ANASAYFAAKTÜELAnadil helal mi, haram mı? 

Anadil helal mi, haram mı? 

Kürtler birinci aşamada üzerlerine düşenden daha fazlasını yaptılar. Buna karşılık devlet bugüne kadar hemen hemen hiçbir adım atmadı. 

26 Ekim Pazar günü PKK’nin yaptığı “Türkiye’den çekiliyoruz” açıklamasından sonra herkes konuyla ilgili açıklamalar yaptı. Burada AKP’lilerin (başka bir deyişle hükümetin ve sorumluluk taşıyanların) yaptıkları açıklamaların içeriğini yeniden gündeme getirmeye çalışacağız. 

TBMM Başkanı Kurtulmuş son zamanlarda fetva verircesine defalarca anadilin helalliğinden bahsediyor. Fetva yerine, Meclis ve Komisyon Başkanı olarak Kurtulmuş’un Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi çalışmalarını hızlandırması, Kürdistan ve Kürt sorununun eşit yurttaşlık ve demokratik çözümüne katkıda bulunması beklenirken, o bilerek bu çalışmaları savsaklıyor. 

27 Ekim’de Balıkesir’de Akademik Yıl Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Hiç kimsenin ana dili bahane ederek siyasal bir ayrışma içerisinde olması asla kabul edilemez.” diyor. Hem fetva verircesine “ana dil helaldir” diyeceksin hem de “öyle siyasi bir beklenti içine giremezsiniz” diye tehdit edeceksin. 

Tepeden bakma bir tavırla “biz yaptık oldu, biz söyledik doğru” havası ile partisi AKP ve hükümetin soruna bakış açısını dile getiriyor. Başka bir AKP’li, Ömer Çelik, “Marjinal ve maksimalist yaklaşımlara da izin verilmeyecek.” diyor. Efkan Ala gelişmeyi “iç cephe güçlenmesi” diye değerlendirdi. 

Bu tehdit ve inkâr politikasını 23 Ağustos’ta Barış Annelerini komisyonda Kürtçe konuşturmamakla tasdik ettiler. Arkasından Barış Anneleri ve tüm Kürdistanlılarla dalga geçercesine Meclis Başkanı Amed’de Kürtçe şiirler okudu. Bu dürüstlükten uzak tavırlarla bir yere varılamayacağı artık anlaşılmalı. 

Devlet ve hükümet öncelikle sorunu kendi adıyla (Kürdistan ve Kürt sorununun çözümü çalışmaları) anmalı, ona göre de güven artırıcı adımlar atmalı. PKK ve DEM Parti 26 Ekim açıklamasını ikinci aşama diye değerlendirirken, devlet “iç tahkimat” diyor. Kürtler birinci aşamada üzerlerine düşenden daha fazlasını yaptılar. Buna karşılık devlet bugüne kadar hemen hemen hiçbir adım atmadı. 

Sürekli Rojava’ya müdahaleyi gündeme getirerek çözümsüzlüğü dayattı, dayatıyor. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan günümüze kadar sürdürdüğü Kürt düşmanlığını bırakmalı, Kürtlerin uzattığı dostluk elini boşta bırakmamalı. “Kardeşlik” yalanı yerine halkların eşit koşullu dostluğunu kabullenmeli. Kürtlerin var olan ve oluşacak statülerini ortadan kaldırmak için sürdürdüğü kirli savaşa son verdiğini kamuoyuna açıklamalı. 

Tam tersine, Cumhur İttifakı’nın Meclis Başkanı devletin adım atmaya hazır olmadığını, çözümsüzlüğü dayatmaya devam edeceklerini şu açıklamayla dile getiriyor: 
“Örgütün silah bıraktığını tespit ve tescil ettikten sonra terörsüz Türkiye ile ilgili birtakım yasal düzenleme dönemine geçilecektir.” 

Ne zaman? Bir taraftan Barış ve Demokratik Toplum Süreci bilinmezliğe sürüklenirken, öbür taraftan da başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere tüm muhalefeti baskı, şiddet ve yalanla susturmaya çalışıyor. 

Devlet ve AKP iktidarı, demokrasisiz çözümün; çözümsüz demokrasinin olamayacağını görmeli ve kabul etmeli. 

Samimi olduğunu göstermek (samimiyet saray için çok zor) için de başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ekrem İmamoğlu, Barış Atalay ve Osman Kavala olmak üzere tüm siyasi rehineler derhal serbest bırakılmalı. Kobane davası tüm sonuçlarıyla iptal edilmeli. Hasta ve yaşlı tutuklular serbest kalmalı. Kürtçe’nin mümkün olduğu en kısa zamanda eğitim dili olarak kabul edileceği kamuoyuna açıklanmalı. PKK’lilerin ülkeye dönerek sosyal ve siyasal yaşamda yer almaları için özel yasalar çıkarılmalı. Öcalan’ın umut hakkı derhal yürürlüğe konmalı. 

İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi ırkçı/faşist partileri bir tarafa bırakırsak, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin 26 Ekim kararı genel olarak olumlu karşılandı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Kürt sorununun barışçıl çözümünün demokratik düzenleme ile olacağını” dile getirdi. EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, “Kürt halkının ulus olmaktan kaynaklanan tüm hakları tanınarak nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacağı koşullar sağlanmalıdır.” diyerek emeği savunan bir partiden bekleneni yaptı. (Yeni Yaşam Gazetesi, 28 Ekim 2025) 

Kürdistanlı siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, aydınları, sanatçıları bu gelişmeyi fırsat bilerek Kürtler arasında en azından ortak bir dilde buluşmalı. 

 
Ekim 2025 

AKTÜEL