ANASAYFASOSYALİST MEZOPOTAMYAGenç Marx’ın Düşünsel Yolculuğu: İdealizmden Tarihsel Materyalizme 

Genç Marx’ın Düşünsel Yolculuğu: İdealizmden Tarihsel Materyalizme 

Marx'ın erken dönem yazıları, idealist felsefeden tarihsel materyalizme evrilen düşünsel yolculuğu gözler önüne seriyor. Hegel'le hesaplaşma, Feuerbach etkisi ve yabancılaşmış emek analizi: Marx'ın erken dönem yazılarındaki temel tartışmalar.

 
Marx’ın erken dönem yazılarında, daha sonra Marksizm olarak anılacak olan tarihsel materyalizm kuramını ifade etme noktasına nasıl evrildiğini izleyebiliriz. Bu bölümde yer alan yazılar Marx’ın “Marksizm öncesi” dönemine ait olmakla birlikte, sonraki çalışmalarını anlamak için önemlidir; çünkü bu erken metinlerde geliştirdiği birçok yaklaşım, daha sonraki eserlerinde sorgulanmadan kabul edilir. Örneğin, doğayla üretken etkileşimin insan etkinliklerinin en temel biçimi olduğu görüşü gibi. 

Engels, Marx’ın düşüncesinin Alman idealist felsefesi, Fransız siyasal teorisi ve İngiliz klasik iktisadının bir sentezine dayandığını söylemiştir. 1844’e kadarki yazıları, Marx’ın Alman felsefi geleneğiyle -özellikle de Hegel’le-hesaplaşma mücadelesini gösterir. 1843’te Paris’e taşınmasıyla birlikte Marx, Fransız sosyalizminin çeşitli versiyonlarıyla yüzleşmek zorunda kaldı; 1844’te ise, özellikle Ekonomik ve Felsefi Elyazmalarında, düşüncesine Britanya kaynaklı klasik politik iktisadın öğelerini dâhil etmeye başladı. 

Marx entelektüel yaşamına bir idealist olarak başladı. 19 yaşındayken Berlin’deki öğrenci yurdundan babasına yazdığı uzun mektupta, var olan ile olması gereken arasındaki romantik karşıtlığa inandığını belirtmişti. Ancak kısa süre sonra, o dönemde Berlin’de egemen olan Hegelci felsefenin etkisine girmek zorunda kaldı: “Tanrılar daha önce yer yüzünün yukarısında yaşamış olsalardı, şimdi onun merkezi haline gelmişlerdi.” Marx’ın Hegel’le hesaplaşması bütün erken dönem yazılarının merkezindeydi ve önemli ölçüde tüm yaşamı boyunca devam etti. Bununla birlikte eleştirdiği, idealizmini suçladığı ne kadar çok şey olsa da Marx, yönteminin 1830’larda ustasından kaynaklandığını kabul eden ilk kişiydi. 

Hegel, başyapıtı olan Tin’in Fenomenolojisinde, zihnin ya da tinin gelişimini izleyerek, tarihselliği yeniden felsefeye dâhil etmiş ve insan zihninin “mutlak bilgi”ye ulaşabileceğini savunmuştu. İnsan bilincinin “burada ve şimdi”nin doğrudan algısından, kendisini ve eylemlerini düzenleyebilmesini mümkün kılan özbilinç aşamasına; oradan da gerçekliği kavrayan akıl düzeyine gelişimini analiz etmişti. Dinin ve sanatın aracılık ettiği bu süreç sonunda tin, mutlak bilgiye -yani insanın, dünyada kendi aklının aşamalarını tanıdığı düzeye- ulaşırdı. Hegel bu aşamaları “yabancılaşmalar” olarak adlandırmıştı; çünkü bunlar insan zihninin yaratımları olup, ona bağımsız ve üstün varlıklar gibi görünürdü. Mutlak bilgi aynı zamanda insan tininin bir tür yeniden özetlenmesiydi; çünkü ardışık her aşama, öncekilerin kimi öğelerini korur ve aynı zamanda onları aşardı. Hegel bu çift anlamlı hareketi Aufhebung terimiyle ifade ederdi. Ayrıca Hegel, her mevcut durum ile onun “olmakta olduğu şey” arasında daima bir gerilim bulunduğunu, bu nedenle de her durumun kendi olumsuzlanması içinde değişmekte olduğunu savunur; bu sürece “diyalektik” adını verirdi. 

