Ana SayfaNIVÎSKARÊN“Sen, Ben, Lenin”

“Sen, Ben, Lenin”

"Kasabaya yeni atanan İdil Öğretmen, 'Bir yandan ticarete döküldü iş, bir yandan heykel türbeye döndü. Lenin kasabayı değiştirecek derken, kasaba Lenin’i değiştirdi.”'

Bülent Tekin / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Harun Akın, Behiye Alkan’ın ilginç yazısı dikkatimi çekti. Sosyalist Sistem’in yıkılması sonrasında sosyalizm özlemi esen bir dünya oluşacak mı? Sosyalizm ve insan ikilemi nasıl bir davadır ki vahşi kapitalizm onu baş düşman ilan etmiştir. Oysa biraz geriye bakarsak sosyalist sistem için kısaca şu açıklamayı (özeti) yapabiliriz: Sosyalist Sistem’in, Marksist teoriye göre devletin oluşumunu sağlayacak üç aşamada gelişimini gerçekleştireceği ileri sürülmüştür. İlk aşamada proletaryanın siyasal iktidara sahip olarak örgütlenmesini tamamladığı yapıyı kapsamaktadır. Bu aşamaya işçi devleti aşaması da denilmektedir. Buna göre, Sovyet Anayasası’nın birinci maddesinde “SSCB, işçi ve köylülerin sosyalist devletidir” şeklindeki tanımlanarak yasallaşmıştı(r). Böylece devlet, sosyalist dönüşümü sağlamanın ön koşulu olan toplumsal mülkiyeti gerçekleştirmek için üretim araçlarının devletleştirilmesi ve özel mülkiyetin kaldırılmasını sağlama yönünde işlev görecektir. Bunun yanında, “herkese emeğine göre iş” şeklinde ifade edilen bölüşüm yöntemi devam edecektir. Böylece ilk aşama hem sosyalist hem de kapitalist unsurlara sahip bir görünüm arz edecektir. İkinci aşama sınıfsız toplumun ilk evresi olarak ifade edilen sosyalizm aşamasıdır. Bu aşamada sosyalizm, sınıfların ve meta üretiminin ortadan kalktığı, emeğin toplumsallaştığı, planlanmış üretimin piyasanın etkilerinden tamamen kurtularak toplumsal ihtiyaçların karşılandığı süreci içermektedir. Bu aşamada da “herkese emeğine göre” ilkesi geçerlidir. Sosyalizm ilk iki aşamayı gerçekleştirirken devlet müdahalesine dayanmak mecburiyetindedir. Sınıfsız toplumun üst aşaması olan komünizmde devlet tümüyle ortadan kalkmış ve “ Herkesin kapasitesine göre” ve “herkese ihtiyacı kadar” ilkesi yürürlüktedir. Dolayısıyla bu bölüşüm ilkesinde hiçbir hukuk kurumuna gerek kalmayacağı varsayılmıştır. Buna göre planlama, doğrudan ihtiyaç önceliklerinin belirlendiği bilinçli kararlara dayalı bir kaynak dağılımını ifade etmektedir. (1) Bu yazdıklarım bir nostalji midir, bilmem ama bu noktada (günümüzde) başta SYKP olmak üzere, KKP ve Türkiye sosyalistleriyle ittifak kurabilmiş HDP’yi anmadan geçemeyeceğim. Kapitalist düzenin uzun süre bu şekilde yaşayacağını düşünmek, sosyalizmin bir gün mutlaka inşa edileceğini unutturmamalıdır. Bu açıklamadan sonra yazımın başlangıcındaki konuya geçebiliriz:

Sen, Ben, Lenin”, Tufan Taştan’ın ilk uzun metrajlı filmidir. Tufan Taştan, filmin senaryosunu, yazar ve senarist Barış Bıçakçı ile birlikte yazdı. Film, yaşanmış bir olayın kurgulanmasına dayanıyor. Rus devrimci Vladimir Lenin’in bir heykeli, Stalinist bürokrasinin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtmasının ardından denize atılmış ve iki yıl sonra Batı Karadeniz’deki Düzce’ye bağlı Akçakoca ilçesinde sahile vurmuştu.

2009 yılında Akçakoca Belediyesi, ilçede turizmi canlandırmak için Lenin heykelini kent meydanına dikmeyi ya da müzede sergilemeyi tartıştı ama bu tasarı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Bunun yerine, ahşap heykel-ne yazık ki-belediyenin bir deposunda çürümeye terk edildi.

Akçakoca’da kıyıya vuran Lenin heykelinin hikâyesi daha önce Ahmet Murat Öğüt, Aylin Kuryel, Begüm Özden Fırat, Emre Yeksan’ın yönetmenliğini üstlendiği “Hoşgeldin Lenin” adlı kısa belgesele de konu olmuştu. Bu kısa belgesel, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yapım desteği ile heykelin yolculuğunu mizahi bir tonla ele alıyordu.

“Sen, Ben, Lenin” filminde ise Karadeniz’de bir kasabanın kıyısına vuran Lenin heykelinin kent meydanına dikilişinin ardından, Türkiye ve Rusya başbakanlarının katılımıyla gerçekleşecek açılış töreninden hemen önce çalınmasının ve Ankara’dan görevlendirilen iki polisin kasabada kayıp Lenin heykelinin peşine düşmesinin hikâyesini konu alıyor.

Filmin yönetmeni Tufan Taştan “Bağımsız Sinema” ile yaptığı bir röportajda filmin ortaya çıkışını şöyle anlatıyor: “Bir gün Barış’ı [Bıçakçı] arayıp ‘2000’li yıllarda Akçakoca’ya vuran Lenin heykeli gerçekten Karadeniz’in muhafazakâr bir kasabasına dikilseydi ne olurdu?’ diye sordum. Barış da ‘film olurdu’ dedi.”

(…)

Film, tek bir mekânda geçmesine karşın düşmeyen temposuyla ve kasaba halkının komik ve trajik halleriyle izleyenleri ekrana bağlamayı başarıyor. Film, Lenin heykelinin çalınması üzerinden son kırk yılda sayısız örneği olan bir olguyu; devletin solcu ve Kürt muhalifleri kaçırma ve kaybetme suçlarını ele alıyor. NATO destekli 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yaygınlaşan bu canice uygulama, özellikle 1990’ların başlarında doruk noktasına ulaşmıştı.

Filmin ana karakterlerinden Gül Ana’nın (Nur Sürer) solcu kocası 1990’ların başında polis tarafından gözaltına alınmış ve Karadeniz’de kaybedilmiştir. Denizde ortadan kaybetme, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecindeki ilk büyük devlet cinayetini akla getirmektedir. 1920’de Komünist Enternasyonal’in Türkiye şubesi olarak kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) lideri Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı, Ocak 1921’de, Kemalist Ankara hükümetiyle bağlantılı unsurlar tarafından bir tekneye bindirilmiş ve Karadeniz’de katledilmişlerdi.

“Sen, Ben, Lenin” filmi kasabada olaya karışan kişilerin sorgulanma sahneleri ile ilerliyor. Soruşturma sonucunda, heykelin Lenin düşmanları tarafından değil, turizmi canlandırmak için bir meta olarak kullanılma girişiminden duydukları rahatsızlıkla hareket eden bir grup idealist solcu tarafından çalındığı ortaya çıkar. Bunun üzerine polis, sahil kasabasındaki bilinen solcuları tekrardan sorgulamaya başlar.

Heykeli fotoğraflayan Fikret (Serdar Orçin) karakteri “Başlangıçta hoşuma gitmişti heykelin dikilmesi. İnsanlar Lenin’i merak edecek, Sovyetler Birliği tecrübesini öğrenecekler, diye sevinmiştim. Ama sonra olaylar çığırından çıktı. Akla hayale gelmeyecek şeyler yaşandı” der.

Kasabaya yeni atanan İdil Öğretmen ise “Bir yandan ticarete döküldü iş, bir yandan heykel türbeye döndü. Lenin kasabayı değiştirecek derken, kasaba Lenin’i değiştirdi” diyerek heykelin bulunmasının ardından kasabada yaşananları özetler.

Film boyunca Lenin heykelini çaldığı şüphesiyle görüşülen karakterler, bir anlamda ülkedeki mevcut siyasi ve sınıfsal yapıyı yansıtmaktadır.

(…)

“Sen, Ben, Lenin” Türkiye’de özellikle son yıllarda dram kara komedi türünde çekilen iyi filmlerden biri olarak kabul edilebilir. (2)

(1) “Sosyalist Ekonomik Sistemden Piyasa Ekonomisine Geçişin Nedenleri”, Dr. Abdurrahman Işık, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/203418

(2) “Harun Akın, Emine Balkan” makalesi, https://wsws.org/tr/articles/2022/07/16/oqek-j16.html

Siyasi Haber

- Advertisment -

Recent Comments