Rojnameya Newroz- 22 Nisan 1898… Tarihler bu günü gösterdiğinde, Mısır’ın başkenti Kahire’nin sıcak sokaklarından birinde, “El Hilâl Matbaası”nın tezgahlarından dört sayfalık bir gazete çıkıyor. Adı “Kürdistan”. O anda belki kimse farkında değildi ama bu dört sayfalık gazete, sadece bir haber bülteni değildi. Bir halkın kendi sesiyle, kendi diliyle tarih sahnesine çıkışının ilk belgesiydi. Bugün, 128 yıl sonra, hâlâ aynı çizgide, hâlâ aynı umutla yürüyen Kürt gazeteciliğinin temel taşıdır o.
Peki bu iş nasıl başladı? Bu gazeteyi çıkaran kimdi? Neden Mısır? Neden Avrupa sokaklarında süründü bu gazete? Ve nasıl oldu da bu kısa ömürlü yayın, bir asrı aşkın bir süredir hafızalardan silinmedi? İşte tüm bu soruların peşine düştük ve Kürt gazeteciliğinin 128 yıllık çileli ama onurlu yolculuğunu yeniden kaleme aldık.
Mikdad Midhat Bedirhan: Bir Prensten Gazeteciye Dönüşen Asi Ruh
Hikayemizin başrol oyuncusu, tahmin edeceğiniz gibi sıradan bir gazeteci değil. O, Botan Emirliği’nin son hükümdarı Bedirhan Paşa’nın oğlu. Yani doğuştan bir prens. Ama kaderin cilvesine bakın ki, 1847’de Osmanlı’nın Botan’ı tasfiye etmesiyle ailesiyle birlikte sürgüne gönderiliyor. İşte bu sürgün, Mikdad Midhat’ın kaderini de çiziyor aslında.
İstanbul’da eğitim görüyor, Osmanlı bürokrasisinde görevler alıyor. Yani devletin tam göbeğinde. Peki ama bu adam neden rahat koltuğunu bırakıp, hakkında tutuklama kararı olan bir padişaha kafa tutacak bir gazete çıkarma girişimine kalkışıyor? Çünkü o, bir bürokrat olmaktan çok bir aydındı. Etrafına baktığında, kendi halkının geri kalmışlığını, eğitimsizliğini ve en önemlisi de sessizliğini görüyordu. Dr. Malmîsanij’in deyimiyle o, “Kürt aydınlanmasının öncü isimlerinden biri” olmayı seçti.
Onun için gazete çıkarmak, bir halkı uyandırmak için atılmış en cesur adımdı. Öyle ki, ilk sayıda niyetini açık ediyordu: “Kürd Milleti’ne olan sevgimden ötürü, bu gazetemde Kürtlere doğru yolu göstermeye çabalıyorum.” İşte bu cümle, onun ne için yanıp tutuştuğunun en net özetiydi. Mikdad Midhat, prensliği bırakıp bir davanın neferi olmayı seçti.

Kahire, Cenevre, Londra… Bir Gazetenin Coğrafyası: Sansürden Kaçışın Hikayesi
Şimdi aklınıza takılan ilk soru şu olabilir: Madem bu gazete Kürtler için, neden İstanbul’da değil de Mısır’da çıkıyor? Çok basit ama acı bir cevabı var: Çünkü İstanbul’da çıkmasına izin yoktu.
Kaynaklarımızda açıkça görüyoruz ki Mikdad Midhat, defalarca Dahiliye Nezareti’ne başvuruyor ama II. Abdülhamid’in istibdat yönetimi, Kürtçe ve Kürtler için bir gazetenin başkentte yayılmasını istemiyor. Çünkü biliyor ki bu gazete, kısa sürede bir muhalefet merkezine dönüşecek.
Peki neden Kahire? Çünkü o dönemde Mısır, resmen Osmanlı’ya bağlı olsa da fiilen İngiliz kontrolünde. Yani Abdülhamid’in sansür ve baskı mekanizması burada tam olarak işlemiyor. Burası, sultanın muhalifleri için bir tür sığınak haline gelmiş durumda. Ama bu kısa süreli bir çözüm oluyor.
Osmanlı’nın diplomatik baskıları Kahire’de de artınca, gazete bir başıbozuk gibi oradan oraya savrulmaya başlıyor. Kaynaklarda bu savruluşu adım adım takip edebiliyoruz:
1-5. sayılar: Kahire
6-19. sayılar: Cenevre (Jön Türklerin de merkezi)
20-23. sayılar: Londra
24-29. sayılar: Folkestone (Londra yakınları)
30-31. sayılar: Tekrar Cenevre
Yani bu gazete, her sayısıyla birlikte bir sürgün daha yaşıyor. Celile Celil’in dediği gibi, bu sürekli yer değiştirme, “Osmanlı yönetiminin gazetenin yayınını durdurmak için Avrupa devletlerine yaptığı diplomatik baskıların bir sonucu” dur. Düşünsenize, bir gazete çıkarıyorsunuz ama her sayınız bir önceki şehirden uzakta basılıyor. Bu nasıl bir çiledir?
Amaç Neydi? Sadece Haber Değil, Bir Toplum İnşa Etmek
Şimdi gelin bu gazetenin amacına bakalım. Mikdad Midhat, ilk sayıda o kadar net konuşuyor ki, bugünün gazetecilerine bile ders olacak cinsten. Ona göre bu gazete:
Dünyada neler olup bittiğini Kürtlere anlatacak.
Onları bilime, sanata, ticarete teşvik edecek.
Kürt dilini yazılı bir edebiyat dili haline getirecek.
Ve belki de en önemlisi, aşiretler arası kan davalarını bitirip birliği sağlayacak.
Yani bu gazete, bir haber bülteni olmanın çok ötesinde bir toplumu uyandırma, harekete geçirme projesi aslında. Düşünün, o dönemde Kürtlerin büyük çoğunluğu okuma yazma bilmiyor. Peki bu gazete kime hitap ediyor? İşte bu noktada çok akıllıca bir yol izleniyor: Gazete, medreselerde yüksek sesle okunuyor, aşiret liderlerine ulaştırılıyor, yani yazılı metin, sözlü kültürün bir parçası haline geliyor. Amaç, “okuyamayana okutmak”.
Gazetenin bir diğer devrimci yanı ise, Kürt edebiyatının temel taşlarını ilk kez basılı olarak yayımlaması. Ehmedê Xanî’nin “Mem û Zîn” i, Şerefxan-ı Bitlisî’nin “Şerefname” si, ilk kez bu gazetenin sayfalarında tefrika ediliyor. Yani sadece günlük haber değil, bir kültürün yeniden inşası var burada.
Henüz Ulus Devletler Doğarken: Kürdistan Gazetesi’nin Ortak Kürt Kimliği İnşası
O dönemi hayal edin. Osmanlı İmparatorluğu dağılma sürecinde. Balkanlar’da, Orta Doğu’da yeni devletler filizleniyor. Ulus devlet kavramı daha yeni yeni şekilleniyor. İşte böylesine bir kaosun ortasında, Kürtler için bu gazete, bir inşaanın ilk tuğlasıydı.
Hamit Bozarslan’ın da vurguladığı gibi, “Kürdistan gazetesi, Kürtlerin bir ‘millet’ olma yolundaki ilk entelektüel çabasıdır.” Gazete, coğrafyası, dili ve kaderi birbirine bağlı olan bu insanlara, “Siz birsiniz, sizin bir geçmişiniz, bir geleceğiniz var” diyordu. Aşiretlerin ötesinde, daha büyük bir aidiyetin, yani Kürtlüğün farkına varılmasını sağlıyordu. Okur mektuplarından birindeki şu cümle bunun en güzel kanıtı: “Hamdolsun Allah’a ki şimdi gazetemiz Kürdistan var ve Kürt milletine hizmet etmek için çalışıyor.”
Nasıl Bir Yayın Politikası? Temkinli Başlangıç, Sert Muhalefet
Gazetenin siyasi çizgisi baştan sona aynı kalmıyor. İlk başlarda, özellikle Mikdad Midhat yönetiminde, gazete daha çok eğitim, kültür ve dolaylı eleştirilerle yetiniyor. Ama işler değişiyor.
Mikdad Midhat’ın hastalanması ve ardından gelen ölümüyle birlikte, gazetenin başına kardeşi Abdurrahman Bedirhan geçiyor. İşte tam da bu noktada gazete, Cenevre’ye taşınıyor ve yayın politikası sertleşiyor. Artık sadece eğitimden bahsetmiyor; doğrudan II. Abdülhamid’in istibdadını hedef alıyor, Jön Türklerle işbirliği yapıyor. Hatta 9. sayıda yayınlanan “Sebat’ul Mulki Bi’l-E’dl” başlıklı yazıda, “Şu an Kürdistan istibdat yönetimi altındadır, sizi yönetenler Abdülhamit tarafından gönderilmiştir. Fakat Kürdistan’ın sahibi sizsiniz!” diye haykırıyordu. Bu sözler, o dönemin koşullarında açık bir isyan çağrısıydı.
Sadece Mikdad Midhat mı? İşte Diğer Önemli İsimler
Bu gazeteyi sadece Mikdad Midhat’ın başarısı olarak görmek haksızlık olur. Arkasında bir aile ve bir dava adamları ekibi vardı.
Abdurrahman Bedirhan: Abisinin ölümünden sonra bayrağı devralan ve gazeteye siyasi kimliğini kazandıran asıl isimdir. Onunla birlikte gazete, bir kültür bülteninden çıkıp bir muhalefet merkezine dönüşmüştür.
Süreyya Bedirhan: Ailenin bir diğer ferdi olarak, hem yazılarıyla hem de gazetenin lojistiğine büyük katkı sunmuştur. Hatta ilerleyen yıllarda, 1908-1909’da bu gazetenin devamı niteliğinde İstanbul’da yeniden “Kürdistan” gazetesini çıkaracaktı.
Jön Türkler: Özellikle Cenevre döneminde, teknik destek ve fikir alışverişi konusunda Bedirhanlarla işbirliği yapmışlardır.

Yayın Hayatı Nasıl ve Ne Zaman Son Buldu?
Her güzel şey gibi, bu çileli yolculuğun da bir sonu geldi. 1902 yılında, 31. sayı ile birlikte Kürdistan gazetesi kapandı. Peki neden? Sebepler aslında başından beri vardı:
Osmanlı’nın amansız baskısı: Gazetenin ülkeye girişi tamamen yasaklanmıştı.
Mali İmkansızlıklar: Sürgünde bir gazete çıkarmak, sürekli matbaa değiştirmek, dağıtım yapmak çok büyük maddi külfet getiriyordu.
Tükenmişlik: Yıllardır süren takip, sürgün ve mücadele, Bedirhan ailesini yıpratmıştı.
Ve böylece, 31 sayılık bu devrimci yayın sessizce tarihe karıştı. Ama unutulmadı.
Bıraktığı Miras: Bir Alfabe, Bir Gün ve Bitmeyen Bir Mücadele
Kürdistan gazetesi kapandı ama açtığı çığır kapanmadı. İşte bıraktığı somut miraslar:
Dil Standardizasyonu: Gazete, Kurmanci lehçesinin yazı dili olarak şekillenmesinde birincil rol oynadı.
Kürt Gazetecilik Günü: 22 Nisan 1898’deki ilk yayın, bugün tüm dünyada “Kürt Gazetecilik Günü” olarak kutlanıyor. Bu, bir halkın kendi sesini bulduğu gündür.
Bir Geleneğin Doğuşu: Bu gazete sonrasında Şerq û Kurdistan, Rojî Kurd, Hetawî Kurd, Jîn, Hawar gibi onlarca yayın geldi. Her biri, Kürdistan gazetesinin açtığı yolda yürüdü.
Sonuç: Dünden Bugüne Kürt Gazeteciliğinin Özeti
Ne değişti? 128 yıl önce sürgünde doğan bir gazete, bugün uydu televizyonları ve dijital platformlarla küresel bir ağa dönüştü. Ama değişmeyen bir şey var: Baskı. 1990’larda başta Özgür Gündem ve bizim de devamcısı olduğumuz Newroz yayın geleneği olmak üzere daha burada ismini sayamayacağımız onlarca Kürt gazetesine, basınına yapılan operasyonlar, gazetecilerin katledilmesi, bugün hâlâ dijital yayınlara erişim engelleri, tutuklu gazeteciler… Yöntemler değişti, ancak Kürt gazeteciliği yapmanın zorluğu aynı kaldı.
Kürdistan gazetesinin serüveni, aslında bir halkın direnişinin, var olma mücadelesinin ve aydınlanma özleminin hikayesidir. O dört sayfalık gazete, bugün binlerce yayının, yüzlerce televizyon kanalının ve sayısız internet sitesinin öncüsü olarak karşımızda duruyor.
128 yıl önce Mikdad Midhat, bir avuç insan ile kalemini oynattı. Bugün o kalem, milyonlarca kişinin elinde. İşte asıl mucize budur. Ve işte bu yüzden, her 22 Nisan’da, o ilk sayının mürekkebi henüz kurumamışçasına, “Kürt Gazetecilik Günü”nü kutluyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bu yol henüz bitmedi, bu mücadele devam ediyor.