Hegel 1832’de ölmüştü. Her ne kadar geriye bakan bir düşünür olarak—Minerva’nın Baykuşu’nun yalnızca alacakaranlıkta uçmasıyla—kabul edilse de mirası çok yönlü oldu. Özellikle Hegel felsefesinin olumsuzlama ve diyalektik boyutuna yapılan vurgu, ona radikal bir yön kazandırabiliyordu. Bu gelişme, Bruno Bauer’in merkezinde bulunduğu Genç Hegelciler hareketiyle ilişkilidir. Bu grup, eleştiriyi dinden siyasete ve topluma doğru genişleterek sekülerleşmeyi amaçlıyordu. Marx, erken dönem yazılarında düşüncelerini bu yakın çevre içerisindeki tartışmalarla geliştiriyordu. Doktora tezi de açık biçimde Genç Hegelci iklimi yansıtır: Konusu -Aristoteles sonrası Yunan felsefesi- Hegel’in gölgesinde yaşadıklarını düşünen ve “Aristoteles her şeyi özetledikten sonra” yeni bir söz söyleme çabasında olduklarını hisseden Genç Hegelciler için özel bir ilgi alanıydı. 

Marx’ın erken dönem yazıları: Hegel’den Feuerbach’a eleştirel yolculuk

Bruno Bauer’in, Marx’ın doktora tezini de etkileyen aynı türden din karşıtı idealizm nedeniyle üniversite görevinden uzaklaştırılması üzerine Marx, akademik bir kariyer hedefinden vazgeçmek zorunda kaldı. Kısa bir süre liberal Rheinische Zeitung gazetesinin editörlüğünü yaptı. Henüz Fransız kaynaklı komünist fikirler hakkında kararsız olsa da Marx bu dönemde ortak kullanımda olan ormanların özelleştirilmesi ve Moselle bölgesi bağcılarının yoksulluğu gibi konularla ilgilendi. Daha sonra belirttiği gibi, bu konular “iktisadi sorunlarla uğraşmam için ilk vesileleri” oluşturmuştu. Böylece yasaların nasıl egemen sınıfın -bu durumda orman ve bağ sahiplerinin-çıkarları tarafından şekillendirildiğini fark etmeye başladı. 

Rheinische Zeitung Ekim 1842’de hükümet tarafından kapatıldı. Marx bu fırsatı “kamusal sahneden çekilip çalışma odasına kapanmak” için kullandı. Burada Fransız Devrimi üzerine kapsamlı okumalar yaptı ve özgürlük, kardeşlik ve eşitlik gibi üstün ilkeleri ilan eden bir devrimin neden bu ilkeleri somutlaştıran bir toplum ortaya çıkaramadığı sorusunu düşündü. Aynı zamanda Genç Hegelci Ludwig Feuerbach’ın felsefesine artan bir ilgi duymaya başlamıştı. Engels’in daha sonra “hepimiz Feuerbachçı olmuştuk” sözünü abartılı bulmak gerekse de Feuerbach’ın etkisi derindir. Feuerbach’ın temel tezi, Tanrı’nın insanın niteliklerinin, arzularının ve potansiyellerinin bir yansıması olduğuydu. İnsanlar bu gerçeği kavradıklarında, Tanrı’yı kendilerinin yaratmış olduğunu fark ederek kendilerinden yabancılaşmış olan “türsel özlerini” geri kazanabileceklerdi. 

Marx’ın erken dönem yazılarının en önemli ürünü Marx’ın, Hegel’in Hukuk Felsefesi üzerine yazdığı paragraf paragraf yorumdur. Marx, Feuerbach’ın “düşüncenin değil, varlığın belirleyici olduğu” ilkesini Hegel’in devlet, bürokrasi ve oy hakkının genişletilmesi gibi konular üzerindeki tartışmalarına uygulamaya çalışmıştır. Marx bu metinlerde, insanların toplumsal özlerini yeniden topluma döndürebilecek radikal demokratik bir dönüşümün nasıl gerçekleşebileceğine dair ilk kavramsal denemelerini yapmaktadır. 

