DÜNYA KUPASI 2026’DA TOP ARDINDA KOŞAN(LAR), NEYİN PEŞİNDEN SÜRÜKLENİR(LER)?!
TEMEL DEMİRER yazdı
“İkiyüzlüler tarafından temsil
edilen iktidar tutunamaz.”[1]
Kapitalizmin vazgeçilmezi futbol, milyarların büyük bir ilgiyle izlediği bir “Show” artık, bir “ Show business”; ya da sadece bir oyun değil, kapitalist düzenin en parlak vitrinlerinden, en usta oyalayıcılarındandır…
Kolay mı? Sürdürülemez kapitalizmin organik krizle sarsıldığı günümüzde, egemenlerin futbola ihtiyacı çok daha fazladır. Çünkü tükenen kapitalizmin hayırlı evladıdır; başarılı projelerindendir o.[2]
Futbol sektöründe milyarlarca dolar dönerken; paranın paylaşılmasında patronlar, siyasetçiler, yerli- yabancı mafyalar, bahisçiler, reklamcılar, propaganda aygıtları vd’leri kazanır.
Özetle kapitalizm bizatihi şike demekken; onun kazananları da, kaybedenleri bellidir.
11 futbol kulübünün bir araya gelerek İngiltere’de ‘Futbol Birliğini’ oluşturduğu 1863 yılı futbolun kurumsallaşmasının miladı kabul edilir.
Bir eğlence aracı olarak ortaya çıkan futbolun eğlence ya da spor dalı olmanın ötesine geçmesinde 1980’ler dönemeçti. Yani futbolun endüstriyel/ ticari niteliğinin yeni aşamanın arifesinde olduğu yıllardı.
Bugünün futbolu kapitalizmin çocuğudur. Kapitalizm her şeyi (kültür, sanat, bilim) olduğu gibi futbolu da kendi özüne uygun biçimde değişim sürecine soktu.
Futbol XX. yüzyılın ilk yarısında faşizme, iki dünya savaşına karşın popülerleşmeyi sürdürdü. Televizyonda maçların yayınlanmasıyla dünyanın bir numaralı sporu hâline geldi. Futbol, oyuna seyirci kalan emekçi kitleleri uyutmanın en önemli araçlarından birine dönüştü.
II. Dünya Savaşı ardından kapitalizmin “canlanma” dönemine girmesi, maçların naklen yayınlanabilmesini sağlayan teknolojik gelişmeler, futbolun dönüşümü için gerekli altyapıyı hazırladı. Böylelikle futbol kulüpleri şirketlere, taraftarlar ise müşterilere dönüşmeye başladı.
Elbette futbolun değişim ve dönüşümü kapitalizmin genel gidişatından bağımsız değildi.
Yıllar öncesinde ayakkabı şirketlerinin reklâm amacıyla futbol kulüplerine veya milli takımlara bilabedel ayakkabı vermesiyle başlayan sponsorluk, milyarların döndüğü sektör oldu. 70’li yıllarda Dünya Kupası sponsorluk ve reklâm anlaşmalarıyla para kazandırmaya başladı. İlerleyen dönemde Coca Cola, Gilette, Nike, Adidas gibi markalar çok büyük paralarla sponsorluk anlaşmaları imzaladılar.
Futbolun endüstrileşmesi, kulüpleri markalaştırırken kimliklerini yeniden düzenlemelerine neden oldu. Geleneklerinden kopmaya başlayarak çağa ayak uydurmaya çalışan kulüplerden biri olan Barcelona Futbol Kulübü, Katalonya’nın milli takımı olarak görüldüğü için formasına yıllarca sponsor almamıştı. Ancak yıllarca formasına reklâm almayan Barcelona da 2010’da Katar Vakfı’yla anlaşma uyarınca yıllık 30 milyon avro gelir elde etti. Bu paraların döndüğü bir oyun artık bambaşka bir şeye dönüşüyor, oyuncular da öyle: “Bir futbol yıldızı ayakkabılarını bağlama işini uzatıyorsa, bu onun ellerinin beceriksizliğinden değildir; olsa olsa cebiyle alakalı bir kurnazlık vardır işin içinde; büyük bir olasılıkla Adidas’ın, Nike’ın ya da Reebok’ın reklâmını yapıyordur.”[3]
Özetle, sürdürülemeyen kapitalizm elini attığı her şeyi çürütüp, yozlaştırırken futbol en “başarılı” ürünlerinden birisi olup çıktı. Futbolun pislikleri ortadayken; siyasetin kirletmediği, paranın yozlaştırmadığı, rekabetin taraftarları, oyuncuları çığırından çıkarmadığı bir futbol, kapitalizmde mümkün değildir.
