ANASAYFAİŞÇİ-EMEKYasa(k)lara Saygılı Sendikacılık Ol(a)maz! 

Yasa(k)lara Saygılı Sendikacılık Ol(a)maz! 

Sibel Özbudun ve Temel Demirer, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun 1 Mayıs’ta valiliğin izniyle Taksim’e çelenk koymasını “yasaklara saygılı sendikacılık” eleştirisiyle değerlendirdi. Yazarlar, işçi sınıfının meşruiyetini egemenlerin yasaklarına karşı mücadeleyle kazandığını vurgularken DİSK’i sınıfın eylemli direnişine sırt dönmekle eleştiriyorlar.

YASAKLARA SAYGILI SENDİKACILIK OL(A)MAZ!

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

“oyalanma/ çabuk yıka yüzünü/ giyin çabuk/

herkes gitti bayramdır/ seni durduran ne/

nedir senden giden seni tutan/

işte bak kazandı işçiler/ kazandı inat yeniden”[1]

Taksim bir kez daha abluka altında. Metro, tramvay ve vapur seferleri sınırlandırıldı, Kadıköy ile İstanbul yakası arasındaki irtibat hemen tümüyle kesildi. Mecidiyeköy ve Şişli’den Taksim’e uzanan artere çıkan her sokak TOMA ve Çevik Kuvvetler tarafından tutuldu. İktidar hiçbir yasal kılıfa sığdıramadığı, işçileri, emekçileri 1 Mayıs’ta Taksim’e sokmama inadını bir kez daha sergiledi. Tabii turistler, işyerlerine gitmeye çalışanlar, bölgede oturanlar da bu inattan nasibini aldı…

Bu sırada Avukat Ali Eşki, Mecidiyeköy meydanında güvenlik güçlerinin hak ihlâllerini gözlemlemek üzere oturduğu banktan kendisini kaldırmak için etrafını çeviren Çevik Kuvvetler’e itiraz etti: “Size verilen emir yasadışıdır. Yasadışı iş yapıyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kararı var. Bu karara göre dileyen 1 Mayıs’ı dilediği yerde kutlayabilir. Elinizde yazılı emir var mı? Ben burada kalacağım ve gitmeyeceğim!”[2]

Evet, emir yasadışı… Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki kararı net; ve Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs gösterilerine kapatılmasının önündeki her türlü “bahane”yi geçersiz kılacak mahiyette:

“Sembolik bir değeri olan Taksim Meydanı 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü ile bağlantılı ele alındığında başvurucular, diğer sendikalar ve işçiler nezdinde öneme sahiptir. Bu nedenle işçi ve sendika kültürünü oluşturan yapı taşlarından biri olan Taksim Meydanı, yalnızca 1 Mayıs günü orada bulunanların dayanışmasını değil aynı zamanda emekçilerin ortak hafızasının varlığını göstermektedir. Bu durumda kendisini o kültürün bir parçası olarak gören her kişinin 1 Mayıs günlerinde Taksim Meydanı’nın ifade ettiği anlamı doğrudan tecrübe etmek ve edindiği tecrübeyi kuşaklar boyunca aktarmak için orada bulunma hakkı vardır. 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı ile özdeşleşmesi nedeniyle anılan mekânın sınırlanması aktarılmak istenen düşüncenin de sınırlanmasına neden olabilecektir.

“Somut olaylarda idarenin yasaklama ve dolayısıyla müdahale gerekçelerinden biri, İstanbul’da yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşleri alanları içinde Taksim Meydanı’nın yer almamasıdır. Ancak toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlenmesindeki hedeflenen amaçlara ulaşabilmesi için mekânın önemi gözetildiğinde mekân seçme serbestîsinin kategorik olarak yasaklanması Anayasa bakımından kabul edilemez bulunmuştur.”[3]

AYM, 12 Ekim 2023 tarihli kararıyla da yetinmeyerek, 2024 1 Mayıs’ında Saraçhane’den Taksim’e doğru yürümek isteyen grubun içerisinde yer alıp da tutuklanan bir öğrencinin (Umut Kabaklı) yaptığı bireysel başvuru üzerine 17 Şubat 2026’de aldığı kararda, “tutuklama talebinin meşru bir gerekçeye dayanmadığı, hukuki olmadığı”nın altını çizerek, uygulamayla “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlâl edildiği”ne hükmetmiş ve Kabaklı’ya 300.000 TL manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştı.[4]

Durum böyleydi böyle olmasına da; 1 Mayıs günü ÇHD üyesi onlarca, belki yüzlerce avukat, işçilerin, emekçilerin 1 Mayıs’ı İstanbul’da ait olduğu yerde, Taksim Meydanı’nda kutlamasına yönelik hak ihlâllerine karşı, coplanma, gaz bombasına maruz kalma, gözaltına alınma riskine karşı görev başındayken[5] Arzu Çerkezoğlu DİSK heyetinin önünde, “valiliğin izniyle”[6] Taksim Anıtı’na çelenk koyup, basın açıklaması yapıyordu:

“Oysa tarih, toplum ve hukuk tek bir gerçek üzerinde uzlaşmıştır. Taksim Meydanı, 1 Mayıs meydanıdır. Bu gerçeği hiçbir şey değiştiremez. Bundan 49 yıl önce burada onlarca arkadaşımızı kaybettiğimiz 1977 1 Mayıs’ındaki katliam da 1980 askeri darbesi de bu gerçeği değiştirememiştir. Bu meydan Türkiye işçi sınıfının, emekçi halkın, kadınların, gençlerin hafızasıdır; birliğimizdir, dayanışmamızdır. Bu meydan mücadelemizdir. Bu meydan, bu simgesel anlamıyla bizim açımızdan son derece değerlidir, anlamlıdır.”[7]

Çerkezoğlu ve DİSK heyeti, bu açıklamanın ardından gönül ferahlığıyla alanı terk ederek 1 Mayıs mitingi için çağrı yaptıkları Kadıköy Meydanı’na doğru yola çıkacaktı. Ne de olsa “Bizden sonra tufan…”

Tufan, Çerkezoğlu ve ekibi alanı terk ettikten bir süre sonra koptu: Binlerce devrimci, 1 Mayıs için Taksim’e çağrı çıkartan Taksim İnisiyatifi ile İşçi Emekçi Birliği’ne kulak vererek 1 Mayıs’ı uğruna onlarca canını bıraktığı Meydan’da karşılamak üzere Mecidiyeköy’de toplanıyordu.[8] Örgütler bu kez tüm güçlerini bir noktaya yığarak barikatı oradan zorlamayı seçmişlerdi. Tabii İstanbul’un ve çevre illerin ne kadar çevik kuvveti, asayişi, narkotiği, terörle mücadelesi… ezcümle ne kadar polisi varsa etraflarında. Kitlenin buluşmaması için güvenlik güçlerinin tüm çabaları nafile… 5000’in üzerinde gösterici bir araya gelerek, tek ağız, tek yürek Taksim hedefini haykırıyordu. İstanbul Valiliği İstanbul’un dört ilçesinde (Beyoğlu, Şişli, Fatih, Beşiktaş) gün boyu her türlü eylem ve etkinliği yasaklamıştı, ama Şişli’deki Mecidiyeköy meydanı gösterici sayısının neredeyse “izinli” Kadıköy ve Kartal mitinglerini aratmadığı miting alanına dönüştü; Beşiktaş’ta bir araya gelip gözaltına alınan Halkın Kurtuluş Partisi ve Taksim’e ulaşmak için Boğaz Köprüsü’nü seçen Kaldıraç hareketi mensubu gençler de cabası…

Günün bilançosu, bol miktarda -bazıları doğrudan göstericilerin gözüne sıkılan- biber gazı, yakın plandan atılan plastik mermiler, kafalarına basılarak yerlere yatırılan gençler, saçlarından sürüklenen kadınlar… Ve valilik açıklamasına göre toplam 575 gözaltı. Tümü ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılacak 575 kişi: Gözaltıların, yasakların “yasadışı”lığının, beyhudeliğinin valiliğin de bilincinde olduğunun en sarih göstergesi…

