Bir metafor

SGB’nin HDP ve bileşenlerinin ittifakına destek vermemesi (Kürt sorununa bakış tarzı hariç) adeta Dünya Barış Günü’nün 1 Eylül olduğunu kabul etmemesi gibidir.

Bülent Tekin / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Türkiye Komünist Partisi (TKP), Sol Parti, Türkiye Komünist Hareketi (TKH) ve Devrim Hareketi tarafından 20 Ağustos’ta yapılan “Ülkemizin Geleceğine Birlikte Sahip Çıkıyoruz” başlıklı bir açıklama yapıldı. Böylece bu açıklamayla Sosyalist Güç Birliği’nin (SGB) kurulduğu ilan edildi. Bu kurulan ittifak kendini sosyalist gören bir yapı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidardaki “Cumhur İttifakı”nın sistemine son vermeyi hedefleyen başlıca burjuva muhalefet partilerinden oluşan “Millet İttifakı”nı önemsiyorum. Bu ittifakın hiçbir temel toplumsal sorunu çözemeyeceği algısı yaratılmasını da doğru bulmuyorum. Böylesi bir algı bana göre sol çocukluk hastalığıdır. HDP ve Kürt sorununa bakış tarzını hatalı buluyorum ama yine de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kaldırılmasında oynayacağı rolü önemsiyorum.

Sol-sosyalist örgütler tarafından kurulan SGB’nin kuruluş açıklaması, uluslararası işçi sınıfından çok Türkiye’deki (tabii artık kalmışsa) orta sınıfın (küçük burjuvazinin) çıkarlarına dayanan bir ulusalcılık ve anti-emperyalizm programına dayanıyor. Maalesef SGB’nin bu tavrı, bana-devrimci sosyalist bir işçi sınıfı alternatifi olmak yerine-sanki yükselen toplumsal muhalefeti “sol” adına kapitalizmin tahkimine kullandırmaya çalışmak gibi geldi. Bu durum Halkların Demokratik Partisi (HDP) önderliğinde kurulan ittifakla olan farkın taktiksel olmaktan çok stratejik olma olasılığını doğuruyor. Bunlar benim hissettiklerim.

Sol ittifakları burjuvaziyi esas alan, ulusalcı parlamentarist reformist olarak tanımlayabilirsiniz belki. Sol ittifaklar gerçekte işçi sınıfına dayanan bir uluslararası sosyalizm programını benimsemedikleri halde bunu reddetmemektedir. Bu özel durumda SGB bileşenlerinin HDP önderliğindeki ittifaka destek sunmamalarının nedeni büyük olasılıkla görüşlerindeki Türk milliyetçiliğinin baskın gelmesidir.

SGB’nin “Bağımsız ve egemen bir Türkiye için emperyalizme karşı mücadelede kararlıyız” sözleri bir sosyalist devrim (bir işçi iktidarı) hedefini tam olarak göstermemektedir. SGB’nin açıklamasında Türkiye’nin temel demokratik sorunu olan Kürt sorununa hiç değinilmemiştir. Bu durum yapının Türk milliyetçisi özelliğinden kaynaklanmış olmalıdır. SGB yine de “Yurttaşlığın tesis edilerek etnik, dinsel, mezhepsel ve toplumsal cinsiyetten kaynaklı farklılıklar nedeniyle ayrımcılığın ve karşıtlıkların ortadan kaldırıldığı, herkesin eşit ve kardeşçe yaşayacağı özgür bir cumhuriyet hepimizin özlemidir,” demiştir. SGB bileşenleri bana göre adeta Kürtlerle yan yana görünmemek, HDP ve bileşenlerinin Kürt sorununa bakış tarzına karşı oldukları için farklı bir ittifak içinde olmuşlardır. Bu güçlü bir Türk milliyetçiliği damarına sahip oldukları anlamına gelir.

Oysa Kürt sorunu uluslararası bir sorundur ve son olarak da Selahattin Demirtaş ve HDP’lilerin içinde olduğu binlerce Kürt siyasetçi hapsedilmiş durumdalar. Kürt sorunu da dâhil olduğu tüm ezilenlerin sorunlarının çözümü, ezilen kitlelerin, işçi sınıfının, uluslararası sosyalist devrimin de bir parçasıdır. En azından Kürt halkının temel demokratik taleplerinin karşılanması acil bir durumdur.

Ve SGB en azından cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yerine parlamenter sistem gelmesini istemesi ve cumhurbaşkanlığı seçiminin kazanılması açısından dahi olsa sol ve sosyalist parti ve hareketlerin birlikte olmasını istemeliydi diye düşünüyorum. SGB’nin HDP ve bileşenlerinin ittifakına destek vermemesi (Kürt sorununa bakış tarzı hariç) adeta Dünya Barış Günü’nün 1 Eylül olduğunu kabul etmemesi gibidir. Onlara göre sanki Barış Günü 21 Eylül’dür. Ancak böylesi bir metaforla anlatılabilir.

1 Eylül, Nazi ordusunun Polonya’ya girerek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı 1 Eylül 1939 tarihinin günüdür. 1 Eylül Dünya Barış Günü, bir daha böylesi kanlı savaşların yaşanmaması için, SSCB’nin girişimiyle ve Varşova Paktı’na üye diğer ülkelerin de kabulüyle ilan edilmişti. Türkiye’de yaygın şekilde bilinmese de, bugün dünyada “Barış Günü” olarak kabul gören tarih 21 Eylül’dür.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her eylülün üçüncü salı günü”nü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Yıllar sonra Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarihli kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir. SGB ve ittifak meselesi biraz da böyledir(!)

Siyasi Haber

- Advertisment -

Recent Comments