Gerçekten de işsizlik, yoksulluk, geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı emekçi kitleleri bunaltıyorken; futbol bu soru(n)ların müsebbibi kapitalizme karşı mücadeleyi engelliyor. Kitlelerin yeni afyonu olarak nitelendirilen futbol, burjuvazinin en işlevli araçlarından biri– olup çıkıyor.
Üstelik burjuvazi bir taşla iki kuş vuruyor: Hem milyarlarca doları cebe indiriyor, hem de yüz milyonlarca emekçiyi uyutuyor! İşçi, kendi sınıfına, yaşamına ve gerçeklere bir kez daha yabancılaşıyor!
Kaldı ki büyük servetler dökülerek yapılan stadyumlara “arena” denmesi de tesadüf değildir.
Roma İmparatorluğu’nda halkın mevcut düzene boyun eğmesi için arenalarda gösteriler düzenlenir ve gösterilerde gladyatörler dövüştürülürken; ölümüne dövüşlerle seyircilerin deşarj olması sağlanırdı. Bundan ötürü de Roma’da halkın kolay yönetilebilmesi ve aklını eğlenceyle meşgul edilmesi “ekmek ve sirk” formülü ile tarif edilirdi. Bugün kimseye bedava ekmek verilmese de, futbol stadyumlarını da modern arenalar olarak tanımlamak yanılgı olmaz.
Ve futbolun Dünya Kupası 2026’ya gelince…
İlk kez 1930’da Uruguay’da düzenlenen Dünya Kupası, II. Dünya Savaşı kesitinde verilen arayı saymazsak, geniş kitlelerin ilgisine mazhar oldu. Kapitalizmin elinde bacasız sanayiye dönüştürülen futbol, devasa organizasyonlarıyla milyarları ekran başına kilitlemekle kalmıyor. Egemenlere devasa ekonomik, politik, ideolojik kazançlar da sağlıyor.
“İyi de emekçiler için Dünya Kupası ne anlama geliyor” mu?
Şöyle başlayalım: Ezilenlerin Dünya Kupası’na değil, sağlığa, eğitime, barışa, ekmek ve özgürlüğe ihtiyacı var; egemenler futbol endüstrisinin görkemli şovu Dünya Kupası için hiçbir masraftan kaçınmıyor. Ezilenleri ekran başına kilitleyip, milyonlarca insanı manipüle ediyor…
Maçların savaşa döndüğü, milliyetçiliği körüklediği Dünya Kupası maskaralığı, taraftarlarını manipüle ediyor, ötekileştiriyor.
Evet futbol kapitalizmin öteki araçları gibi sermaye sahiplerini zenginleştirirken emekçileri yoksullaştırıyor, düşmanlaştırıyor; malûm, futbol sadece futbol değildir!
Savaşlarla, krizlerle, yıkımlarla dünya topun ağzındayken; futbol gibi araçlarla ezilenlerin gözleri, basiretleri bağlanıp, ufukları karartılıyor.
Oysa spor bedensel gelişim, sağlıklı yaşam için gereklidir. Lakin spor öyle bir hâl aldı ki, emekçiler için sadece televizyondan izlenen aktivite hâline geldi.
Televizyonda hareket etmeden izlenen futbolun zirvesi Dünya Kupası da düzgün şeylere hizmet etmiyor. Bir yanda ceplerini parayla dolduran şirketler, öte yanda korkunç rakamlara transfer edilen futbolcular. Diğer yandan da ekranları başındaki emekçilere pompalanan milliyetçilik…
Ulus-devletleri yücelten turnuva, tribünlerde sınıf kardeşlerinin arasına kalın sınırlar çiziyor.
Bundan ötürü Dünya Kupası emekçilerin kanları üzerinde yükselen bir organizasyondur. Emekçileri uyutup örgütsüzlüğe itmek onun temel omurgası, varlık nedenidir!
Kapitalizmde spor, egemen sınıfın ekonomik ve politik çıkarları doğrultusunda kullandığı bir araçtır.
Kapitalist sistemde burjuvazi bir yandan işçi sınıfını her gün sömürebildiği kadar sömürürken, diğer yandan ertesi gün sömürüyü nasıl arttırabileceğini, yani nasıl daha fazla kâr elde edebileceğini hesap etmeyi de ihmal etmez. Kapitalizm özü itibariyle kâra dayalı bir sistemdir ve kapitalistlerin bu düzen içerisinde gerçekleştirdikleri her faaliyetin temel amaç ve nedeni kâr etmektir. Bu sanatta da böyledir, sporda da, bilimde de! Kapitalistler gölgesini satamadıkları ağacı bile keserler! Kapitalizmde bilim daha fazla kâr elde edebilmek; spor şovenizm ve pasifizm yaratmak; sanat ise kitlelerin bilincini burjuva ideolojisiyle bulandırmak için kullanılır.
“Nasıl” mı? Örneğin İspanya’nın ünlü futbol kulübü Real Madrid’in yüz bin kişilik stadı da faşizmin ürünüydü!
Hatırlayın: “3F=Futbol, Fado, Fiesta” formülasyonu Portekizli diktatör Salazar’a aitti ve o Portekiz’i yıllar boyunca 3F ile yönetti!
O hâlde futbol da, Dünya Kupası da sömürü düzenin efendilerine hizmet etmesi yanında; Donald Trump’ın da oyuncağıdır.
“Nasıl” mı?
“FIFA’nın Trump’a verdiği yeni ‘barış ödülü’, onun egosunu okşamaya yönelik zavallı bir jestten ibaret. 2026 Dünya Kupası ise, sporun siyasete boyun eğmesinin şimdiye kadarki en kötü örneklerinden biri olmaya doğru ilerliyor.”[4]
İşte bir örnek!
‘Panama Belgeleri’nde FIFA yolsuzluk skandalında adının geçmesi ile, 2022 Katar’daki organizasyonda can siperine çalışması, 2034 Dünya Kupası’nın Suudi Arabistan’a verilmesinde oynadığı kilit rol ile Gianni Infantino’ya gelen “vahiy”, FIFA’nın futbol işinin yanına bir de Trump’ı mutlu etme stratejisini koyarak ‘Barış Ödülü’ icat edildi. Washington Kennedy Center’daki törende FIFA Başkanı Gianni Infantino, “ödülü” Donald Trump’a takdim ederken ABD Başkanı’nın görev sürecinde dünyanın farklı bölgelerinde birçok çatışmanın sona erdirilmesinde kilit rol oynadığını söyledi![5]
FIFA ya da grevci Alex Ferguson’u bile dönüştüren[6] futbol budur. Oysa 22 Mayıs 1968’de Paris’teki futbolcular, Fransız Futbol Federasyonu merkezini işgal edip, “Futbol futbolculara” sloganıyla açıklama yaparak, kâr amaçlı futbol yerine kâra dayanmayan futbol talep emişlerdi.
* * * * *
Israrla tekrarlayalım: Salt ticari değil, politik de bir oyundur futbol…
Maddi olsun ya da olmasın ne varsa metalaştıran kapitalizm, insanlığın nefes borusu üzerinde oturuyor. Yaşamın tüm dokusunu bozan bu örgütlü kötülükten futbol da zaman içinde payına düşeni almıştır. O artık spor olmaktan çıkmış ve burjuvazinin iktidar araçlarından biri haline gelmiştir.
Bu nedenle kapitalizm futbola çocuğu gibi bakar ve büyütür. Çünkü futbol burjuva siyasetin aracıdır. Öteki popüler profesyonel spor dalları gibi, egemenlerin kitleleri manipüle etme araçlarından biridir. Tarih boyunca iktidar bu alanı, aracı kullanarak, kitleleri biçimlendirmeye çalışmışlardır.
Futbolun başta siyaset olmak üzere pek çok toplumsal alanla ilişkisi de son derece yoğundur.
Elbet iktidarın, siyasilerin futbola ilgisi boşuna değildir. Özellikle darbe dönemlerinde futbol yoksul kitleler için afyon işlevini görmüştür. Futbolun böyle kullanımının Portekiz’den, Arjantin’den, Brezilya’dan da örnekleri verilebilir.
Bu coğrafyada da 12 Eylül darbesinin ardından futbol, kitlelerin depolitize edilerek siyasi muhalefetin bastırılmasında ve gerektiğinde egemen siyasi fikirler doğrultusunda manipüle edilmesinde etkin biçimde kullanılmıştır.
Futbolla biçimlendirilen kültürün ortaya çıkardığı lümpen ve saldırgan, milliyetçi, şoven ve hatta ırkçı tipoloji, ‘80 öncesi dönemde işçi sınıfı içinde saygınlığı olan sol ve devrimci değerlerin kırılmasında önemli rol oynamıştır. Bir sektör olarak futbolun kara para aklama, fuhuş, kumar, şantaj, uyuşturucu ticareti, silah ticareti, borsa spekülasyonu gibi konularda sunduğu kolaylık ve yarattığı cazibe de tüm iktidarların ilgisini çekmiştir. Çünkü her burjuva iktidar, kirli ve illegal işlerini çaktırmadan yürütebileceği ve finanse edebileceği böylesi imkân ve ilişkilere ihtiyaç duyar. Futbolun kelimenin kötü manasıyla profesyonelleşmesi kapitalizmin eseriyken; futbolla şikenin neredeyse yaşıt olduğu da herkesin malûmdur.
Kapitalizmin ile futbol takımları şirketleşmeye, oyunculuk profesyonelleşmeye yöneldikçe kirletilendi. Profesyonel futbol kapitalizm açısından dev bir sektördür. Kapitalistlerin el atması ile şirketleşip, hatta hisse senetleri borsada satılan dev kuruluşlar hâline geldiler. Kulüp hisseleri kapitalistler için bir yatırım aracıdır. Kulüp yöneticisi kapitalistler, kara para aklamaktan reklâm ve popülerlik kazanmaya, bu vesileyle iş bağlantıları kurmaktan kulüp gelirleri üzerinden para kazanmaya, hatta siyasi güç elde etmeye kadar pek çok işi spor kulüpleri üzerinden yürütür. Bunun kanıtı, tüm dünyada olduğu gibi coğrafyamızda da futbol kulüplerinin iktidar odaklarıyla ilişkisidir.
Örneğin en çarpıcı veriler Turgut Özal zamanında, Samsunspor’un başına Hasbi Menteşoğlu, Malatyaspor’un başına Nurettin Güven, Bursaspor’un başına Cavit Çağlar ve Trabzonspor’un başına da M. Ali Yılmaz gibi hayali ihracatçıların, Fenerbahçe’nin başına da cuntacı generallerden askeri-NATO ihalelerini alan Ali Şen’in gelmesidir.
O günden bugüne futbol, sermaye birikimini sağlayabilen bir kültür endüstrisi ürünü hâline geldi. Bu nedenle de siyasetten mafyaya, uyuşturucudan bahisçiye, Cemaatten tüm çıkar gruplarının çekim alanına girdi.
Kültür endüstrisi, insanlara başka bir hayat yaşatır. İnsanı aslında gereksinim duymayacağı ürünleriyle yanlış yönlendirir ve onları iktidarla bir araya getirip uzlaştırarak kapitalist tahakkümün yeniden üretimine yardımcı olur. Ve en tehlikesi, futbolun endüstrileşmesiyle ekonomik bir olgu hâline gelmesi, futbol alanının manipülasyona açık olması ve kuralsız oluşumların eylemleri nedeniyle, kuralsızlığın konsolide edildiği test ve ikna alanı haline gelmesidir. Tribünler uygulama alanına dönüşmüştür.