Marx, Ekim 1843’te taşındığı Paris’te iki önemli makale yayımladı. İlkinde –Yahudi Sorunu Üzerine- eski akıl hocası Bruno Bauer’i eleştiriyordu. Marx’a göre Yahudilerin ya da herhangi bir toplumun özgürleşmesi, Fransız ve Amerikan devrimlerinin ilan ettiği siyasal hakların genişletilmesiyle gerçekleşemezdi. Siyasal özgürleşmenin sınırları, devletin kendisini dinden özgürleştirebilmesine rağmen yurttaşların özgürleşememiş olmasıyla ortaya çıkıyordu. Marx, insanların siyasal alanda “vatandaş”, ekonomik alanda ise birbirinden kopuk bireyler olarak var olmasının yarattığı ikiliği vurguladı. 

Marx’ın erken dönem yazıları içindeki ikinci makalesi, Hegel üzerine yazmakta olduğu çalışmalar için uzun bir önsöz olarak tasarlanmıştı. Bu metinde Marx, ilk makalesinde tanımladığı insan özgürleşmesi sürecinin öznesini belirlemiştir. Ünlü “din halkın afyonudur” sözlerinin yer aldığı bu yazıda Marx, Almanya’nın geriliğini bir fırsat olarak görür: Fransa ve Britanya gibi yalnızca burjuva devrimleri yaşayan ülkeleri aşma imkânı. Bunun, radikal Alman felsefesinin çıkarlarının tüm toplumun çıkarlarını temsil eden bir sınıfla -proletarya ile- birleşmesi sayesinde mümkün olacağını savunur. Proletarya, Marx’a göre, “insanlığın tümünün kurtuluşunu gerçekleştirebilecek” öznedir. 

Marx’ın erken dönem yazıları çerçevesinde 1844 yazında Marx politik ekonomiye yöneldi ve onun temel ilgisini oluşturacak alana yönelik ciddi okumalar yaptı. Bunun ürünü olan 1844 Elyazmaları (ya da Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları), Marx’ın erken döneminin en önemli metinleridir. Kapitalizmin radikal bir eleştirisini içerir; Engels’in politik ekonomi üzerine yazılarından, Schiller gibi Alman Romantikleri’nin sanayi karşıtı fikirlerinden ve Feuerbach’ın hümanizminden etkilenmiştir. 

Elyazmalarının ilk bölümünde Marx kapitalist sistemin kökünü oluşturduğunu düşündüğü “yabancılaşmış emek” kavramını analiz eder. Bu yabancılaşmanın dört boyutu vardır: 

  1. İşçinin ürünle olan ilişkisinin yabancılaşması; ürünün üreticinin karşısında bağımsız bir güç gibi durması. 
  2. Üretim sürecinde işçinin kendisine yabancılaşması; çalışmayı yaşamının bir parçası olarak görmemesi. 
  3. İnsanların “türsel yaşamlarının” -toplumsal özlerinin- ellerinden alınması. 
  4. Bireylerin birbirlerine yabancılaşması. 

İkinci bölümde Marx, önce Fransız sosyalistlerini ve daha “ham” komünizm türlerini eleştirir, ardından kendi -yer yer mistik sayılabilecek- komünizm tasarımını sunar. Üçüncü bölümde ise Marx’ın Hegel’e yönelik hem hayranlığını hem de eleştirisini içeren felsefi değerlendirmeler bulunur. 

Her ne kadar bu eleştiri derin ve etkili olmuşsa da -yazıların yayımlanması 100 yıl sonra gerçekleşmiştir- henüz belirli bir toplumsal zemine oturmuyordu. Marx bundan sonraki yılları, komünizmi mümkün kılacak tarihsel ve ekonomik koşulları ortaya koymaya adayacaktı. 

Sosyalist Mezopotamya Dergisi – Sayı: 17 – Mart 2026  

David McLellan 

Çeviri: Sosyalist Mezopotamya 

Kaynakça 

McLellan, D. (Ed.). (2000). Karl Marx: Selected writings (2nd ed.). Oxford University Press. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL