Devrimci Mücadelede Malatya: Şehitler ve Kayıplar | *Abuzer Bali Han yazdı
1970’li ve 1980’li yıllarda Malatya ve Nurhak Dağları yöresi devrimci gençliğin örgütlendiği bölgelerden biriydi. Bu dönemde bölge halkı devrimcilere bağrını açarak örgütlenmeye zemin hazırladılar. 1980’li ve 1990’lı yıllarda bölgedeki ihanetler ve istihbarat çalışmaları en üst düzeye ulaştığı görülür!.. Eski Emniyet Genel Müdürü Saffet Arıkan Bedük, 1992–1994 yılları arasında Malatya Valisi olarak görev yaptığı dönemde yurtseverlere göz açtırmadan çok insanın canına kıyıldı!..
O dönemlerde Malatya’nın Doğanşehir ilçesinin Nurhak Dağı eteğindeki Çavuşlu Köyü civarında 24 Kürt ve Alevi gençleri (kız-erkek) lav silahları ile taranarak öldürüldüler! Bu gençler daha dağa çıkmayan yeni yurtseverlerdi! Sadece içlerinde biri olan Aziz Kaymaz’ın silahı ile öldürüldüğü yıllar sonra öğrenildi. Zira öldürülenler tamamen yanmış olduklarında cesetleri tespit edilmemişlerdi!.. Ölenler içerisinde Aziz Kaymaz’ın kendisi, kız ve erkek kardeşleri de vardı!..
Yine aynı dönemde Malatya’da Emek Dershanesinde kurs gören öğrencilerden 38’i öğlen vakti bilinmeyen bir emir ile dolmuşlara bindirilerek Malatya, Adıyaman sınırında dolmuşlardan indirilerek sarp kayalıklı bir yerde asker ve helikopterden atılan lav silahları ile katledilirler. Ölenlerden biri Devrimci Teslim Töre’nin yeğeni. Bayram Bey’in de oğluydu!.. Babasının bana anlatımıyla „haberi aldıktan kısa bir süre sonra olay yerine vardığımda daha cesetlerde dumanlar yükseliyordu!“ diyerek olayın görgü tanığı olarak katliamın boyutunu anlatmaya yetmişti!.. Katledilenlerin hepsi Alevi kız ve erkek çocuklarıydı. Tek suçları Alevi ve Kürt aydını olmaktı!..
Kürdistan’ın kurtuluşu için yola çıkanların yarım yüzyıllık tahribattan sonra devletle iç içe giren güçler olduğu ortaya çıktı! Ya diğer Kürdistani güçler bu süre içinde ne mi yaptılar? Onlar bir taraftan bu olaya seyirci kalırken, en çok da birbirleriyle uğraştılar! Yaptıklarını yıkmak, yurtsever yoldaşlarını mücadelede saf dışı etmek ve bir türlü ulusal bir cephede birleşmemek için uğraşı verenler de sanki onların da aralarında egemenlere yaranmak için yaraşanlar vardı!..
Yapılan bunca emekler, verilen binlerce şehidin kanı yoksa boşa mı aktı?.. Kuzey Kürdistan’da yüzbini aşkın şehidin kanından kimler sorumludur?!. Binlerce Kürt köy korucusu ne için oluşturuldu! Ya devletin görevlendirdiği gizli yandaş korucular!.. Bu konuya değinmek bile ürkütücüdür! Kuzey Kürdistan’ın Kuzey Batısındaki eyalet komutanı olan Terzi Cemal komutasındaki yöneticilerce yaptırılan katliamlar yürek burkutan cinsteler! Öldürülen gençlerin kız ve erkeklerin çoğunluğunu Alevi Kürt gençlerden oluşması da tesadüfi değildir. İşçi Parti’nin merkez komitesinde de görev alan ve kod adıyla Terzi Cemal olarak bilinen Ali Ömürcan’ın ailesinden de 8 şehit olmak, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) Merkez Komitesi üyesiyken, örgüt içi infaz kararıyla Haziran 1993’te Lübnan’ın Barelias kasabasında öldürülmüştür. Örgütün Lübnan’daki Bekaa Kampı örgütün liderlerinin de sıkça toplantılara kaldığı bir kamptı. Burada, özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda Orta Doğu’daki pek çok Kürt liderin, Filistinli örgütlerin ve sol hareketlerin kesişim noktası olmuştur. Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani, bu dönemde Suriye ve Lübnan (Bekaa) ekseninde hem diplomatik hem de lojistik ilişkiler yürütmüştür! O dönem 16-17 Mart 1993 tarihlerinde Lübnan’daki Bekaa Vadisi’nde düzenlenen ve Kürt siyasi hareketinin farklı kanatlarını bir araya getiren ortak basın toplantısı ve deklarasyonuna katılan Kürt siyasetinin farklı kanatlarını temsil eden Bekaa’daki bu tarihi toplantıya PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ev sahipliği yaptığı ortak toplantıda bir deklarasyona katılan diğer önemli parti liderleri ve siyasetçiler arasında Rahmetli Irak Reisicumhuru Celal Talabani, o dönemde Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Lideri olarak, Kemal Burkay, Özgürlük ve Sosyalizm Partisi (PSK) Genel Sekreteri, Hemreş Reşo, Hevgirtin (Kürt Demokratik Birlik Partisi) Lideri, Ahmet Türk, dönemin Halkın Emek Partisi (HEP) kökenli siyasetçisi ile Rızgari (Komel) hareketinden Ruşen Arslan ve bazı diğer Kürt siyasetçiler de bu toplantıda yer almışlardı!..
Eski PKK’lı Selma Batmaz 1,5 yıl kaldığı bu kampta Almanya’da bir konferansta:“2 bin kişiyi öldürüp bu vadide gömdük!“ diyerek konuşmasını şöyle sürdürür:“Bir heyet kurulsun, Bekaa’daki toplu mezarları göstereyim!..“ diyerek konuşmasını sürdürür!.. Örgütün ilk kadrolarında olan Şemdin Sakık da:“Öcalan ilk kurşununu Kürtlere sıktı!“ diyerek bir geçmişi değerlendirir!..
Örgütün bir militanı olan Gazi Şahin bu yapılan yersiz ve zararlı katliamlara karşı çıkarak yurt dışına geleceği hafta annesinin anlatımıyla “Tanıdığım örgütün üç elemanı, Gazi evde yaralı bulunduğu dönemde bir silah alımı için ekspert olarak götürüp göstereceklerini bahane ederek evden almaları ve evin üç yüz metre aşağısında silahla tarayarak öldürdüklerini rahmetli annesinden işitmiştim!.. Yine aynı yörede Aziz Kaymaz ve kardeşleri de bir bir ayrı yerlerde öldürülerek saf dışı edilmişlerdi!..
Kuzey Batı Eyalette olanlar diğer eyaletlerde olan yurtsever insanların faili meçhul olarak saf dışı edilmeleri birbirinden farklı değildi. Bu eyalette yapılan uygulamalar Alevi ve Kürtlerin ulusal kurtuluş mücadelesinden soğutma amaçlıydı! Egemen güçler ve onların tetikçileri bu amaçlarını bölgedeki bu uygulamalarıyla başarıyla sürdürerek, bölgede ulusallaşma bilinci yok edilmiştir. Hele Engizek dağlarında hareketin kendi inançlı militanlarına yaptırdıkları işkencelerle öldürmeleri insanın tüylerini ürperten cinsten!..
Benim Malatya’dan ayrıldığım 1975 yılı içinde ayrı tarih ve yerlerde 8 yurtsever öğretmenin faili meçhul olarak öldürülmeleri, bu devrimci bölgenin günümüzde neredeyse gericilerin kalesi olmasında büyük rolü vardır!..
Aziz Kaymaz’ın annesiyle bir gazetenin röportaj yapması üzerine aşağıdaki şiiri yazmıştım. Sonra yıllarca vatandaşlıktan atılmam, mahkemeler ve sonuçta tekrar vatandaşlığa alınmam ile birlikte yurda döndüğümde devrimcilerin anası “Alê” ile yaptığım özel konuşmam ve kendisine yazdığım şiiri yarıda bırakarak, şiirin içinde yer aldığı kitabımı verdim! Gerisini kalan çocukların sana okusunlar, demiştim!..
Değerli okuyucular! Bir annenin zorluklarla yetiştirdiği çocukları nasıl da birer birer telef olduklarını O’nun dilinde anlatmaya çalıştım!.. Bunu bir anı olarak gelecek kuşaklara bırakıyorum!..
6 Ekim 2026
*Eğitimci
KURTULUŞ DESTANI VE ONDAN BİR ANI
Bre yiğit dostlar, Deştê Balan deyip hemen geçmeyin!
Adı da kendisi gibi atalardan kalma güzel bir diyar,
Yüzyıllar varki o topraklar tarihten kalma bize yadigâr.
Bu yerler nice yiğit insan doğurdu, onlar ki nam saldı,
Ya torunlarına ne oldu, meydan korkaklara mı kaldı?
Nedir son yılların kahredip öldüren suskun yılgınlığı?
Bir lokma yemek için iğdiş edilen bu insanların varlığı,
Hani nerede o bazlarla şahinlerin yöreye hükmettiği,
Kendi başlarına buyruk, vatan olan özgür topraklar?!.
Daha sonraları haksızlığa baş kaldıran şanlı isyanlar,
Dillere destan, dağlara ferman salan o yüce insanlar,
Yedi iklim dört bucakta efsaneleşip adları dolaşanlar!..
Bir zamanlar Karayılan, Çındo ve diğer yüzlerce atlılar,
Bu yörelerde at oynatıp, cirit atarken onların adlarına
Dillerde dolaşan destanları belleklerde sıcağı sıcağına.
Aradan bunca yıl geçti, geriye bakalım , analım onları,
Şu güzelim memleketimizin uzanan kırlarıyla dağları,
Yüce yaylalardaki otlaklarıyla bereketli güzel ovaları
Sararıp soldu, kervan geçmez oldu, doğa bize küstü!
İnsanları coşturan sevda ateşi sanıldı bir anda söndü…
Meğer sönen sevda ateşi değil, yanan acı yüreklerde
Küllenen özgürlüğün korlarıymış zulada hep yerinde.
Ona hergün koşan, kurban olmaya can atan kahraman
Bir değil, on değil, sayılar unutuldu, gönüllerdeki insan…
Şehitler şehitleri izlerken toprak kanla sulandı oldu vatan!..
Kanı, canı toprağa akan bu korkusuz, mert yüce şehitler
Şu aziz vatan toprağını ruhlarıyla ebedi kutsal edecekler!..
İster misiniz onlardan bir canlı tanığı hep beraber analım!
Ondan özgürlüğe özlem duyanların destanını dinliyelim.
Özgürlük ağacı kanla yeşerir, ona yaşamını canla adayan
Yeşeren her filizde hayat bulan, damardaki kandır vatan…
Dostlar, adım Alê, yaşım yetmiş, doğma büyüme buralıyım,
On iki çocuk anası, doğuştan beri inanın yürekten yaralıyım!
Böylesi zor bir yaşamı bir destana dizip hiç bir an sığdıramam
Çilekeş kara bahtımın tümünü sizlere bir bir söyleyip anlatamam.
Diyeceğim odur ki Kürdistan’ın bir dağ köyünde yoksul doğdum,
Çok fakir, topraksız bir ailenin başlarda dördüncü çocuğuydum.
Beşinci kardeşim Döndü, ta doğarken aşımız da yediye bölündü.
Zor zahmet doyan midelerimiz gittikçe daraldı ve iyice küçüldü.
Kimimiz köyün koyunlarını, kimimiz de sığırlarını hep güderdik,
Kıt kanat, zor hayat geçirerek günlerimizi sayarak gün ederdik…
Bir gün komşu evine gelen bir delikanlı sonra bize de uğradı,
Beni görünce “Kız senin adın ne?” diye yaklaşarak çağırdı!..
Dedim benim adım Alê, sonra gülerek başımı yere eğdim.
O yineliyerek : “Kız Alê’ye, hele bir dur gel beriye, sözüm var,
Bana varır mısın Allahın emriyle, kısadan diyeceğim bu kadar!..”
Yanıt vermeden kaçtım, büyüdüğümü daha o gün anladım!..
Artık kendime özenerek gelinlik kız gözüyle her gün bakardım.
Boşuna dememişler “Kime niyet, kime kısmet!” sözü çok denirdi,
Komşunun kızına talip gelen adam bir anda gönlünü bana verdi!
Yedi direkli kıl çadırın yayladaki serin, temiz, mis gibi havası
Bir tuhaf sarmıştı sevda ateşi, tutuşturmuştu gönlünü dahası!
Sonraları görücüler ve aracılar ardarda her gün gelip gidiyordu,
Babam : “Yabancıya verecek kızım yok” diyerek geri çeviriyordu!..
Bana ilk kez gönül verenin ardından yenileri gelip birbirini izliyordu.
Her yeni gelenler eli boş dönerek bir öncekinin ardından gittiler,
En sonunda “O’na kısmettir” deyip beni amcam oğluna gelin ettiler!
Önceleri işim bir idi, sonra derdim çoğaldı, büyüdü oldu bin bir,
Ağzım var, dilim yoktu, ailenin beli öylesi bükük, oldukça fakir.
Gece gündüz demeden çalışıp durdum, kendime bir yuva kurdum,
Ayrıca önüme gelen her işin üstesinden de gelmeye mecburdum…
Bazan kahrolsun böylesi yaşam diye kendime söyleyip durdum,
Öylesi anlar yaşadım çoğu gün kendi benliğimden utanıyordum!
Ölsem de kurtulsam, bunca çileyi, bunca belayı başımdan savsam.
İnleyip durarak kendi kendime boş zamanlarımda hep ağlardım,
Gelen günler, geçenleri hiç aratmazken ardlarına acıyla bakardım…
Böylece aylar ayları kovaladı, askere giden kocam da geri döndü,
O gelmeden önce dert çeken babası en sonunda acı çekerken öldü!
Zaman geçmeden kaynanam evlendi, benim bir daha bahtım karardı!
Daha gelindim, o gideli, ondan geriye kalan beş çocuğunun da anası,
Kısacası ilk oğlum dünyaya geldi bize katıldı,güzelleşti evimin neşesi!
İlkini ikincisi, derken çocuklarım peşpeşe doğarak birbirlerini izledi,
Tam on iki evladım ardarda ve boy sırasına bir dizi asker gibi dizildi!
Bu çocuklar çile içinde büyüdüler, bilinçlenerek haklarını aradılar,
Kendi kendilerini halkının kurtuluşu saflarında en önde buldular!
Kürt halkının özgürlük ateşi alev alev Newroz olup gür yanıyordu,
Gün geçtikçe memleketimin her yanını kurtuluş özlemi sarıyordu.
Önce üniversiteli oğlum ince yapılı, şahin bakışlı, karayiğit Aziz’im
Verdi sırtını yüce dağlara, son nefesine kadar selâm saldı yarınlara!
Daha sonra Allahaısmarladık dahi demeden giden dağlar kartalım,
Bir süre aradan geçerken geldi Sabri’min dayanılmaz ölüm haberi…
Sarstı beni o kara haber, dünyayı gören gözlerim kör, görmez oldu,
Çıkan acı dolu feryatlarımla kulaklarım sağır, beynim sanki durdu!
Telaşım düşman başına, gelen, giden dost sordu, O’nu kim vurdu?
Kara haber tez dolaşır, yedi dağı geride bırakarak gelir bana ulaşır,
Bulur dert sahibini, dağlar yüreğini ve yakasına tam dört elle yapışır!
Oğlum ile birlikte dev parçası iki yoldaşına mezar olur dağın arkası…
Bulam’ın Aktaşı’nda kahpe bir pusuyla daha ömürlerinin baharında
Onları vuranlar ve nişan alanlar bir kez de beni yüreğimden vurdular,
Yiğitlerimi katleden hayin eller, kanı bozuk parayla kendini satanlar!
Zerban, güzel Zerban, söyle bana kurban! O şerefsizler yargılanmalılar!
Bu öldürülen gencecik insanların hesabı günü geldiğinde sorulmaz mı,
Kana susayan zorbalardan, ölümsüz şehitlerimizin öcü alınmaz mı?..
Ömürlerinin en nazlı baharında kuş misali özgürlüğe sevdalanan,
Barış ve kardeşlikten başka hiç bir düşüncesi, art niyetleri olmayan
Bu cana can, vatana kan olan insanların suçu neydi, söyle Zerban!
Benden ne isteseydiler uğurlarına canımı yerlere sererdim kurban !
Biliyorum , direnenlerin destanını onlar korkmadan haykıra haykıra
Uyuyanları uyarmak için gece ve gündüz korkmadan bağıra bağıra
Bana da ağıt yakmak mı düştü, direnen yiğitler ordusunun ardı sıra…
Benim ağlamam gözlerimin önünde duran şu yere serili Sabri’meydi,
Ayni zamanda bilineki o yolda ser verip şehit düşenlerin tümüneydi…
Önümde yere uzanan Sabri değildi, sanki bir et yığını duruyordu onca,
Son bir kez daha baktım, yüreğimi yaktım, uzandım yanına boyunca…
Alamadı beni yanına, gözleri geride kalmış açıktı, sadece bir dili yoktu,
Bakarken O’na doymak ne mümkün, bana söyliyecek sözü öyle çoktu…
Üzerine bir eğildim, ağıtlar dizdim, döğmeye değil, öpmeye kıyamadım,
Baktım, bir daha baktım, O bana seslenir gibiydi, ölümüne inanamadım !
Bükülen dizlerim dermansız çözüldü, beni ayakta tutmaya el vermediler,
Beni zorla kaldıran eş dostlar, oradan alıp yerden sürükleyip götürdüler!
Bir yıl yedi ay görmediğim , hasretimi son görmem bu muydu?
Tüm vücudu şurda dursun, O’nun sol kolunda on iki kurşundu.
Biri yüreğinde, biri sağ kulağının dibinde sanki kalbur gibiydi,
O’na sıkılan kurşunlar, o an birden bedenime öylece işlendi .
Önümde yatan artık Sabri değildi,öldürülen özbe öz bendim ,
Kendimi yere serdim , O’nu diriltmek için çırpınıp didindim!..
Sızı sardı dört bir yanımı,elimden gelmedi, veremedim canımı!
Bir can nedir ki böyle cana ,olsaydı bende , bin can verirdim,
Bu uğurda ölenlerin tümü savaşsınlar diye yeniden diritirdim…
O bana “Ağlama anacığım,ağlama! “diye candan gülümsüyordu,
Dudaklarında onbinlerin sevdası olan bir türküyü söylüyordu…
Zor günler yaşadım , lakin çocuklarımla hep gurur duydum ,
Onlar doğrudan yana, zalimin karşısında olduğunu biliyordum.
İşte kanıtı değil mi? koca bir ovada bir tek başına duran damımız,
Bir şehitten korkan, ödleri kopan askerlerin evi sarması hesapsız.
Dirisi bir yana , O’nun ölüsünden korkanlar hesabını alacaklar!..
Yaralı dağ şahinimim kurşunlarından elbet kurtulamıyacaklar !..
Bir Aziz değil, O’nun gibi binlercesi ayağa kalkmış şeref ve şanla,
Kurtuluş yoluna canlarını adamışlar kendini gurur, inanç, imanla.
Onlarla haklı olarak övünüyorum, ana yüreğidir feryatla ağlayan,
Kahramanca vatan uğruna ölmek varken gayrısı boş ve de yalan.
Bir Sabri’m ölürken binlercesini yaşatmak için yeniden diriltti,
Aradan çok geçmeden peşi sıra üniversitede okuyan kızım gitti.
Yaşıtları olanlar birer birer kurtuluş saflarına tezelden katıldılar,
Şimdi artık büyüyen torunlarım sırada, onlar da saf saf dizildiler.
Bu kadar genci alıp aramızdan götüren sır nedir, yolunu bilsem,
Ben de peşlerine katılsam, özgürlük denen kuşun ardına düşsem!
Bile bile böyle ölümün ardına saflanarak düşmek, koşup gitmek,
Anlayamadığım tek şey bu ; ölüm bu denli kolay olmasa gerek!..
Yine bir kara haber dolaşır, o da gelir yine bizim uşaklara bulaşır.
Şu Nurhak’ın yalçın kayaları, dağları yine tank ve topla gürlendi ,
Öldürülen yirmi dört gencin birisi kızın, ikisi torunundur dendi !..
Askeri cemseler ardarda sayısızca haberin geldiği yöne gittiler,
Sonra öldürüp yaktıkları gencecik cesetlerle dönüp, geri geldiler!
Oy hawar, oy hawar! Ulaşmaz olaydı böyle can yakan acı haber!
Onları nasıl alıp götürdüler, önce öldürüp sonra da topa tuttular!
Ya kulak ve burunlarını kesmek ne demek, böyle çağdışı barbarca,
Aman Allah! Kimisinin kolu yok, kimisinin de bacağı param parça!..
Vay analara! Onların başlarına taş yağa, hiç biri tanımadı evladını,
Manzarayı görenler şaşırdı, işitenler hep ağlaştılar erkeğiyle kadını.
Tarih yeni bir sayfa açıyor, bu yapılan mezalim da unutulmayacak,
Mazlumların ahı yerde kalmaz elbet, gün gelir hesabı sorulacak !
Ölme var, öldürme var, ya böyle kalleş cellatla gelen kimin başına?
Kolay değil demek “Düşman başına!” ya kim yapacak hunharcasına?!.
Böylesi düşman nasip olmasın düşmana, ey insanım diyen insanlar !
Barbarlığı kendine sanat yapanlar, ne yazık ki aramızda dolaşmaktalar.
Bana “Kızındır!” dediklerini tanıyamadım, oğlun denilen de bir külçe etti!
Diğerleri de onlardan farksızdı, bu korkunç durum büsbütün beni kahretti.
Oy canlar, insan olan insanlar! Bu öldüren görüntüler insanı kahreder,
Bunca yoksulluk, bunca keder, zorla büyüttüklerim elden böyle gider!..
Ne acı dostlar, ne acı ki bana da şehitlerin ardından ağıt yakma düşer!
Bunun başka bir yolu yok mu, diye bu bilmeceyi kendimce çözemem,
Direnerek ölmek, ölürken güneşe gömülmek varken bir şey diyemem…
Ah n’olaydı, n’olaydı, şu biten ömrümle yaşım ondört, onbeş olaydı!
Bir elimde mavzer, sonra dizi dizi fişekler güzelce belime dolanaydı.
Sonra Zerban’ın (1) izni olaydı, elverip kendimi vereydim dost dağlara !
Haziyan’ı (2) aşaydım , tüm Kürdistan’ı bir baştan bir başa dolaşsaydım.
Başları darda olanlara Hızır gibi yetişip ellerinden tutup kaldırsaydım.
N’olaydım , n’olaydım , kurtuluş uğruna savaşanlara yoldaş olaydım !..
Ey yüceler yücesi Zerban, ben sana kurban, herşeye bir sen kadirsin!
Yetiş imdada ya uluların ulusu, daha ne bekler durur, haydi nerdesin?
Başımın tacı, derdimin ilacı, hani yaptığım dualar, sunduğum adaklar?
Yine sana geleceğim, elbet dileğime ereceğim, kalkarken harmanlar,
Adaklar boşa gitmesin, kanları yerde kalmasın, hak, sahibini bulsun.
Bize artık ululuğunu göster, yeter gayrı esaret, ha gayret, bekliyeceğim,
Öldürülen gençlerin kanını, canını yerde koma, gelip yüz süreceğim.
On iki evlat anasıyım, onca torunum var, sayıları ardarda dizi, dizi,
Artık uluların aşkına, dökülen kanlar son bulsun, durma kurtar bizi!..
Oy canlar, koşun, gelin, bu ölüme, bu kara zülme bin defa hawar !..
Gençleri öldürüp yakan, sonra panzerlere bağlayıp çeken barbarlar!
Var mı böylesi dünyada? Bir mümkünü yok mu? Katliam son bulsun!
Ağzına kadar doldurulan hapishaneler bosalsın, insanlar özgür olsun.
Eşin, yoldaşın olayım Zerban! N’olur, bir çift doğru söz söyle bana
Bu dünyada bir can borcum var, onu da çekinmeden vereyim sana!
Yetmişine ayak basarken, barışsa çağrımız barış, dostluksa dostluk …
Savaş artık dursun, halklar kardeş olsun ve bir arada eşit yaşıyalım!
Şu güzelim diyarda duralım, halkça bir düzeni hep birlikte kuralım…
(1995-1996)
(1) Zerban: Bulam, Çelikhan’da kutsal kadın ziyaretinin adı.
(2) Çelikhan-Malatya arasında dağlık bölgenin kutsal zirvesi.
Bu şiir A. Bali’nin „Memleketimde İnsan Manzaraları, Şiir, 2006“ alıntıdır!
Abuzer Bali Han (Awê BALÎ)
