ANASAYFAAKTÜELHidrojen enerjisinde yeni büyüme evresi için kritik eşikler belirlendi

Hidrojen enerjisinde yeni büyüme evresi için kritik eşikler belirlendi

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), düşük emisyonlu hidrojenin küresel ölçekte bir sonraki büyüme evresine geçebilmesi için kritik politika ve piyasa önlemlerinin şart olduğunu belirten yeni bir analiz yayımladı. Ajans, sektörün hâlâ başlangıç aşamasında olmasına rağmen önemli ilerleme kaydettiğini, ancak hâlen maliyet, düzenleme ve talep konularında engellerle karşılaştığını vurguladı.

Raporda, hidrojen talebinin 2024’te yaklaşık 100 milyon tona ulaştığı; bu talebin büyük kısmının rafineriler, kimya üretimi ve çelik sektöründen kaynaklandığı hatırlatıldı. Ancak bu talebin büyük bölümü hâlen fosil yakıt bazlı üretimle karşılanıyor — doğal gaz ve kömür kullanılarak yapılan üretim, hidrojen arzının ana kaynağını oluşturuyor.

Düşük emisyonlu hidrojen üretimi, yenilenebilir enerjiden su elektrolizi, biyoyakıt ya da fosil yakıt + karbon yakalama teknolojileriyle elde edilen seçenekleri kapsıyor. Bu alan, 2020’lerin başında hem hükümetlerin hem de özel sektörün güçlü taahhütleriyle dikkat çekici bir ivme kazandı. Ancak bu üretim hâlâ toplam üretimin çok küçük bir payını oluşturuyor.

IEA verilerine göre:

  • Düşük emisyonlu hidrojen üretimi 2024’te 0.8 milyon tona yaklaşırken, 2025’te bu seviyenin yaklaşık 1 megatona çıkması bekleniyor.
  • 2030’a kadar ise bugünkü sözleşmeli ve yatırım kararı verilmiş projelerle 4 milyon tonu aşabilir.
  • Bu, toplam hidrojen üretiminin yaklaşık yüzde 4’ünü temsil edecek bir artış anlamına geliyor.
  • Bu artış, birçok temiz enerji teknolojisinin tarihsel genişleme eğrisine benzer bir büyüme olarak değerlendiriliyor; ancak ajans, sektörün hâlâ beklenen hedeflerin gerisinde olduğunu da kabul ediyor.

IEA analizi, düşük emisyonlu hidrojenin ciddi potansiyele rağmen yüksek üretim maliyetleri, yetersiz pazar talebi ve düzenleyici belirsizlikler gibi önemli engellerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Talebin stabil ve öngörülebilir olması, yatırımcı güveni için kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.

Ajansın raporuna göre, hâlihazırda yapılan uzun vadeli satış sözleşmelerinin çoğu hâlâ ön aşamada bulunuyor ve sadece yaklaşık 2 milyon ton/yıl üretim için bağlayıcı anlaşma sağlanabilmiş durumda. Bu rakam, 2030 potansiyel üretiminin yarısından bile az.

Hidrojen talebini artırmak için bazı ülkelerde akaryakıt rafinerileri ve gübre üretimi gibi mevcut sektörlerde hidrojen kullanımı için olumlu adımlar atılırken, çelik üretimi, ağır nakliye ve havacılık gibi yeni uygulama alanlarında talep oluşturmak halen zorlanıyor.

IEA analizinde, hükümetlerin düşük emisyonlu hidrojenin maliyet dezavantajını kapatmak ve talebi tetiklemek için çeşitli politika araçlarını devreye sokması gerektiği vurgulandı. Bunlar arasında hibe ve sübvansiyonlar, kredi garantileri, kamu alımları, üretim ve talep destek mekanizmaları gibi düzenlemeler yer alıyor.

Ayrıca, farklı ülkelerin ve bölgelerin hidrojen üretim kapasitesine yaptığı yatırımların ölçeğinde büyük farklılıklar bulunuyor. Çin, Avrupa, Hindistan ve Kuzey Amerika, 2030’a kadar taahhüt edilen üretimin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor; diğer bölgelerin ise bu alanda daha geç ölçekli üretim kapasitesine ulaşması bekleniyor.

IEA, düşük emisyonlu hidrojenin enerji dönüşümünde kritik bir rol oynayabileceğini yinelerken, bu potansiyelin gerçekleşmesi için güçlü bir politik kararlılık, piyasa gelişimi ve uluslararası standartlaşma gerektiğini vurguluyor.

Kaynak: Temiz Enerji

AKTÜEL