ANASAYFAKÜRDİSTANBalîsan ve Şêx Wesanan: Halepçe’den bir yıl önce kimyasal silahlarla vurulan Kürt...

Balîsan ve Şêx Wesanan: Halepçe’den bir yıl önce kimyasal silahlarla vurulan Kürt köyleri

16 Nisan 1987’de Baas rejimi, Erbil’in kuzeydoğusundaki Balîsan Vadisi’nde kimyasal silah kullandı. Şêx Wesanan’da 198, Balîsan’da 65 kişi katledildi. Halepçe’den yaklaşık bir yıl önce gerçekleşti. Araştırmacılar bu saldırıyı kimyasal silahların “saha denemesi” olarak değerlendiriyor.

Balîsan Şêx Wesanan katliamı: 16 Nisan 1987 sabahı Erbil’in kuzeydoğusundaki Balîsan Vadisi’nde gökyüzünde beliren savaş uçakları, o güne dek bölgede görülmemiş bir felaketi beraberinde getirdi. Baas rejimine bağlı uçakların bıraktığı bombalar havaya yaydığı keskin elma kokusuyla birlikte ölümü saçtı. Kimyasal silahlarla gerçekleştirilen bu saldırı, yalnızca iki köyü değil, Kürt halkının kolektif hafızasını da paramparça etti. Halepçe katliamından yaklaşık bir yıl önce yaşanan Balîsan ve Şêx Wesanan katliamı, Saddam Hüseyin rejiminin sivil Kürt nüfusuna karşı kimyasal silah kullanma stratejisinin ilk büyük ve karanlık örneği olarak tarihe geçti.

Bugün, katliamın 39. yıldönümünde, bu dosya haber Balîsan ve Şêx Wesanan’da yaşananları yalnızca bir anma metni olarak değil; tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla ele alan bir hafıza çalışması olarak okumayı amaçlıyor. Çünkü bu katliam, Halepçe’nin gölgesinde kalmış olsa da, en az onun kadar derin bir yara açmıştır.

Kimyasal saldırının sabahı: Elma kokusu ve ölüm

Balîsan Vadisi, Erbil’in kuzeydoğusunda, Şaqlawa’ya yakın kırsal bir bölgedir. Şêx Wesanan ise bu vadideki yerleşimlerden sadece biridir. 16 Nisan 1987 sabahı bölge sakinleri için sıradan bir bahar günü olarak başladı. Ancak Baas rejimine bağlı savaş uçaklarının alçak uçuşa geçmesiyle her şey değişti.

Köylüler ilk anda bunun olağan bir bombardıman olduğunu düşündü. Ne var ki bombaların patlamasıyla birlikte havaya yayılan yoğun ve keskin koku, işin farklı olduğunu ele veriyordu. Hayatta kalanların anlatımlarına göre bu koku, taze kesilmiş elmayı andırıyordu. Rudaw’ın yıllar sonra tanıklarla yaptığı söyleşilerde, bu kokunun sinir gazı kullanımına işaret ettiği defalarca dile getirildi.

Saldırının etkisi dakikalar içinde görüldü. İnsanlar nefes almakta zorlanmaya başladı. Önce çocuklar ve yaşlılar yere yığıldı. Ardından yetişkinler de gözlerini açamaz hale geldi. Köylerde panik hakimdi. Kaçmaya çalışanlar birkaç adım attıktan sonra yere düşüyor, nefes alamadıkları için kıvranıyordu. O sabah Balîsan Vadisi’nde ölüm sessizce ama acımasızca kol gezdi.

Kurdistan24’ün katliamın yıldönümlerinde yaptığı haberlerde yer alan rakamlara göre, yalnızca Şêx Wesanan köyünde 198 kişi, Balîsan ve çevresinde ise 65 kişi hayatını kaybetti. Bu rakamlar, saldırının rastgele bir askeri müdahale değil, bölgesel ölçekte planlanmış sistematik bir katliam olduğunu ortaya koyuyor.

Halepçe’den önce gelen “deneme sahası”

Katliamın tarihsel önemini artıran en kritik boyutlardan biri, bunun Halepçe’den yaklaşık bir yıl önce gerçekleşmiş olmasıdır. 16 Mart 1988’de Halepçe’de 5 binin üzerinde Kürt sivil kimyasal silahlarla katledildi. Oysa Balîsan ve Şêx Wesanan, Halepçe’nin bir provası gibiydi.

Birçok araştırmacı ve yerel tanıklık, Balîsan saldırısının daha sonra Halepçe’de kullanılacak kimyasal silahların bir tür “saha denemesi” olduğu görüşünü öne çıkarıyor. Rudaw’ın konuya ilişkin dosyasında da bu ihtimal özellikle vurgulanır. Hayatta kalanların ifadeleri, kullanılan kimyasalların yalnızca hardal gazıyla sınırlı olmadığını, sinir sistemini hedef alan farklı bileşenlerin de kullanıldığını düşündürüyor.

Bu durum şunu gösteriyor: Baas rejimi, Halepçe’deki büyük katliamdan en az bir yıl önce kimyasal silahların sivil halk üzerindeki etkilerini fiilen test etmişti. Balîsan, bu anlamıyla yalnızca bir katliam değil, aynı zamanda bir kimyasal savaş laboratuvarıydı.

Enfal soykırımının erken evresi

Balîsan ve Şêx Wesanan katliamını tek başına ele almak, onun asıl bağlamını görmeyi zorlaştırır. Bu saldırı, 1986-1989 yılları arasında Baas rejimi tarafından yürütülen Enfal Soykırımı’nın bir parçasıydı. Enfal operasyonları, yalnızca silahlı Kürt grupları hedef almakla kalmadı; aynı zamanda kırsal Kürt yerleşimlerini boşaltma, zorla göç ettirme, toplu infaz ve kimyasal saldırı yöntemlerini bir arada kullandı.

Rejimin amacı açıktı: Yalnızca askeri direnişi bastırmak değil, Kürt nüfusun yaşadığı alanları demografik, toplumsal ve siyasal olarak çökertmek. Kimyasal silahlar bu stratejinin en etkili ve en vahşi aracıydı. Çünkü kimyasal saldırılar, hedef alınan bölgelerde yalnızca anlık bir ölüm değil, uzun vadeli bir yıkım yaratıyordu. Toprak kullanılamaz hale geliyor, hayvanlar telef oluyor, insanlar kuşaklar boyunca sürecek sağlık sorunlarıyla yaşamak zorunda kalıyordu.

Bu bağlamda Balîsan ve Şêx Wesanan, Enfal’in erken evresinde atılmış büyük bir adımdır. Bu saldırılar, rejimin Kürt bölgelerinde kimyasal silah kullanımını bir devlet stratejisi haline getirdiğini ortaya koymaktadır.

Tanıkların anlatımıyla katliam: Kuşaklar boyu süren travma

Balîsan katliamının etkisi yalnızca ölü sayısıyla sınırlı değildir. Hayatta kalanlar, onlarca yıl sonra dahi fiziksel ve psikolojik etkileri taşımaya devam etmektedir. Rudaw’ın ve Kurdistan24’ün yıllar içinde derlediği tanıklıklar, bu travmanın boyutlarını gözler önüne sermektedir.

Aktarılan ifadelere göre, saldırıdan sağ kurtulanların büyük bölümünde uzun süreli solunum yolu rahatsızlıkları, cilt hastalıkları ve görme problemleri gelişti. Bazı ailelerde ikinci kuşakta dahi doğumsal anomaliler ve kronik sağlık sorunları rapor edildi. Bu yönüyle saldırı, anlık bir katliamdan çok, kuşaklar boyunca süren bir toplumsal travma yarattı.

Bir tanıklıkta şu ifadeler yer alıyor: “O gün ölenler belki toprağa verildi ama ölmeyenler de aslında öldü. Her nefes alışımızda o koku hâlâ burnumuzda. Çocuklarımız hasta doğuyor, torunlarımız. Bunun adı ne? Bunun adı soykırım değilse nedir?”

Bir diğer tanık ise şunları söylüyor: “Kaçmaya çalıştık ama nereye? Kimyasal rüzgarla birlikte geliyor. O gün yerde yatanları topladık. Bazılarının yüzü tanınmıyordu. Mezar kazacak gücümüz yoktu. Toplu mezarlara gömdük. Bugün hâlâ o mezarların yeri biliniyor ama kimse gelip kazmıyor.”

Bu anlatımlar, katliamın yalnızca bir ölüm olayı olmadığını, aynı zamanda bir hafıza ve adalet yarası olduğunu göstermektedir.

Uluslararası sessizlik ve çifte standart

Dosyanın belki de en çok sorgulanması gereken boyutlarından biri, uluslararası toplumun bu katliama karşı takındığı tavırdır. 1987’de yaşanan bu kimyasal saldırı, küresel ölçekte Halepçe kadar görünür olmadı. Bu durum, Kürt kamuoyunda uzun yıllardır eleştirilen bir meseledir.

O dönemde Batılı devletlerin Saddam rejimiyle ilişkileri, İran-Irak Savaşı’nın dengeleri ve jeopolitik öncelikler, Kürt bölgelerinde yaşanan kimyasal katliamların uluslararası gündemde yeterince yer bulmamasına yol açtı. Batı, İran’a karşı Saddam’ı desteklerken, onun Kürt sivillere yönelik kimyasal saldırılarını görmezden gelmeyi tercih etti.

Bu durum şunu gösteriyor: Uluslararası hukuk ve insan hakları söylemi, büyük güçlerin jeopolitik çıkarlarıyla çeliştiğinde etkisiz kalmaktadır. Balîsan ve Şêx Wesanan, bu çifte standardın en somut örneklerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Bugün dahi Balîsan ve Şêx Wesanan, dünya hafızasında Halepçe kadar bilinen isimler değildir. Oysa tarihsel açıdan bu saldırılar, kimyasal savaş suçlarının erken ve açık örnekleri arasında yer almaktadır.

Adalet ve hafıza siyaseti: Her 16 Nisan’da yeniden hatırlamak

Her yıl 16 Nisan’da Kürdistan Bölgesi’nde katliam kurbanları için anma törenleri düzenlenmektedir. Bu anmalar yalnızca sembolik birer ritüel değildir. Aynı zamanda uluslararası düzeyde soykırım ve savaş suçu tanınması için sürdürülen siyasi mücadelenin bir parçasıdır.

Anma törenlerinde okunan isimler, yakılan mumlar ve bırakılan çiçekler, bir halkın yok sayılmaya çalışılan acısını görünür kılma çabasıdır. Ancak bu çaba, adalet talebini de beraberinde getirmektedir. Katliamdan sağ kurtulanlar ve onların yakınları, faillerin yargılanmasını ve yaşananların uluslararası hukuk önünde soykırım olarak tanınmasını talep etmektedir.

Bugüne kadar ne Balîsan ne de Şêx Wesanan katliamı, uluslararası bir mahkeme tarafından bağımsız olarak soruşturulmuştur. Oysa bu saldırılar, Cenevre Sözleşmeleri’nin ve Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’nin açık ihlalidir. Balîsan ve Şêx Wesanan’ın hafızası, Kürt halkının kolektif tarihinde inkâr, sessizlik ve adalet arayışının kesiştiği yerde durmaktadır.

Sonuç: Halepçe’nin gölgesinde kalmış bir büyük suç

Balîsan ve Şêx Wesanan katliamı, Kürt tarihinin en ağır kırılma noktalarından biridir. Halepçe kadar görünür olmasa da tarihsel etkisi en az onun kadar derindir. Bu saldırı, Baas rejiminin Kürt halkını hedef alan kimyasal savaş politikasının ilk büyük laboratuvarlarından biri olarak hafızaya kazınmıştır.

39 yıl önce o vadide düşen her bir can, yalnızca birer ölü değil, aynı zamanda birer tanıktır. Onların sessizliği, bugün hayatta olanlara şu soruyu sormaktadır: Bu katliamın adı konacak mı? Failleri yargılanacak mı? Yoksa Balîsan ve Şêx Wesanan, Halepçe’nin gölgesinde unutulmaya mahkûm mu edilecek?

Bugün mesele yalnızca geçmişi anmak değildir. Mesele, bu katliamı tarihsel, hukuki ve siyasal olarak görünür kılmaktır. Çünkü Balîsan ve Şêx Wesanan, Kürt halkının yalnızca yasının değil, aynı zamanda adalet talebinin de adıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL