Şah Haydar, anası Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm Sultan, anadili olan Türkçe ile oğlunu büyütür. Bu evlilik ile birlikte Safevî sülalesi ile Akkoyunlular arasında bir de akrabalık bağı oluşur.

Şah İsmail’in babası Şah Haydar ve O’nun da babası Şeyh Cüneyt’tir. Bu sülaleyi biraz daha derinleştirerek irdelersek, Şeyh Cüneyt’in babası Şeyh İbrahim, Şeyh İbrahim’in de babası Hace Ali’dir. Hace Ali’nin babası ve devamı değişik adlarla Muhammed el-Hâfız’a ve O’nun da babası Şeyh Avaz’a kadar gider. Netice olarak Şeyh Avaz’ın da babası Êzdî Kürd’ü olan Şengallı “PÎROZ”dur.

Şah İsmail’in (Şah Hatayî) bu anlatılan soy şeceresinde dedesi olan Şengallı Êzdî Kürt Pîroz’a (ya da Pêrûz olarak da) dayandığını birçok tarihî kaynak ve belge belirtir. Şengallı olan Pîroz, O bir Êzdî Kürdü’dür. (1) Safvetü’s-Safâ’nın orijinal el yazması İstanbul’daki Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya Bölümü’nde bulunan 3099 numaralı nüshanın 6/B yaprağında Safevî Devleti kurucusu Şah İsmail’in dedesinin Kürt olduğunu yazar. Diğer tarihî bazı belgelerde kimi O’nu Türk, Fâris veya Azerî olduğunu gösterirken, Şah İsmail’in kendisi de yetişme tarzı olarak kendi yaşantısına böylesi karışık bir yön vermiş olmasıdır. Şah İsmail Safevî’nin anne tarafı Türkmen’dir. O, Türkçeyi annesinden öğrenir. Farsça ve Arapçayı öğrenim yaparken, bunların yanı sıra Azerice ve Kürtçeyi de yakın çevresinde bildiği hâlde O, şiirlerini hep Azerî lehçesiyle yazmıştır.

Kısaca diyebiliriz ki Safevî saltanatının şahları etnik köken itibarıyla Şengallı Zerdüşt inançlı Êzdî Kürtlerden Pîroz’a kadar gider. Bu konudaki kafa karıştıran diğer etnik bilgilerin tarihî kaynaklarda yanlış olarak aktarıldığını da vurgulamak isterim. Günümüzde ise hâlen Safevî inancı Alevî-Bektaşî inancındaki nefes ve deyişlerde yaşadığını vurgulamakta yarar var. Osmanlı Devleti İmparatorluğu üç kıtaya yayılmış büyük bir devletti. Safevî Devleti de dönemin en büyük imparatorluklarından biriydi. Hepsi tarihte gelip geçtiler. Günümüzde ise büyük devletler varlıklarını barış, demokrasi ve bilgi toplumu olarak ad yapmaktalar.

Şah İsmail
Şah İsmail

Tarihten günümüze birlik mesajı

Şah Hatayî’ye kadar giden ve cem ayinlerinde hâlen nefesleri saz eşliğinde söylenen O’nun dinî görüşlerinden başka geriye hiçbir şey kalmamıştır. Alevî-Bektaşî inancında günümüzün karanlığına ışık tutacak olan O’nun etkisinin de olduğu söylenen “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” deyişini hatırlatarak Şah İsmail’i de bir kez daha dile getirmiş olalım.

Atalardan gelen “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü, geçmişte gelip geçen olayların benzerlerinin zamanla yeniden tekrarlandığını anlatan yaygın bir tarih felsefesinin yeniden ortaya çıkmasıyla olayların tekrarlandığı düşünülür. Ancak bazı olaylar ve görüşlerden ders alınmadığı için hataların hep tekrarlana geldiği söylenir.

Son yüzyıllık dönemde Kürtler bağımsızlık mücadelesinde birlik oluşturmamanın cezasını çektikleri hâlde, hâlen bundan bir ders alamayışları, günümüzde de benzer olaylarla tekrarlanan hatalarını sürdürmekteler.

Bir milletin esaretten kurtulması için kendi öz iradesine sahip çıkarak, özgürleşme konusunda doğru ve kararlı bir yolda örgütlenmesi zorunludur. Bunu beceremeyen milletler bu örgütlenme sorununu egemen güçlerin eline kaptırırlarsa, bu da zamanla o etnik yapının ortadan kalkmasını hızlandırır.

Netice olarak bağımlılıktan kurtulmak için, birlik ve beraberliğin sağlanması ancak akıllı bir siyasetle mümkündür. Akıllı siyaseti de deneyimli ve akıllı insanların önderliğinde olursa olur. Birlik ve beraberlik özgürlük filizlerini yeşerterek geliştirir. Günümüzde, şu dönemde Kürt ulusal örgütlerine düşen büyük görev, birleşerek varlıklarını Kürt halkına benimsetmeleridir.

Birlik ve beraberlik ruhu hem yaşatır, hem de özgürlüğe açılan yola ışık tutar.

*Araştırmacı

Kaynakça:

  1. Safvetü’s-Safâ
  2. Ulu Ozanlar, A. Balî, weşanên Rê
  3. From Wikipedia, the free encyclopedia
  4. İslam Ansiklopedisi
  5. Ferhenga Kurdî-Tirkî Ya Ansiklopedik, A. Balî, 3. Cilt, Şah Hatayî, 2010
  6. Ana Britannica: Genel Kültür Ansiklopedisi, İstanbul, Ana Yayıncılık, 1986

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL