ANASAYFAKÜLTÜR SANATŞiir, Şiir... Israrla ve Yine, Yeniden Şiir...

Şiir, Şiir… Israrla ve Yine, Yeniden Şiir…

Temel Demirer, şiiri yalnızca estetik bir alan olarak değil, insanlığın eşitsizlik, savaş ve baskıyla hesaplaşmasının en güçlü dili olarak ele alıyor.

ŞİİR, ŞİİR… ISRARLA VE YİNE, YENİDEN ŞİİR…

TEMEL DEMİRER

“Şiir alışkanlıklara karşı

bir yaylım ateştir.”[1]

“Bazılarının sandığı gibi mısralar duyguların değil, deneyimlerin sonucudur. Tek bir mısra yazmak için birçok şehri, insanı ve nesneyi görmüş olmak, hayvanları tanımak, kuşların nasıl uçtuğunu duymak ve sabahları çiçeklerin açılırken nasıl titrediğini öğrenmek gerekir,”[2] diyen Rainer Maria Rilke[3] sonuna kadar haklıdır. Novalis’in, “Her sanat şiire dayanır, hatta şiir bile”; Gustav Flaubert’in, “Yaşamın hiçbir zerresi yoktur ki içinde şiir bulunmasın,” ifadesindeki üzere.

Arthur Rimbaud’nun, “Şairlerin kralı ve gerçek bir tanrıydı” diye söz ettiği Charles Baudelaire’e göre “Şiir, kötülükten çiçekler yaratma sanatıdır”![4]

Aslını sorarsanız, şiir gerçekle hesaplaşmadır. Bu hesabı kapatmaya hiç kimsenin şiir kadar gücü yetmez ve şiir tüm çağlarda bunun için var olmuştur. Yani o bir “yaşama meselesi”, yaşamın içeriğini yansıtma ve dünyayı anla(t)ma gayretidir.

Ancak, “Şiir işlevini yitirdi mi?” sorusunun telaffuz edilir olduğu bir ortamda -ne yazık ki- şiir de, şairler de giderek azalıyor. Şiir ve şairden uzaklaşıyoruz. İleride ne olacağı da merak konusu…

Evet, şiir hâli düne göre bugün daha olumsuz bir tablo sergiliyorken; hayata dokun(a)mayan şiir, toplumun derdinden çok uzakta sanki.

“Evet, şiir çıkmazda. Çünkü insan çıkmazdadır. Ama bütün sorun bu çıkmazın bilincine varmakta. Şiirin çıkmazda olmadığını düşünenlerden yana değiliz. Çünkü bu çıkmaz; bilince, bilgiye uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkândır.”[5]

Bunu değerlendirmelidir. Çünkü şiir bireysel bir eylemdir, doğru. Ama sosyal eşitsizliklerden beslenir ve bu yönüyle de sınıfsal ilişkilerdeki uçurumları içine alır, yani oralardan beslenir. Tutkuyla itiraza, başkaldırıya bağlanmıştır.“Şiir ve aşk; bunların ikisi de gayr-ı meşrudur. Meşru duruma gelirse ikisi de biter.”[6] 

Çünkü “Şiir yalnızca var olarak dahi ütopyacı bir işlevi yerine getirir; emeğe, baskıya ve sorumluluklara daha az esir olacak bir hayat formunun varlığını teyit eder.”[7]

“Şiir bilgidir, kurtuluştur, güç ve terk ediştir. Dünyayı değiştirebilecek güçte bir eylemdir şiir. Doğası gereği devrimcidir. Ruhun eğitilmesi ve içsel özgürlüğün yoludur. Şiir bu dünyaya anlam kazandırır, onu yüceltir; bir başkasını yaratır. Şiir ayırır, birleştirir. Yolculuğa davet, yuvaya geri dönüştür.”[8]

Bireyselden toplumsala kavgası, meselesi olandır şiir, elbette bireyi yok etmeden.

O, toplumsal kavganın bir parçasıdır. Etkendir. Kavgası olmayan şair olabilir mi?

Yok ise, her şiir kendi şairinin kavgasının aracı değil midir?

Unutulmasın, kavgası olmayan insan(lık) yoktur. Yel değirmenlerine saldıran Don Kişot gibi.

O hâlde şairin Aslı için dağları delen Ferhat olduğu bir an dahi “es” geçilmemelidir.