Kimi çokbilmişler, bu ısrarı “marjinal, anlamsız ve nafile, her yıl tekerrür eden bir inatlaşma”?!) gibi görebilir, ya da Hak-İş gibi “1 Mayıs’ı sadece Taksim’e hapsetmek isteyenlere karşı mücadele başlattık,”[9] hamasetine sarılabilir. Veya (TKP gibi), sendikaların organize ettiği 1 Mayıs’larda “kürsüde işçi sınıfının sözünün dile getirilmemesi, dolayısıyla toplantıların içeriksiz kalması ve bir çeşit defile havası vermesi” gerekçesiyle (nedense Taksim çağrısına kulak tıkayıp) kendi mitingini düzenleme yoluna gidebilirler…[10]

Oysa görülmesi gereken bir şey var: Taksim bu ısrar, bu mücadele sonucu kazanılıyor. Kadıköy mitingi düzenleyicilerine dahi “1 Mayıs alanı Taksim’dir”, ya da Kadıköy mitinginde çıkartıldığı kürsüden CHP genel başkanı Özgür Özel’e, “Bu Kadıköy’deki son 1 Mayıs olacak. Gelecek sene Kanlı 1 Mayıs katliamının 50. yılı olacak. O yüzden seneye Taksim’de olacağız. Bu bir irade beyanıdır,”[11] dedirten meşruiyeti ete kemiğe büründüren, bu kararlılık. Ardına Doruk Madencilik, Temel Conta, Şık Makas, İtalyan Lisesi emekçilerinin ve daha nice işçi direnişinin rüzgârını alan… Başaran Aksu’nun 2 Mayıs günü gözaltından çıktıktan sonra sosyal medya hesabında dediği gibi: “Dün gün boyu Taksim 1 Mayıs’ı için mücadele edenler kazandı. 600’e yakın gözaltı, Mecidiyeköy meydanında toplanan binler, yapılan işçi konuşmalarının içerikleri oldukça kıymetli. 2027 Taksim 1 Mayıs’ı artık tüm halkındır. Selam olsun Türkiye İşçi Sınıfımıza!”[12] 

Evet, yılların direnişi, 1 Mayıs Meydanı’nı kazanıyor… Adım adım…

Öyleyse, yıllardır Taksim direnişçilerini “işçi sınıfını bölmek”le, “marjinal”likle, “maceracılık”la suçlayıp sırtını dönenlere anımsatalım: Yasa(k)lara saygılı sendikacılık olmaz/olamaz. İşçi sınıfı, ortaya çıktığı andan itibaren kendi meşruiyetini egemenlerin kendisine dayattığı yasaklar, sınırlamalara karşı mücadele ederek kendi elleriyle kurmuştur. Son örnek: Beş ay boyunca ücretlerini, tazminatlarını ve özlük haklarını alamayan Doruk Madencilik işçilerinin DİSK’in ısrarla görmezden geldiği direnişi, işçilerin her türlü “mevzuat”ı aşarak çıplak gövdelerini bir sınıf silahına dönüştürmesiyle kazandıkları zafer…

Aslına bakılırsa, bizatihi 1 Mayıs’ın İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik ve Mücadele Günü olarak dünya ölçeğinde kabul görmesi de aynı ısrar ve kararlılık sonucu gerçekleşmiştir. Vurgulayalım; 1 Mayıs dünya işçilerine “gökten zembille inmedi,” ya da iktidardakiler tarafından armağan edilmedi. İşçi sınıfı 8 saatlik işgünü için direnişinde “fiili durum” yaratıp bu “bayram”ı kazanana dek, hiçbir yasada böyle bir “hak” yazılı değildi. Tarihçi Eric Hobsbawm, “The Birth of a Holiday: The First of May/ Bir Bayramın Doğuşu: Bir Mayıs”[13] başlıklı makalesinde Avrupa’da ilk kez II. Enternasyonal tarafından 8 saatlik işgünü talebiyle yapılan 1 Mayıs’ta iş bırakma çağrısının bir kereliğe mahsus olduğunu ve eylemin gerçekleştirileceği 1 Mayıs 1890 gününün hafta içine denk düşmesinin sendikacılar ve sosyalist partiler arasında da tereddütlere yol açtığını belirtir: “Bu kurumun evrimine ilişkin olağanüstü olan, kasıtsız ve plansız bir biçimde gelişmesidir. (…) (Avusturya’da) İçişleri Bakanlığı’nın gösterilerin yasaklandığına dair kesin talimatına ve patronların 1 Mayıs’ı tatil kabul etmeme -hatta 1 Mayıs’tan bir gün öncesini tatil ilan etme – yolundaki formel kararına karşın Steyr’deki Devlet Silah Fabrikası’nda 1890 1 Mayıs’ında ve onu izleyen her yıl aynı gün iş bırakıldı.”

