Tuz Koktu: Kurumlar Çürüdü, Hesap Soran Yok | Eyüp Yalur Yazdı
“Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur”
Necip Fazıl Kısakürek
Tuz koktu deyimi, denetim mekanizmasının, bozulduğunu, işlevini yitirdiğini, çürüdüğünü, yozlaştığını ifade eden bir deyimdir.
Tuz doğası gereği kolay kolay bozulmayan, yiyeceklerin ve daha birçok şeyin bozulmasına, kokmasına engel olan bir maddedir.
Tuz, düzendir, düzeni ayakta tutan kurumlardır.
Sıradan insanlar çürümüşse buna kurumlar müdahale ederler.
Kurumlar çürümüşse buna kim müdahale edecek?
Bu koruyucu (tuz) madde, iktidar olmalıydı, kurumlar olmalıydı.
İktidar toplumun tuzu olmalıydı, toplumu ahlaklı, liyakatli, adaletli, eşitlikçi vb kadrolarla yönetmeliydi.
Ülkede ki adaletsizlik, haksızlık, çarpıklık, kirlilik, arş-ı âlâ’ya çıktı.
Bu aynı zamanda siyasi ahlak krizidir.
Bu kirliliklere sebep olanlara soruyorlar, “utanmıyor musunuz” diye.
“Hayır”, diyor. “Utanmıyoruz.”
İşte tuzun koktuğu nokta burası.
Bir kurum, bir yönetici, bir birey yanlış yapabilir, görevini kötüye kullanabilirler.
Bunlara hukuk çerçevesi içerisinde hesap sorulmalıdır.
Ama hesap sorması gereken makam, denetlemesi gereken kurum, karar vermesi gereken merci bu çürümenin bir parçası olmuşsa işte o zaman “tuz koktu”denir.
Okullardaki saldırılar,
Fon olayı,
Merkez Hakem Kurulu olayı,
Bahis ve şike olayları,
Yargıda rüşvet ve yolsuzluk iddiaları,
Belediyelerde ki olaylar,
Kayyumlar,
Futbol sahalarında ki kirlilikler,
31 Mart 2024’te İstanbul, Adalar belediye (yerel) seçimlerinde, CHP adayı Ali Ercan Akpolat 5.846 oyla seçiliyor, % 55.48.
AKP adayı Uğur Sina Şen 2.408 oy % 22.85.
Bugün gelinen noktada AKP’li belediye meclisi üyesi “5 ” beş oyla atanıyor.
Seçmenin iradesine ipotek konulmuştur.
Yani hangi kuruma el atıyorsan tabiri caizse elinde kalıyor.
Bu sistem artık miadını doldurdu. Revizyonlarla artık gitmiyor.
Türkiye’yi batıdan ayıran en önemli özelliği hep bir iyi kurtarıcı beklemiştir, halada beklemektedir. İyi bir hükümdar, iyi bir kıral, iyi bir padişah, iyi bir cumhurbaşkanı ama o iyi hiç bir zaman gelmeyecek.
Batılı ise iyi bir yönetici değil, kötü yönetici geldiğinde bile kendisini koruyacak hukuk ve kurumlar istiyor.
Devlet toplumun ortak çıkarlarını, ortak iyisini halkın genel iradesini temsil eder.
İktidar, hükümet belirli bir dönemde iktidara gelmiş olanların partizan eğilimlerini temsil edebilir.
Aynı iktidar bugün devletin rolüne bürünmüş, devlet partisi olmuş bu nedenle hesap sorabilirliği ve hesap verebilirliği rafa kaldırmıştır.
Anayasa, yasalar, kanunlar bir ülkenin elbette ki olmazsa olmazıdır. Ama herkese eşit uygulanmiyorsa, herkes kanunlar karşısında eşit değilse o zaman bunlar hiçbir şey ifade etmezler.
Anayasanın bir kez delinmesiyle, yasaların yok sayılıp kanunların çiğnendiği bir yerde elbette ki tuz kokar.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı gibi siyasi mahkumlar hakkında verdiği kararlar uygulanmıyorsa elbette ki tuz kokar.
Cezaevleri, zindanlar, hücreler aydınlara, siyasetçilere, akademisyenlere, gazetecilere, sendikacılara vb mesken oluyorsa, suç şebekeleri cadde ve sokaklarda cirit atıyorlarsa elbette ki tuz kokar.
Herkesin suçlu olduğu yerde, adalet yoktur.
Kürt müzisyen ve sanatçı Nûdem Durak, ortada olmayan kendini fes eden bir örgütle ilişkilendirilerek “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılanarak 19 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılıyor.
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 405 ceza infaz kurumu bulunmaktadır.
Türkiye’de 430 binin üzerinde kişi ceza infaz kurumlarında ikamet etmektedir.
Bunun 357 bini hükümlü, 63.5 bini tutuklu dur.
Cezaevlerinde 20 binin üzerinde kadın tutuklu ve hükümlü vardır.
Bu tablo tuzun koktuğunun tablosudur.
2025-2026 eğitim ve öğretim yılında iki milyona yakın öğrencinin ekonomik imkansızlıklardan dolayı okula devam edememesi, toplumun vicdanını derinden yaralamaktadır.
İktidar ve kurumlar toplumun tuzudur. Bugün eğer ki bu tuz kokmuşsa, derhal bir seçime gitmesi gerekir. Ama iktidar iradesi ile seçime gitmiyorsa ve mevcut muhalefet iktidarı seçime götüremiyorsa ki götüremiyor. O zaman “liderler” demeğe dilim varmıyor. Mevcut başarısız muhalefet partilerinin genel başkanları istifa etmeliler.
Bir yol bulamadıkları için, yoldan çekilmeliler.
Sadece ırkçılık yapmakla siyaset yapılmıyor.