Bu temelde futbol popüler kültürün etkisi altına girerek bir araç hâline geldi. İşte bu noktada futbol, popüler kültür enstrümanı olarak -tribünlerden başlayıp- kitleleri politik bir tavırla tahakküm altına aldı.
Başta televizyon olmak üzere kitle iletişim araçları vasıtasıyla popüler kültür üretiminin etkili olması, insanın kendinden göçünü tetikleyerek yalnızlaşmasını sağladı. Bunun tetikçileri de 100 kelimelik hafızaları olan sözüm ona yorumculardır.
Çünkü popüler kültür gündelik hayat pratiklerinden bağımsız olamaz. Popüler kültür kitle kültürünün bir parçası olmakla birlikte, ürettiği ticareti ve tüketimi amaçlayan işleviyle kapitalizmin bir aracı hâline gelmiştir.
O yüzden futbol takımları armayı reddedip logoya geçerek ticari ürün tanımına girmişlerdir. Armanın duygusal sadakati satın alınmıştır.
Futbol araçtır. İçindeki uygulayıcıları federasyon başkanı başta olmak üzere başkanlar, antrenörler, futbolcular, menajerler ve yorumcular sistemden beslenen ve sisteme hizmet eden aparatlar hâline gelmiştir. Hepsi icazet mekanizmasının ürünüdür.
Taraftarlar da armadan logoya geçerek, tüketmeyi baştan kabul ettikleri ürünlerle, piyasayı kuşatan kültür endüstrisi içinde müşteri olmayı kabul etmiş oldular. Futbol, siyasetin yönettiği ve milyonlarca insanı sömüren modüllerden sadece birisidir.[7]
Bunların yanında gerek depolitizasyon/uyuşturma aracı olarak, gerektiğinde de milliyetçiliği, ırkçılığı kitlelere zerk etme aracı olarak futbolun, burjuva iktidarlar için ideolojik araç hâline geldiğini bir kez daha vurgulayalım.
Örneğin İspanya’nın faşist diktatörü Franco’nun, krallık yanlısı Real Madrid takımının Bernabeu stadını, “Bana 100 bin kişilik bir uyku tulumu yapın,” diye inşa ettirdiğinden söz edilir. Ayrıca Arjantin’in ev sahipliğindeki 1978 Dünya Kupası’nda da, atılan her golün diktatör Videla’nın güç ve itibar şovuna dönüştürüldüğü de unutulmamalıdır.
Coğrafyamızda da futbol takımlarının, taraftar gruplarının çoğunluğu milliyetçi ideolojiye sahipken; Kürt düşmanlığı futbol alanında milliyetçiliğin, şovenizmin ana üslerinden biri hâline getirilmiştir.
Futbolu ikiyüzlü bir biçimde “barış, kardeşlik ve dostluk” oyunu olarak tanımlayanlar, gerçekte kendi politik çıkarlarından başka bir hesap yapmamaktadırlar.
* * * * *
Ya futbolun pislikleri, yolsuzlukları mı?
Futbol, FIFA’nın (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) yolsuzluklarıyla anılır. Örneğin FIFA yöneticileri, spor şirketi yöneticileri hakkında rüşvet, kara para aklama, dolandırıcılık iddiaları gündemden hiç düşmez; 17 sene FIFA başkanlığı görevini yürüten Sepp Blatter gibi…
Futbolun “şikesiz”, “teşvik primsiz”, “mafyasız”, “siyasetsiz” var ol(a)madığı görülmeli, kavranmalıdır.
Yeşil sahalarda oynanan futbol, ekranlar üzerinden milyarlara ulaşmaktadır. Yeni futbol ekonomisi bu esnada, satması gereken ürünleri de televizyon başındaki insanlara hiç zorlanmadan satabilmenin de en iyi yolunu bulmuş durumdadır.

Ancak futbolun vazgeçilmez unsurlarından birisi, belki de en önemlisi seyirci de ihmal edilmemiştir. Öncelikle statlar sadece futbol oynanan yerler olmaktan çıkartılmış, günün 24 saati açık “Shopping Center”lara dönüştürülmüştür.
Dedik ya “Futbol sadece futbol değildir”!
FIFA’nın yöneticilerinin boğazlarına kadar pisliğe battığı “sır” değilken; kapitalizmin kuralları işlediğine göre bunlar da şaşırtıcı ol(a)maz.
“Futbol, bir sektör olarak yüksek miktarlarda para alışverişlerinin döndüğü bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla futbol camiasındaki hızlı para akışları sebebiyle bu yüksek miktarlar; transfer ücretleri, sponsorluklar veya menajerlik ücretleri üzerinden yasadışı faaliyetlerde bulunulması diğer sektörlere göre kolay görülebiliyor.
Futbol dünyasında gelir elde eden insan ve meslek grubu sayısı da yalnızca antrenör ve futbolcuları içermediğinden, bu sektörden geçimini sağlayan kişilerin yüksek miktarlar dönen bu pazarda kolay para kazanma isteği oluşabiliyor.”[8]
Yukarıda değindik: Futbol patronları milyarlarca insanın tutkusu ve bağımlılığı hâline gelen bir oyunda nasıl daha fazla kâr elde edebileceği derdiyken; bahis, rüşvet, kara para aklama kaçınılmaz olur.
Organik kriz koşullarında şans oyunlarına artan ilgiyle egemenler bir taşla iki kuş vurup, ciddi bir ekonomik kazançlar sağlıyor. Hem de krizin belini büktüğü emekçilerin çareyi mücadelede değil, şans oyunlarında aramalarının önünü açarak, sistem için emniyet supabı oluyor.
“Borç yükü büyüyen yurttaş için umut vaadine dönüşen şans oyunları, Hazine için ise giderek büyüyen bir gelir alanı hâline geldi. Şans oyunları vergisi geliri, özelleştirmenin yapıldığı 2020 yılına göre 14 kat arttı,”[9] haberine göre Havva Gümüşkaya’nın.
Bu bağlamda, akıldan çıkarmamalı…
Bini aşkın futbolcu ve teknik direktörün disipline sevk edildiği vurgusuyla, TFF’nin “152 hakem bahis oynadı”[10] açıklamasında görüldüğü gibi, futbol kirli bir sektördür; avukat Emin Özkurt’un, “Hedef gol değil daha fazla para,” ifadesindeki üzere.[11]
Futbolda bahis soruşturması bireysel hatalarla açıklanamayacak kadar derin çürümenin göstergesidir. Yapısal soru(n)lara dokunulmadıkça kirlilik temizlen(e)mez.
Coğrafyamızda 7 milyon kişi “yasal”, 12 milyon kişi de “yasa dışı” bahis oynuyor. Toplamda 19 milyon kişi kirliliğin içinde; bu da nüfusun yaklaşık yüzde 23’üne denk düşüyor.
Futbol pazarının büyüklüğü 1.6-1.7 milyar avro. Kazanç ise yaklaşık 700 milyon avro. Arada ciddi bir boşluk var. Bu para kime ve nereye gidiyor? Asıl soru(n)lardan biri bu.
Yanıtı, bir örnekle Müslüm Gülhan veriyor:
“Benfica Başkanı Rui Costa, Beşiktaş’ın kendilerine 40 milyon avro borcu olduğunu söyledi.
Çok basit gibi görünen bir açıklama, ama öyle değil… Hiçbir Beşiktaşlının bilmediği bir olayı ortaya koyuyor. Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı mesela buna hiçbir şekilde değinmediği gibi, bu konuyla ilgili yorum da yapmadı. Belki bu kadar borcun içinde önemsiz de görmüş olabilir.
Sırdan bir Beşiktaş gündemi!
Mesela Rafa Silva transferinde ödenen 10 milyon avro imza parasına ne oldu? Mendes’e mi sormak lazım? O imza için şimdi bir anlamı yok mu denilecek?
Rafa Silva Benfica’ya giderken 7 milyon avro civarı bir paraya transfer olmasının -o yuvarlak hesabın- gerçek karşılığı kaç mesela? 3’mü, 5’mi?
Abraham için Roma’ya kaç para verildi ve şimdi kaç para alınıyor? Mukavele süresince 41 milyon avro gibi bir para ödenecekken, şimdi gönderilmesinde alacaklar ve verecekler ne kadar?
Demir Ege niye gitti? Sorununuz neydi o pırıl-pırıl oyuncuyla?
Bu soruların hepsi gerçek Beşiktaşlı’da bulantıya sebep olmalı. Değerleriyle var olmuş Beşiktaş Kulübü’nün, bazılarının sürekli olarak onu anlamsızlaştırmaya çalışıp var olma gerekçelerinin anlamsızlığını savunmalarının etkileri çok açık şekilde görünürken, hâlâ gelecek nasıl olacak gibi düşünmenin artık karşılığı yoktur.
Beşiktaş’ın borcu 22 milyar 531 milyon 664 bin 293 TL’dir…
Bulantı ortak ve ölçülü bir acı çekme durumudur.”[12]
* * * * *
Diyeceklerimi, şimdilik “son”landırırsam…
Jean-Marie Brohm’a göre “Spor sürekli bir yarışın, nevrotik bir yarışın sosyal sistemi”; Patrick Vassort’a göre de “Kurulu düzenin meşrulaştırılmasında bir işleve sahip”ken uyarır Terry Eagleton:
“Futbolda -taraftarların kulüplerini ele geçiren şirket patronlarına öfkeyle karşı çıkması gibi kızgın popülist patlamalar yaşansa da- günümüzde çoğunlukla halkın afyonu işlevi görür. Hatta bazen bu, afyondan da öte, bir tür elit kokainidir. Siyasal dönüşüm konusunda ciddi olan hiç kimse, oyunun ortadan kaldırılması gerektiği gerçeğini görmezden gelemez.”[13]
Hangi koşullarda olursa olsun, kapitalist sömürüden beslendikçe futbol, futbol olmaktan çıkar. Bunun “orta yolu” da, “çaresi” de yokken; o, insan(lık)ı “Homo Economicus” olmaktan çıkarıp, “Homo Futbolicus” tahvil etti.
Özetin özeti, Dünya Kupası 2026’da da olacağı gibi, golü hep kapitalizm atar. Çünkü futbol ekonomik bir işkolu hâline gelmişken; onun matematiği, artı değer sömürüsüdür.
27 Mayıs 2026 13:39:41, Muğla.
NO T L A R
[1] Friedrich Nietzsche, İnsanca, Pek İnsanca, çev: Mustafa Tüzel, İthaki Yay., 2004.
[2] Bkz: i) Temel Demirer, Postmodern Müdahale ve Başkaldırı İmkânı (Brecht “Bitti” Futbol “Verelim”!), Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, 1998… ii) Temel Demirer, “Futbol mu? Hayır!”, İnsancıl Dergisi, No:98, Kasım 1998; İnsancıl Dergisi, No:99, Aralık 1998… iii) Temel Demirer, “Gerçekten de ‘Futbol Sadece Futbol Değildir’!”, Eski Dergisi, No:32, Haziran 2004; Eski Dergisi, No:33-34, Temmuz-Ağustos 2004… iv) Temel Demirer, “Spor… ve Futbol… Deyince!”, Sosyalist Demokrasi Gazetesi, No:32, 16 Haziran 2006 ve Mücadele Gazetesi (Almanya), No:194, Haziran 2006… v) Temel Demirer, “Hâlâ ‘Futbol’ Güzellemesi mi?!”, Odak Dergisi, No: No:2008/18 (SN:18), Temmuz 2008… vi) Temel Demirer, “Futbolun Ekonomi-Politiği!”, Devrimci Demokrasi Gazetesi, No:179, 1-16 Temmuz 2010; Devrimci Demokrasi Gazetesi, No:180, 16-31 Temmuz 2010; Devrimci Demokrasi Gazetesi, No:181, 2-16 Ağustos 2010… vii) Temel Demirer, “Futbolun Ahvâline Dair Notlar”, Kaldıraç Dergisi, No:159, Eylül 2014 ve Kaldıraç Dergisi, No:160, Ekim 2014… viii) Temel Demirer, “Futbol Felaketi-1”, Rojnameya Newroz, Haziran 2021… https://temeldemirer.blogspot.com/2021/06/futbol-felaketi.html ix) Temel Demirer, “Futbol: Gerçek ve Bağlantılarıyla Tartışalım mı, Tartışmayalım mı?”, Rojnameya Newroz, Ekim 2016… https://temeldemirer.blogspot.com/2016/11/futbol-gercek-ve-bagintilariyla.html x) Temel Demirer, “Milliyetçilik Virüsü ve Futbol”, Beleştepe Futbol Edebiyatı, No:1, Ağustos 2016… xi) Temel Demirer, “Kapitalist Futbolun Sınırları”, Rojnameya Newroz, Eylül 2022… https://temeldemirer.blogspot.com/2022/10/kapitalist-futbolun-sinirlari.html xii) Temel Demirer, “Kapitalizmin Yeniden Üretildiği Alan: Futbol”, Görüş21, Ocak 2026… https://temeldemirer.blogspot.com/2026/03/kapitalizmin-yeniden-uretildigi-alan.html xiii) Temel Demirer, “Futbol Felaketi-2”, Görüş21, Haziran 2024… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/06/futbol-felaketi.html xiv) Temel Demirer, “Katar’ın Kara(nlık) 2022 Dünya Kupası”, Rojnameya Newroz, Nisan 2023… https://temeldemirer.blogspot.com/2023/05/katarin-karanlik-2022-dunya-kupasi.html xv) Temel Demirer, “Futbolun Asileri”, Kaldıraç Dergisi, No: 241, Ağustos 2021… xvi) Temel Demirer, “Diego, Kafanı Bokun Üstünde Tut Oğlum!”, Görüş21, Ağustos 2021… https://temeldemirer.blogspot.com/2021/10/diego-kafani-bokun-ustunde-tut-oglum.html xvii) Temel Demirer, “Örnekleriyle -Olması Gereken- Aykırı”, Rojnameya Newroz, Kasım 2020… https://temeldemirer.blogspot.com/2020/12/ornekleriyle-olmasi-gereken-aykiri.html xviii) Temel Demirer, “Dik Durup Boyun Eğmeyenler”, Avrupa Demokrat, Haziran 2023… https://temeldemirer.blogspot.com/2023/07/dik-durup-boyun-egmeyenler.html
[3] Eduardo Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol, çev: Ertuğrul Ünalp-Mehmet Necati Kutlu, Can Yay., 1998.
[4] Dave Braneck, “Dünya Kupası Trump’ın Oyuncağı Olmamalı”, 8 Aralık 2025, s.11.
[5] Müslüm Gülhan, “Bu Eşkıya’ya FIFA Barış Ödülü Vermişti”, Birgün, 9 Ocak 2026, s.11.
[6] Eski Manchester United menajeri ve işçi militanı Alex Ferguson tersanelerde sendika temsilciliği yaparken, birçok izinsiz bir greve katıldı. Ardından Falkirk’te başarılı futbolcu grevine önderlik etti. Daha sonra gençlik militanlığından uzaklaştı! (https://stories.workingclasshistory.com/article/10361/alex-ferguson-born)
[7] Müslüm Gülhan, “Futbol, İnsanı Kendi Benliğinden Göç Ettirir”, Birgün, 3 Ocak 2026, s.11.
[8] Etki Can Bolatcan, “Avukat Emin Özkurt: Hedef Gol Değil Daha Fazla Para”, Birgün Pazar, 14 Aralık 2025, s.14.
[9] Havva Gümüşkaya, “Bahis Ekonomisi Büyüyor”, 19 Aralık 2025, s.5.
[10] Arif Kızılyalın, “Arada Büyük Dalga”, 9 Kasım 2025, s.6.
[11] “Mıntıka Temizliği ile Geçiştirilemez”, Birgün, 11 Aralık 2025, s.10
[12] Müslüm Gülhan, “Bulantı”, Birgün, 1 Şubat 2026, s.2.
[13] Terry Eagleton, “Kapitalizmin En Güzel Oyunu: Goller, Gölgeler ve Gösteri”, 1 Haziran 2025… https://2yaka.org/kapitalizmin-en-guzel-oyunu-goller-golgeler-ve-gosteri/