Bir başka deyişle, sınıf mücadelesinde hiçbir talep, hiçbir hak, önce “fiili durum” yaratmaksızın kazanılmış değildir, kazanılamaz da.

Tüm “yasallığı”na karşın Kadıköy meydanından cılız bir kalabalığı toplayabilen DİSK’in, ülke ekonomisi büyüme kaydederken işçilerin, emekçilerin payının giderek küçüldüğü, işsizliğin kronikleştiği, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı, her gün 5-6 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği, müktesep hakların hergün biraz daha budandığı (örneğin devletin işsizlik sigortasındaki katkı payı tam da 30 Nisan 2026 günü Resmi Gazete’de yayınlanan bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla yüzde 1’den yüzde 0.50’ye düşürüldü!); ezcümle bu coğrafyada emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının her geçen gün biraz daha cehenneme dönüştüğü koşullarda, “yasa(k)lar” konusundaki hassasiyeti azaltıp, sınıfın kendi meşruiyetini kurma çabalarına omuz, artan eylemlilikleriyle kendi yollarını açmaya çalışan işçilerin mücadelelerine destek vermesi, elzemdir… Hele bir işe yarayıp yaramadığı, işlevinin ne olduğuna ilişkin tartışmaların giderek yükseldiği şu günlerde…

yasaklara saygılı sendikacılık

4 Mayıs 2026 17:08:50, Muğla.

N O T L A R

[1] Güray Öz.

[2] Fatoş Erdoğan’ın haberi, https://x.com/puleragema/status/2050181644867240312

[3] https://www.anayasa.gov.tr/tr/haberler/bireysel-basvuru-basin-duyurulari/1-mayis-kutlamalarina-yapilan-mudahalelerin-ilgili-ve-yeterli-gerekcesi-olmamasi-nedeniyle-toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-duzenleme-hakkinin-ihlal-edilmesi/

[4] Mustafa Bildircin, “AYM’den 1 Mayıs Kararı: Tutuklama Meşru Değil”, Birgün, 1 Mayıs 2026… https://www.birgun.net/haber/aymden-1-mayis-karari-tutuklama-mesru-degil-709637

[5] “1 Mayıs öncesinde İstanbul’da yapılan ev baskınlarında Av. Gülizar Tuncer’in evi de polisler tarafından basılan adreslerden biri oldu. Önceki dönem İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi yöneticisi olan Tuncer’in evi kendisi yokken polis tarafından basıldı, herhangi bir savcı ya da baro temsilcisi hazır bulunmaksızın arama yapıldı.” (https://sendika.org/2026/04/1-mayis-oncesindeki-operasyonda-av-gulizar-tuncerin-evi-baro-yetkilisi-veya-savci-olmadan-basilmis-747085)

Ayrıca, “Gözaltı sürecine ilişkin en dikkat çeken iddialar ise hastanede yaşananlara ilişkin tutanaklarda yer aldı. Avukatların tutanaklarına göre, gözaltındaki kişilerin sağlık kontrollerini ve hukuki durumlarını takip etmek isteyen Avukatın Sesi İnisiyatifi üyesi avukatların görev yapmaları engellendi. Tutanaklarda, avukatların gözaltındaki kişilerle görüşmelerine izin verilmediği, ilgili birimlere yaklaştırılmadıkları ve kamu görevi kapsamında yaptıkları başvuruların karşılıksız bırakıldığı ifade edildi.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/1-mayis-gozaltilarinda-yeni-iddia-hastanede-avukatlara-mudahale-2500217)

[6] İstanbul Valiliği, 1 Mayıs için sınırlı sayıda temsilcinin yer aldığı heyetlerin anıta çelenk bırakmak için Taksim’e girmelerine izin verileceğini açıklamıştı. Bu “izin” çerçevesinde DİSK, HAK-İŞ, HÜR-İş, TÜRK-İŞ, Birleşik Kamu İş vb. örgütler, meydana girerek Taksim anıtına çelenk bıraktılar. (https://www.sabah.com.tr/gundem/2026/05/01/taksim-anitina-celenk-biraktilar-sendikalar-1-mayista-taksimde) Alana “temsili” olarak dahi girişine izin verilmeyen tek grup ise 1 Mayıs için “Taksim” diyenler oldu: “1977 1 Mayıs’ında katledilenleri anmak için Kazancı Yokuşu’nda bir araya gelen İşçi Emekçi Birliği ve 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi bileşenleri polis saldırısı ile gözaltına alındı.” (“Taksim’de 1 Mayıs Anmasına Saldırı”, 27 Nisan 2026… https://kizilbayrak85.net/ana-sayfa/haber/sinif/taksimde-1-mayis-anmasina-saldiri)

[7] “DİSK sınırlı sayıda sendikacıyla Taksim’de: Taksim işçi sınıfının hafızasıdır” Independent, Türkçe… https://www.indyturk.com/node/776488

[8] Taksim İnisiyatifi’nin bileşenleri: DİSK/ Enerji-Sen, DGD-SEN, Kataş Sen, PTT-Sen, DİSK/ Limter-İş, İnşaat-İş, Öğretmen Sendikası, TSS-İŞ, Yapı Yol-İş; Halkevleri, Umut-Sen, Devrimci Hareket, Kızıl Parti, Mücadele Birliği, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Partizan, Sosyalist Mücadele İnisiyatifi, Alınteri, Köz, Komün ve Devrimci Çözüm. Taksim İnisiyatifi’nin yanı sıra Kaldıraç, BDSP, Partizan, Birleşik İşçi Hareketi, Proleter Devrimci Duruş, Devrimci Kurtuluş Platformu, Dostluk Kültür Derneği, Dev Tekstil ve TOMİS’in yer aldığı İşçi Emekçi Birliği, TİP, TÖP, Devrim Partisi ve Birleşik Komünist Parti de Taksim’de olacaklarını duyurdular. Halkın Kurtuluş Partisi, DİSK Nakliyat-İş ve Halk Cephesi de Taksim’de olacağını açıkladı. Üniversiteli ve liseli gençlik hareketi ise adı geçen sosyalist kurumların izdüşümünden daha geniş bir yelpaze ile Taksim’de olacağını bildirmiş, Kadıköy’de yer alacağını açıklayan bazı sosyalist kurumların gençlik örgütleri de Taksim’e çağrı yapmıştı. (“1 Mayıs’ta Kimler Taksim’e Gidiyor?”, 29 Nisan 2026… https://sendika.org/2026/04/1-mayista-kimler-taksime-gidiyor-747017)

[9] “Hak-İş’in Mitinginde Alan Dolmadı”, 1 Mayıs 2026… https://www.evrensel.net/haber/5982126/hak-isin-mitinginde-alan-dolmadi

[10] “Sol Haber, “Cemil Tugay’dan TKP’ye İtiraf Gibi 1 Mayıs Tepkisi: ‘Sahneyi Biz Kurduk, Sanatçıları Biz Ayarladık…” https://t.co/DSoB20CXbH” / X)

[11] “Özgür Özel: Seneye 1 Mayıs Taksim’de Kutlanacak”, Yeniçağ… https://www.yenicaggazetesi.com/ozgur-ozel-seneye-1-mayis-taksimde-kutlanacak-1025028h.htm. Gerçi Özgür Özel bunu 2 yıldır tekrar edip duruyor, sonra da topu DİSK’e atıp DİSK’in organizasyonuna katılıyor “işçi sınıfının iradesi böyle” diye; ama biz yine de kayıt düşelim…

[12] https://x.com/Basaranaksu_/status/2050415543832687094

[13] Eric Hobsbawm, “The Birth of a Holiday: The First of May” https://libcom.org/article/birth-holiday-first-may-eric-hobsbawm

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL