Kürt meselesinin çözümü | Sinan Çiftyürek yazdı
Başta genele ilişkin birkaç saptamada bulunmanın yararlı olacağı inancıyla şunlara yer vereyim…
a – Kafkasya’dan Mısır’a, İran’dan Lübnan’a (ki merkezinde Kürdistan var) düzen ve istikrar arayışı sürüyor. Başta Kürdistan ve Filistin meselesinin çözümü olmak üzere halklar ve inançların bir arada yaşamasını sağlayacak çözümler üretmeyen hiçbir düzenleme ve değişim bu coğrafyaya kalıcı barışı getiremez. Küresel ve bölgesel emperyal güçler bir süreden beri Sykes-Picot anlaşmasını çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etme hedefiyle attıkları her adım bölgeyi çözümsüz, kırılgan ve sorunlarla yüklü halde getirdi. Denilebilir ki “eski olan yürümüyor yeni olan ise sahnede yerini alabilmiş değil belirlemesi” bugün küremizde esas belirttiğim coğrafya için geçerli. Dünyada öne çıkan çelişki ve çatışmaların, bölgesel-küresel güçlerin doğrudan veya dolaylı taraf oldukları gerilim ve savaşların sıcak yaşandığı alan yani Kürdistan, Irak, İran, Suriye, Filistin’in bulunduğu bölge; yani yaşanan savaşlarla, tüccar diplomasisiyle, anlık değişen güç dengeleriyle dünyanın merkezi. Belli başlı tüm istihbarat örgütleri ile uluslararası terör grupları bölgede. Dünya enerji tekelleri ve finans merkezlerinin eli kulağı Ortadoğu’da. Etkin haber kanallarının manşetleri belirttiğim bölge!
b – Kürt halkının, Kürdistan’ı halklar-inançlar bahçesi yapma yürüyüşü durdurulamaz!
Önce Kürdistan Federal Bölgesi ardından Özerk Rojava Yönetimi; Kürdistan’ı halklar ve inançlar bahçesi yapmanın adımlarını attılar. 150 yıllık ulusal bağımsızlık mücadelesinden çıkarılan derslerle etnik, kültürel ve inançlar alanında klasik ulus devlet tekçiliğini geride bıraktılar. Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumu öncesi “Bir ulus devlet kurmak istemiyoruz; biz demokratik, çok bölgeli, çok dinli vatandaşlık temeli üzerine bir devlet kurmak istiyoruz” demişti. Pratikte de beş resmi dil ve farklı inançların diyanette temsili gerçekleştirildi. Özerk Rojava zaten 2013’te farklı halklar, inançlarla ortak sözleşmeye dayalı kuruldu. Kürt halkı “halklar, inançlar hapishanesi Türkiye ve İran’dan kökten farklı yeni referanslarla geliyoruz” mesajını özgürlük, demokrasi skalasını yükselten adımları atarak verdi. İran ve Türkiye’nin korkusu esas buydu ve başını çektikleri sömürgeci-statükocu “Kutsal İttifak” önce Özerk Rojava statüsünü hedef aldı şimdi “yılanın başı” gördükleri Kürdistan Federal Bölgesine yöneldiler. Sömürgeci ittifak Kürt halkının yürüyüşünün önünü kesmek için yollarına döşedikleri kasis ve bariyerlerle şimdilik frenlediler ama durduramazlar.
c – Kürt siyaseti türbülansta!
Söz konusu Ortadoğu olunca bir taşı oynat kırk taş yerinden oynar. Bölgede ise bir taş değil 40 taş yerinden oynatıldı. Dolayısıyla önemli gelişmeler yaşanıyor yani bölgenin değişimlere gebe hali sürüyor. Kritik bir süreç ve hayat boşluk tanımıyor. Elbette Kürt siyaseti 200 yıllık geçmiş mücadele tarihinde önemli deneyimlere sahip. Bununla birlikte bugün ya değişime duyarsız, değişen siyaset sosyolojisini yansıtmayan kalıplaşmış söylem ve pratikle kendini tekrarlıyor ya da eksen değiştireyim derken eksen belirsizliğine hatta kaybına sürükleniyor. İşte Türbülans! Bu türbülans hali Kuzey Kürdistan ile sınırlı olmayıp dört parçada ve A, B partisiyle de sınırlı kalmayıp genelde Kürt siyasetini etkileyebilecek derin ve çaplı. Federal ve Özerk Kürdistan yönetimleri ile belediyelerde erken bürokrasi ile yüzleşme durumu var. Bunlar Kürdistan’da parça ve parçalar üstü bir stratejiye ulaşmak için tartışılmalı. Ayrıca başta Kuzey Kürdistan KKP’i olmak üzere dört parçada Kürdistan komünistlerinin aynayı kendi politikalarına ve pratiğine tutan yeniden üretimle yeni taktik ve stratejik yönelimler belirlemesidir.
d – Ulusal ittifak meselesinde “sepeti koluna herkes yoluna” noktasına geriledik.
Yine sadece Kuzey Kürdistan’da değil dört parçada ulusal ittifak özellikle kalıcı ulusal ittifak için çaba var ama yol alınamıyor. Üstelik bütün parti ve örgütlerimiz sıkça ulusal ittifak ulusal kongre çağrıları yapmalarına rağmen maalesef kalıcı ulusal ittifakta bir arpa boyu yol alınamadı. Sömürgeci devletlerin aşil topuğu Kürdistan meselesi, Kürtlerin ise en zayıf halkası ulusal ittifakı kuramamak. Neden? Öncelikle bu sorgulanmalı. “Yanıtı Aranan Soru; Ulusal İttifak Neden Kurulamıyor” başlıklı yazımda (https://rojnameyanewroz3.com/kurt-ulusal-birligi-neden-kurulamiyor/) konuyu ayrıntılı ele almıştım tekrarlamayacağım.
I – Yazı başlığına gelirsek…
Öncelikle yanıtlanması gereken bazı sorular? Kim, kiminle ne için barışacak? Barış ikliminin kalıcılaşması Anadolu ve Kürdistan’da yaşayan siyasi, etnik, inançsal herkesin tartışılmaz hedefi iken 100 yıldır kalıcı barış neden gerçekleşmedi? Demokrasi neden önce ordunun son yıllarda ise tek adam rejimi doğu despotizminin basıncı altında? İki yıldır süren “çözüm” sürecinde devlet ve Cumhur İttifakı neden somut adımlar atmıyor? Soruların yanıtı iki temel sorunda saklı. İlki, demokrasinin geliştirilmemesinin temelinde Kürt meselesinin çözümlenmemiş olması yatıyor. Diğeri, mesele tüm çıplaklığı ile buyken devletin, “Kürt, Kürdistan meselesi yok terör meselesi var” politikasında ısrar etmesidir. Kürtler, Kürt meselesi derken devlet “terör” meselesi derse kalıcı barış kiminle ve nasıl gerçekleştirilecek? Bu soruların yanıtları üzerinde yazıda duracağım.
*Yukarıda belirttiğim geniş bölgede beş kurucu millet olarak Farslar, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Türkler bulunuyor. Dördünün dili, bayrağı, vatanı, devleti var fakat bölgede Araplardan sonra ikinci büyük nüfusa sahip Kürtler; kimliksiz, dilsiz, bayraksız, statüsüz, devletsiz! Öyle ki Türkiye’de Kürtlerin varlığı resmen kabul edilmiyor! Fiilen Kürt var, anayasal olarak yok. Kürt var ülkesi Kürdistan yok!
Durum buyken MİT başkanı Kalın; “Bu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesi sadece İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil fakat bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu asli unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılmasıdır” dedi. Yani dördünün devlet sahibi olması “kardeş savaşını” körüklemiyor ama Doğu Kürdistan’ın özerklik vb. statü kazanması bölgede “kardeş savaşına, kan davasına zemin hazırlayacak adım” olarak görülüyor. Hayret doğrusu! Tam tersi doğrudur çünkü savaşın nedenlerinden biri Kürt meselesinin kalıcı olarak çözümlenmemiş olmasıdır. Çözümü de gayet kolaydır; Türk, Fars, Arap olarak dördüncü kardeşlerinin kimliğini, statüsünü resmen tanıyacak o zaman kimse aralarına nifak sokamaz.
Demek ki öncelikle çözülmesi ve üzerinden barışın inşa edilmesi istenen meselenin adını doğru koymalıyız. Mesele nedir neyin çözümü ve kim kiminle ne için barışacak? Sorusunun yanıtı açık; mesele Kürt meselesidir, Kürt halkının çözüm bekleyen Ulusal Kaderin Tayin Hakkıdır (UKTH). Muhatap da Kürt halkı ve siyasetidir. Kürt meselesini ve çözümü için mücadele eden Kürt siyasetini şekillendiren yapay ya da iradi şeyler değil şu dört sosyolojik-siyasal faktördür;
Bir, Kürdistan ve Kürt millet gerçekliği. İki, Uygarlığın beşiği Mezopotamya’nın kadim halklarından biri olan Kürtlerin UKTH’yi elde edememesi. Üç, dolayısıyla yaşadığı bölgede devletsiz yaşayan en büyük nüfusa sahip millet olması. Dört, Kürdistan’ın dörde parçalanmasının yarattığı tarihsel trajedi. Başka açıdan bakıldığında 200 yıldır Kürdistan meselesi; ne tehcir ve katliamlarla ne asimilasyon ne de savaş siyasetinin aracı olarak işlev yüklenen mahkemelerle (İstiklal, Sıkıyönetim, Devlet Güvenlik) çözülmedi, çözülmez!
II – Cumhur İttifakı, meclise sunulacak yasal düzenlemeyi neden erteliyor?
Burada iki temel sorun var. İlki devletin başından beri Kürt meselesini çözmek diye bir yol haritasının olmaması. Diğeri Cumhur İttifakı’nın 7 Ekim 2023 sonrası başlatmak zorunda kaldığı “Çözüm Süreci” ikliminin; *Suriye ve Rojava Kürdistan’ında bugün “az-çok amacıma ulaştım” demesi. *İran’dan algıladığı “tehdidin” yani “ya Doğu Kürdistan da statü elde ederse” korkusunun gerçekleşmemesi. *Batının, Ortadoğu’da Irak ile Suriye devletlerini esas alan merkezileştirme politikaları. Dün SDG’ye yapılanın bugün Peşmerge’ye yapmak istemeleri. *Ve İngiltere’nin 103 yıl sonra Türkiye ile stratejik anlaşmayı 23.04.2026 günü yenilemeleri… gibi gelişmelerle lehine değiştiğini düşünüyor düşünmekle kalmayıp üzerinden hareket ediyor.
Örneğin “çözüm sürecinin” üzerinden iki yıla yakın zaman geçtiği halde “çerçeve yasanın” meclise sunulmaması ve tarihin yine belirsizleşmesi. 2025 yılı bitmeden sunulacaktı, olmadı.
Komisyon yasa tasarıları meclise Nisan 2026’da “illa ki sunulacak” dedi. Sunulmadı! Bizzat Erdoğan tarafından Meclis tatile girmeden “Temmuz ayında sunulmalı” denildi. Ve herkes bunu beklerken komisyon başkanının, “Örgütün bütünüyle kendisini tasfiye ettiği, silahların bırakıldığının anlaşılmasıyla birlikte toplumsal bütünleşmenin sağlanması için ümit ediyorum ki en kısa süre içerisinde TBMM üzerine düşen sorumluluğu gerçekleştirecek ve yasal düzenlemeler yerine getirilecektir” beyanı ve ardından AKP Sözcüsü Çelik de “Silah bırakma tatminkâr bir şekilde devam etmedi, yasal düzenlemeler bu şarta bağlı olarak hayata geçecek” demesi Temmuz’da gelecek denilen “çerçeve yasanın” ne zaman geleceğini belirsizleştirdi. Eğer “Örgütün bütünüyle kendisinin tasfiye ettiği, silahların bırakıldığı” şu ana kadar anlaşmadıysa demek ki çerçeve yasa”nın Temmuz ayında meclise getirilmesi zor. Açıktır ki çözüm süreci “devlet politikasından çok Cumhur İttifakı özelde de AKP’nin seçim politikası aracına dönüştürüldü ve Kürt meselesinde adım atmadan sonuçlandırmak istiyor.
Cumhur İttifakı sürekli beklenti yaratıyor ama hiçbir adım atmıyor. Kürt cephesi 27 Şubat 2025’ten bu yana gerekli adımları attı. Sadece PKK değil bütün Kürt partileri silahların bırakılması ve sivil siyasete dönüşü desteklediklerini açıklayıp arkasında durdular. Devlet ise Kürt meselesinde somut adım atmadan güvenlik ve asimilasyona dayalı politikalarla çözümsüzlükte ısrarı sürdürüyor.
III – Kürt meselesinin sonuçlarıyla sınırlı adımlar kalıcı çözüm üretmez!
Kayyım atama politikasını yasayla kaldırıp sonuçlarını ortadan kaldırmak, Demirtaş ve siyasi tutsakların bırakılması, Öcalan’ın Umut Hakkı’ndan yararlanıp serbest bırakılması, TCK’da değişim, silah bırakıp dönenlere sosyal ve siyasal yaşam alanının oluşturulması vb. adımların atılması önemli olup zaman geçirilmeden gerçekleşmeli. Bu adımların atılması reform ve Kürt meselesinin çözümü değil sadece bazı hukuki ve demokrasi dışı uygulamaların düzeltilmesidir. Elbette düzeltilmeli ama sonuçlarını ortadan kaldırmak Kürt meselesinin çözümü olmayacak. Kaldı ki sonuçlarını ortadan kaldırmaya ilişkin ortada somut bir plan da yok. “Çerçeve” yasa demokratikleşme ve Kürt meselesinin çözümü (Anayasa’da Kürt milletinin tanınması, ana dilde eğitim ve statü) ile birlikte ele alınmazsa yani sadece “güvenlik ve terör” hedefleri çerçevesinde kalırsa başarıya ulaşmaz. Çünkü, devlet demokratikleşmediyse temelinde Kürdistan meselesinin çözümsüzlüğü bulunur. Devlet ise yüz yıldır Kürdistan korkusuyla yaşıyor! Bu korkunun ürettiği ırkçı saldırganlık Kürt halkına baskı-sürgün-katliam olarak dönerken Türkiye’de ise demokrasi ve temel hakların gelişmesini engelliyor, ekonomik yaratıcılığı boğuyor. Yani demokratikleşmede Kürt meselesinin esiri olma hali devam ediyor. Ne zaman temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gündeme gelse devlet “ya Kürtler yararlanırsa”, “bölücülük gelişirse” politikasıyla engellemiş veya kuşa çevirmiştir. İstanbul, İzmir, Kayseri gibi kentler 30-40 yıldan beri “Ankara’dan tek merkezle ekonomi artık yönetilemez. Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’na konulan şerh kaldırılsın kendi kaynaklarımızı kendimiz kullanalım böylece hem kendimize daha çok kaynak yaratırız hem Ankara’ya daha fazla kaynak aktarırız” diyor. Ankara “tamam haklısın katı merkeziyetçilikle yürümez artık ama şerhi kaldırıp İstanbul, İzmir’e yeki verirsek Van, Diyarbakır’a vermemiz lazım ya Diyarbakır, Van yetkiyi ayrılma yönünde kullanırsa…” deyip kapatır. İşte Türkiye’nin siyasi ve ekonomik alanda Kürt meselesinin esiri olmasının çıplak resmi budur.
IV – Cumhur İttifakının çözüm sürecinde uğrayacağı Kürt durağı görünmüyor.
23 Nisan Resepsiyonu’na katılan Erdoğan’a Kürt meselesinin çözümüne ilişkin sorulan bir soruya “Durmak yok, aynen devam” dedi ancak yolda uğrayacağı Kürt durağı gözükmüyor!
İktidar blokunun “hedeflerimize yürüyoruz” dedikleri içerisinde Kürt meselesinin çözümü bir yana adı bile yok. “Yürüdüğümüz yolda hedeflerimiz açıktır” söyleminin Kürt mahallesinde hiçbir karşılığı yok. ‘Sürecin ikinci aşaması başladı” deniliyor ancak çözüm komisyonu 2 yıldır yürüdüğü yolda Kürt durağına uğramadı, uğrayacağı da ufukta gözükmüyor. Bundan sonra uğramasını dileriz ama Kürt siyaseti cephesinde meselenin çözümüne ilişkin görünen bir hedef ya da yolda sürecin uğrayacağı Kürt durağı görünmüyor. Yani Kürt meselesinin değil de sadece sonuçlarının çözümü ile sınırlı kalacak gibi duruyor. Üstelik sonuçlarını kaldırma konusunda da Cumhur İttifakı’nın bir beyanı şu ana kadar yok.
V – Devletin Kürdistan stratejisinin temel çizgilerini özetlersek,
a – “Kürtler Türk milletinin bir bileşenidir” ırkçılığı…
Devletin kuruluşu 1923’te resmen ilan edildiğinden günümüze kadar bağlayıcı hiçbir resmi belgede Kürtlere yer verilmemiş. Bu konuda Kemalist ekip dersini titiz çalışmış örneğin 1921 Anayasası’nda 11. madde ademi merkeziyetçiliği içerdiği halde Kürtlerin adı geçmez. Yani “Kürtler diye ayrı bir millet yok Kürtler Türk milletinin bir bileşenidir” politikası izlenmiş olup bu strateji bugün de sürdürülüyor. Cumhur İttifakı bugün de Kürt ve Kürdistan kelimelerinin başta anayasa olmak üzere devletin bağlayıcı hiçbir resmi belgesinde yer almaması siyasetinde ısrar ediyor. Söylemde Kürtler var hatta “Kürt kardeşimiz” denilir ama devlet ve meclis komisyonu Kürt kelimesine hiçbir resmi belgede yer vermemede ısrar ediyor. Peki devlet resmen tanımadığı Kürtlerle nasıl barışacak? Kürt meselesini nasıl çözecek?
Devlet Kürt siyasetiyle gerçekten barışmak istiyor mu? Yüz yıldır şiddet, kitlesel göç eşliğinde yok edilmek istenen Kürt halkıyla barışmak istiyor mu? İstiyorsa uyguladığı şiddet, ret ve inkar politikalarına aynayı tutmalı ve Kürt halkıyla ulusal, siyasal, kültürel talepleri temelinde barışmalı. Kürt halkının ulusal demokratik talepleri net. Devlet de artık Kürt meselesinde izlediği politikalarında değişikliğe gitmeli ve Kürt siyasetine “Kürt meselesi yok terör meselesi var” deyip “gelin barışalım, kardeşliğimizi güçlendirelim” çözümsüzlüğünü aşmalı.
b – “Kürt meselesi yok şaki, bölücü, terör meselesi var”!
Kürtler resmen Kürt olmayınca yok sayılan Kürdün, Kürt meselesi de yok sayılıyor! Devletin ilk günden sürecin adını Kürt meselesinin çözümü demek yerine “terörle mücadele” demesi bu yok sayılma politikasının bir parçası olup yüz yıllık politikasının da devamıdır. Zaten Kürdistan Komünist Partisi (KKP) olarak ilk günden bu süreç Kürt meselesini çözme süreci değil en ilerisi sonuçlarını ortadan kaldırmayı hedefliyor dedik. Fakat geçen bir buçuk yıllık süreçte görüldü ki sonuçlarını ortadan kaldıracak adımların atılmasında bile devlet oyalama ve bahane arıyor. Devletin yüz yıllık politikası “Kürt meselesi yok şaki, bölücü, terör meselesi var” olunca meclis komisyonu ve raporu da Kürt meselesine TERÖR parantezinden bakıyor! Ancak tecrübeyle sabittir Türkler ile Kürtler; anayasada eşitlenmeden “kardeşlik ve eşitlik” hukuku olmaz. Olmayan hukuk da güçlendirilemez.
c – Devlet, önce Kürdün mücadelesine sonra silahlı mı silahsız mı olduğuna bakar.
Devlet başından beri Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin şeklini değil kendisini sorun gördü.
Silahlı mı yoksa silahsız mı olduğu ya da sivil siyaset mi değil mi? Bu ayrım ikincidir, talidir. Sorun görülen Kürtler ve ulusal özgürlük mücadeleleridir. Düz ovada siyaset yapanların taleplerine bile “bunlar Kürt ayrılıkçı milliyetçiliğini körüklüyorlar” deyip hedef tahtasına konulmaları bunun yakın ve somut göstergesidir. Demek ki mesele silahlı-silahsız olmak değil Kürtlerin özgürlük mücadelesi ve ne istedikleridir. Zaten 12 Eylül 1980 askeri darbesinin nedenlerinden biri güçlü olan Kürt ulusal mücadelesiydi ki o zaman Kürt siyaseti silahsız ve sivil demokratik mücadeleyi esas alıyordu.
Devlet, Kürt meselesinde üç şeye bakar; Kürtler ulusal özgürlük mücadelesi veriyor mu? Hangi talepleri savunuyorlar? Hangi mücadele biçimini esas alıyor yani silah mı sivil siyaset mi? Ve hedeflerine uygun güçleri var mı? Ayrıca altını çizerek belirtelim ki ister silahsız sivil demokratik mücadeleyi ister silahlı mücadeleyi esas alsın fark etmez “bölücü, ayrılıkçı” olarak görüp hedef alır. Elbette silaha, şiddete hayır fakat şiddet sadece Kürt partilerinin kullandığı bir araç değil ki şiddet tekeli esas devletlerde. Dört parçada Kürt siyasetinin silaha yönelmesi sömürgeci devletlerin Kürt halkına uyguladığı şiddet-katliam sarmalının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde Kürt siyaset kadrosuna uygulanan siyasi soykırım olmasaydı PKK’nin silahlı mücadele çıkışı halkta beklenen karşılığı görür müydü?
VI – AKP stratejisinin “mutlak” iki hedefi; Erdoğan Cumhurbaşkanı, AKP iktidar!
Bu iki hedef için CHP’ye Mutlak Butlan! Kürdistan’da kayyım politikasına devam ediliyor. AKP yıllardır başta Kürdistan’da olmak üzere sandıkta çıkan iradeyi tanımıyor. Sandıkta kaybettiğini ya kayyım atamasıyla ya da açtığı belediye başkanlığı ve milletvekili transfer pazarında irade gaspıyla el koyuyor. Bunlar yapılırken yargı, iktidarın en büyük silahı. AKP, Mutlak Butlan kararı ile önümüzdeki seçimde CHP’yi etkisizleştirip zayıf muhalefetle seçime katılma hesabını yapıyor. Çünkü Erdoğan, normal bir seçimde tekrar kazanamayacağını görüyor ve başta yargı olmak üzere elindeki tüm araçları kullanarak seçim öncesi ortamı AKP için dikensiz gül bahçesi haline getirmeyi hedefliyor.
AKP 2028 seçim hesapları çerçevesinde, CHP’yi devlet-yargı desteğiyle yıprat-etkisizleştir siyasetinin son halkası olan Mutlak Butlan ile iç kavgayla güçten düşürmenin yanı sıra Dem Parti’yi de Kürt meselesinin çözümü açısından halen hiçbir somut içeriği ve pratik adımı bulunmayan “çözüm süreci”nde oyalama-erteleme ile hareketsiz bırakma siyasetini izliyor. Başarılı olur mu? Bu Kürdistan ulusal demokratik muhalefeti ile Türkiye demokrasi güçlerinin izleyecekleri strateji ve ortak mücadelelerine bağlı. Özellikle Özgür Özel’li CHP bu oyunu sokakta bozar mı? Bu ihtimal var. Ayrıca Kürt siyasetini ampul ile altı ok arasında tercihe zorlama taktiği Kürt mahallesinde nasıl karşılık bulacak? Göreceğiz.
Hukuken tutuklanmasının gerekçesi yok iken tutuklanan ve 10 yıldır hukuksuz içerde olan Demirtaş halen bırakılmıyor. Dem Parti’nin kayyım atanan belediye eşbaşkanları beraat ettikleri halde kayyım devam ediyor. Güvenlik, daima özgürlük ve demokrasinin önüne konulduğunda özgürlükler ve demokrasi nefes alamıyor. Son yıllarda ise tek adam rejimi despotizmi artık sistem içi muhalefete de tahammül edemiyor, CHP’ye dönük operasyonların temelinde AKP’nin bu tahammülsüzlüğü yatıyor. Bütün bunlar yaşanırken Cumhur İttifakı siyaset kumaşından demokrasi gömleği dikilebilir mi? Devletin kurucu partisi CHP’ye yaşatılanlar bile tek başına Cumhur İttifakı siyaset kumaşından halkların, emeğin büyük direniş ve kalkışması olmadan demokrasi gömleği dikilemez dedirtiyor.
SONUÇ OLARAK
Türkiye, şiddet ve katliamlarla Kürt meselesini bitiremedi tersine büyüttü. Bu tartışılmaz gerçekliktir. Zaten zor şiddet politikalarının çözüm üretmediği görmüş olmalı ki son yıllarda şiddet politikasının başka versiyonu olan fiziki koridorlar etrafına örmeye başladı! Kürt meselesi nedeniyle etrafına ördüğü “güvenlik” duvarlarıyla Türkiye adeta açık cezaevine dönüştü. Kürdistan’ın üç parçasıyla olan sınırına güvenlik amaçlı duvarlar veya “güvenlik koridoru” örmeye devam ediyor. Bu fiziki duvarların da yetmediğini görünce bu kez “İslami Kürt Koridoru”nu geliştirmeye çalışıyor. Bunlar çözüm değil. Türkiye, Kürt meselesini, hazır fırsat ayağa gelmişken yani PKK silah bırakmışken barışçıl demokratik siyasetle ve Kürt halkının ulusal demokratik taleplerini anayasa temelinde kabulü ile çözmeye yönelmeli. Kalıcı çözüm burada. Başta Türkiye kimse Kürtlerin konjonktürel mevzi kayıpları üzerinden yanlış hesap yapmasın! Kürtler çoktandır bölgenin siyasi ve askeri denkleminin bir bileşeni! Burada esas olan Kürtlerin ulusal birliğidir!
Kürt siyaseti, ne zaman ki birbirinden tehdit algılamak yerine, sömürgeci devletlerden algıladıkları tehdit karşısında ortaklaşırlar, o zaman iki önemli gelişme olur; aralarındaki soğuk savaş yerini demokratik yarışa bırakır ve kalıcı ittifakın yolu döşenmiş olur! Dün de bugün de meselemizin özeti şudur: Sömürgeciler; iç sorunlarına rağmen Kürtlerin yokluğu ve kazanımlarının ortadan kaldırılmasında ittifak kurabiliyor! Fakat Kürt siyaseti halkımızın varlığı ve kazanımlarının korunup ilerletilmesinde birlik olamıyor! Gerisi ayrıntı.
27.06.2026
canbegyekbun@hotmail.com
