Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 Aralık’ta Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde gösterilen bir animasyon filmindeki bazı ifadeler nedeniyle sinemacı Rojhilat Aksoy hakkında dava açtı. Aksoy’un suçlaması, bu film için gösterim izni almak amacıyla başvuruda bulunmuş olması. Savcılık, dilekçesindeki imzası nedeniyle Aksoy’un “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve yargı organlarını alenen aşağılama” suçlarından cezalandırılmasını talep etti.
İddianamede, 1915 Ermeni soykırımını konu alan filmdeki repliklerden alıntılar yapılarak, bu ifadelerin soykırım olarak değerlendirilmesi ve dönemin isyanlarının “özgürlük savaşçılarının haklı mücadelesi” olarak nitelendirilmesi eleştirildiği belirtildi. Ayrıca, bölgede yaşayan Ermenilerin isimlerinin ve dinlerinin zorla değiştirildiği yönündeki iddialar da dile getirildi. Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, filmde geçen Osmanlı ordusuna alınan Ermeni erkeklerinin geri dönmediği vurgusunun da gerçeğe aykırı olduğu ifade edildi. Diğer bir sahnedeki cenaze ve çocukların annelerinden alınması gibi anlatımların da askerlere atfedilerek yanlış bir şekilde tasvir edildiği öne sürülüyor. İddianamede verilen bilgilerde, “Olmayan bir olayı anlatma” iddiası da yer alıyor.
“Inna Sahakyan” adlı Ermeni yönetmenin eseri “Aurora’nın Doğuşu”, 2022 yılında animasyon-belgesel türünde yapılmış bir yapımdır. Sahakyan, baş karakter olan Aurora Mardiganyan’ın 1915’te yaşadığı zorunlu göç sürecini ve kayıplarını farklı tekniklerle aktarmaktadır. Animasyon sahneleri ve arşiv görüntüleriyle, Aurora’nın çocukluğu ve zorunlu göç süreci gözler önüne serilirken, Mardiganyan’ın kendisinin de 1980’lerde aktardığı anıları yer alıyor.
Aurora’nın hikayesi daha önce de sinemaya aktarılmıştı; 1919’da Hollywood’da yapılan, günümüzde çoğu kayıp olan “Auction of Souls” filminde yaşamını canlandırmıştı. “Aurora’nın Doğuşu”, bu tarihi öyküyü yeniden inşa ederken kayıp filmin parçalarını da izleyiciyle buluşturuyor. Sahakyan’ın eseri, uluslararası festivallerde gösterildi ve Ermenistan tarafından 2023 Oscar Ödülleri için en iyi uluslararası film adayı olarak sunuldu.
Film, 1915’te Osmanlı yönetimindeki İttihat ve Terakki Partisi’nin Ermenileri sürgün ettikleri süreci “Ermeni soykırımı” olarak tanımladığı için tartışmalara yol açıyor. Türkiye’de “soykırım inkarı” politikası nedeniyle, bu yapım yalnızca sanatsal değil, aynı zamanda politik bir tartışmaya da dönüşmüş durumda. Diyarbakır’daki dava, bu anlatının Türkiye Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında “Türk milletini aşağılama” olarak değerlendirileceği meselesini gündeme getiriyor.
Rojhilat Aksoy’a yönelik TCK 301 ihlali davası, ifade özgürlüğü kısıtlamalarının yeni bir boyut kazanması açısından dikkat çekiyor. Daha önce benzer davalarda genellikle yazarlar veya akademisyenler hedef alınırken, bu davanın bir kültürel etkinlik organizatörüne açılması özel bir durum. Aksoy, filmin yapımcısı veya senaristi değil; sadece gösterim başvurusu için adı geçmektedir. Aksoy, film ile ilgili suçlamaları kabul etmediğini ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunarak mahkemeye başvurdu. Davanın ikinci duruşması, 6 Nisan’da Diyarbakır 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