* * * * *

Anna Ahmatova’nın, “Tıpkı senin gibi ben de katlanıyorum karanlığı bitmeyen ayrılığa.// Söz ver yeniden geleceğine bir düşte.// Ah, yıldızlarla gece yarısı bana bir selam gönderebilsen…” ya da Furuğ Ferruhzad’ın, “göğüs kafesimde bir kalbim/ kalbimde bin hevesim,” duyarlılığıyla…

Sonra da “Elimizde kardeşler, hür olmak elimizde…/ Bir bahar özlüyoruz, güllü çiçekli./ Mutlu günler bekliyoruz, güzel yarınlar,” umutlarıyla Paul Éluard’ın…

En önemlisi de Tasos Lividatis, “İnsan demelerini istiyorsan sana,/ Vazgeçmeyeceksin bir an olsun barış ve hak için çalışmaktan./ Sokağa çıkacaksın, haykıracaksın, sesler dudaklarını kanatacak/ Yüzünü kanatacak kurşunlar – geri çekilmeyeceksin bir adım bile.// İnsan demelerini istiyorsan./ İnsan demelerini istiyorsan/ Belki ölmen gerekecek/ Yaşayabilsin diye başkaları,” dizelerindeki vazgeçmeyen ısrarla!

Sonra bir de, “Her kelime bir geçittir bir buluşmaya/ çoğu zaman vazgeçilen/ işte o vakit doğrudur o kelime/ buluşmakta direttiğinde,” diyeceksin Yannis Ritsos gibi, aşka ve hayata inançla…

Ayrıca Konstantinos Kavafis gibi, aşka ve hayata dokunan herkes gibi, bileceksin ki “Yeni bir ülke bulamazsın/ Başka bir deniz bulamazsın/ Bu şehir arkandan gelecektir”…

* * * * *

İnsan(lık)dır şiirin sözünü ettiği: “İnsan ada değildir,/ Bütün de değildir tek başına,/ Kıtanın bir parçası,/ Okyanusun bir damlasıdır./ Bir kum tanesini bile alıp götürse deniz,/ Avrupa küçülür,/ Sanki kaybolan bir burunmuş,/ dostlarının ya da senin bir yurdunmuş gibi./ Her insanın ölümüyle eksilirim ben,/ çünkü bir parçasıyım insanlığın./ İşte bu yüzden hiç sorma çanların kimin için çaldığını,/ çanlar senin için çalıyor,” John Done’un dizelerindeki üzere…

Ve itiraz ediyor insanı insan(lık)dan çıkar(t)an zulme Rafael Alberti: “Onlar ne biliyorlar senin hakkında?/ Onlar seni tanımıyorlar,/ Ya da çok az tanıyorlar./ Her gün sana söyleyip duruyorlar/ Vatanın yalnız kendileri olduğunu/ İçine çektiğin havanın bile/ Kendileri olduğunu./ Ama ne biliyorlar senin hakkında?/ Umutsuzluğa düşüyor, acı çekiyor,/ Uykusuz kalıyorsun,” diye.

Sonra da haykırıyor Bob Dylan, “Demokrasi dünyayı yönetmiyor,/ Bunu iyice kafana soksan iyi olur;/ Bu dünya şiddet tarafından yönetiliyor./ Ama sanırım bunu söylememek daha iyi.”

Sadece demokrasinin hayalete dönüştüğü bir dünya değil, yıkımın/ savaşın vahşetidir sözü edilen Bertolt Brecht’in dizelerinde dile geldiği üzere:

“Vatan millet hep palavra/ Savaşlar da bahane/ Bu düzende tek kural var/ Artmalı hep sermaye.

Kapıların arkasında/ Bölüşürler pazarı/ Çıkarları çatışınca/ Başlatırlar savaşı…

İtişirler didişirler/ Sürdürürler kavgayı/ En sonunda birleşirler/ Yerler yoksul hakkını.”

Hem de “aynı gemideyiz, eşitiz!” yalanlarıyla…

* * * * *

“Hayır” der -1974’de Şah Rıza Pehlevi diktasının idam ettiği İranlı şair- Khosro Golsorkhi ekler:

“Karanlık tahtaya yazılmış mahzun beyaz bir yazı;/ Bir eşittir bir diyor!/ Birden bir öğrenci parmak kaldırır;/ Hep biri çıkmalı itiraz eden,/ Tek tek kelimeleri sıralıyor;/ Eşitlik büyük bir yalandır diyor!/ Öğretmen gence şaşkınca bakar,/ Genç dönüp sessizce sorar;/ ‘Bir insan şayet bir sayı olsaydı,/ Yine de bir bire eşit mi olurdu hocam?’/ Zor bir soru herkes donup kalır,/ Öğretmen sinirli sinirli düşünür,/ Sonra evet deyip kesip atar!/ Öğrenci gülümser itiraz eder,/ Birer sayı olsaydı insanlar der;/ Parası ve gücü olan daha fazla olur,/ İyi ve yürekli olan daha az!/ Birer sayı olsaydı insan,/ Üstün olurdu teni beyaz olan,/ Düşük kalırdı zenci adam!// Bir insan bir insana eşit olsaydı,/ Kimin sırtı yük altında bükülür?/ Bir insan bir insana eşit olsaydı,/ Kim çürürdü hapiste o zaman?/ Kim işkence altında ölürdü hocam?/ Öğretmenin sesi yavaşça duyulur;/ Açın notlarınızı gençler diyor,/ Yazın oraya büyük harflerle;/ -Bir eşit değildir bire!’…”

Bir bire eşit değildir, ama olacak ise eğer Samih El Kasım dizelerindeki üzere mümkündür:

“Haykıracağım dünyanın suratına/ özgür insanlar adına savaşı./ Doysun varsın utancın ekmeğiyle/ alçak domuzlar,/ güneşin düşmanları./ Soluğum kesilene kadar/ kalacak soluğum./ Ekmek olacak,/ silâh olacak,/ savaşan ellerde/ soluğum”…

Ya da Olga Berggolts’ın mısralarındaki kararlığıyla Leningrad’ın:

“Leningrad burada yatıyor/ İşte şehir sakinleri – erkekler kadınlar ve çocuklar/ Ve onların yanında Kızıl Ordu askerleri./ Seni savundular Leningrad/ Devrimin beşiği/ Tüm hayatları pahasına./ Asil isimlerini burada listeleyemeyiz/ Granitin sonsuz koruması altında bunlardan çok fazla var/ Ama bu taşlara saygı duyanlar şunu bilin:/ Hiç kimse unutulmuyor, hiçbir şey unutulmuyor.”

* * * * *

Hasıl-ı kelâm: “Her şey şiirdir, uğultusu rüzgârın/ Bir ırmağa usulcacık yağan kar/ Her gece okunan bir dua çocuklukta/ Gökyüzünde bölük bölük turnalar// Her şey şiirdir, sevinç ve kader/ Dünyada olmak duygusu…// Her şey şiirdir, çağrısı aşkın/ Bahar toprağından yükselen tütsü/ Umut ve acı, başlayan ve biten,/ Yağmurun ve akıp giden hayatın türküsü,” dizeleri Ataol Behramoğlu’nun, özetidir her şeyin.

25 Mart 2026 10:29:29, Muğla.

N O T L A R

[1] Cemal Süreya, Folklor Şiire Düşman, Can Yay., 1992, s.27.

[2] Rainer Maria Rilke, “Şiir Nasıl Doğar?”, çev: Suut Kemal Yetkin… https://www.mehmeteminturkyilmaz.com.tr/i/1664/siir-nasil-dogar?-/-rainer-maria-rilke/

[3] Gültekin Emre, “Rainer Maria Rilke (4 Aralık 1875/ 29 Aralık 1926), Cumhuriyet Kitap, No: 1767, 28 Aralık 2023, s.8-9.

[4] Ferda Fidan, “… ‘Kötülük Çiçekleri’ ve Kederli Simyacı: Charles Baudelaire!”, Cumhuriyet Kitap, No:1750, 31 Ağustos 2023, s.6.

[5] Turgut Uyar, “Çıkmazın Güzelliği”, Arz-ı Hâl ve Sonrası, Can Yay., 1999.

[6] Cemal Süreya, Güvercin Curnatası, YKY, 2012.

[7] Terry Eagleton, Şiir Nasıl Okunur, çev: Kaya Genç, Agora Kitaplığı, 2011.

[8] Octavio Paz, Şiir ve Şiirsel Eylem, 23 Ekim 2019… https://www.izdiham.com/octavio-paz-siir-ve-siirsel-eylem/

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL