İki kişi tartışırken, tartışmanın hararetli yerinde biri diğerine “ya gel essehten konuşalım” demiş! İçerisinden geçtiğimiz süreçte Kürdistan-Türkiye-Bölgeye dair birçok açıdan essehten konuşmalıyız. Çünkü Kürdistan ve Türkiye’de hatta Ortadoğu’da merkezinde Kürt-Filistin-Enerji meselesinin bulunduğu birden fazla olgunun bugünü ve geleceği konuşuluyor ama başta Kürdistan olmak üzere olgular gerçek bağlamından kopartılarak ele alınıyor. Örneğin Türkiye ve sömürgeci devletler Kürt meselesinde üç maymuna oynamayı sürdürüyorlar. Essehten konuşacağımız belli başlı konular:
I – Avrasya ve Ortadoğu’daki uzatmalı savaşları anlamamızın iki anahtarı var. Birincisi; Avrasya üzerinde 25 yıldır süren savaşa yol veren El Kaide’nin 11 Eylül 2001’de ikiz kulelere saldırısıdır. İkincisi; İzzeddin El Kasım Tugayları’nın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırısıdır ki bölgede ucu açık devam eden savaşı tetiklemiştir. Şurası net; Birinci saldırıya CIA, ikincisine ise MOSSAD yol verdi. Yoksa İran devlet evinde HAMAS lideri Haniye’yi öldüren, İran ordu üst kademesini karargahlarında ortadan kaldıran teknolojiye sahip İsrail, HAMAS’ın aylar süren saldırı hazırlığını görmemesi mümkün değil. Dolayısıyla El Kaide ve HAMAS ile övünen İslami siyaset ve HAMAS’ı “direniş ekseni”nde gören solcular iyi düşünsünler. Bu iki anahtarın yol açtığı gelişmeler nedeniyle Avrasya özelde de Ortadoğu jeopolitiği ile bağlantılı Kürdistan merkezli bölgenin siyasi-askeri trafiği hareketli. Temmuz-Ağustos ayları çok şeye gebe. ABD, AB, Türkiye ve bazı Arap ülkeleri bölgeyi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirme arayışındayken Filistin ve Kürdistan’a ilişkin yeni formüller üzerinde çalışıyorlar. Özellikle Paris toplantılarında Filistin için bağımsız devlet, Rojava Kürdistanı’na ise özerklik denklemi öne çıkmış görünüyor!
II – Suriye’de üniter devlet bardağı 8 Aralık 2024’te kırıldı, Esad ile birlikte tekçi üniter rejim de yıkıldı. Artık Dürziler, Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar… El Kaide-IŞİD karanlığı ve HTŞ geçici iktidarında yaşananlardan hareketle kimseye güvenmiyorlar, kendi gelecekleri üzerinden kendileri söz sahibi olmak istiyorlar. Çünkü önce Alevileri katleden, sonra Dürzilerin etkisizleştirilmesi için 2 Mayıs 2024, 13 Temmuz 2025 derken 2 Ağustos’ta peş peşe saldırılar düzenleyip katliamlar yapan ve Kürtlere (Özerk Rojava’ya) “sıra size geliyor” deyip hazırlık hatta bunun denemelerini yapan El Kaide-IŞİD torunu HTŞ’ye halklar ve inançlar asla güvenmiyorlar. Ayrıca halka kılıç gösterme dışında HTŞ iktidarının Suriye halkları ve inançlarına verebileceği bir şey de yok ve zaten HTŞ’nin 8 aylık geçici iktidarı Suriye halkları ve inançlarını yönetemeyeceği de görüldü.
Özerk Rojava halkları silahlarını bunlara bırakamaz. Bıraktıkları gün HTŞ, geldiği kök olan IŞİD’lilerin Kobani’deki yenilgilerinin intikamını başta kadınlar olmak üzere Rojava halkından alacaklar. Açık konuşalım Arap Alevi’yi, Dürzi’yi bile katleden HTŞ’nin savunmasız Kürt halkına neler yapacaklarını bilmek için kahin olmaya gerek yok. Bugün her kim ki Rojava Kürdistan’ı halkına “SDG’yi feshet silahınızı HTŞ iktidarına teslim et” derse O Kürt halkının düşmanıdır. Aşağıdaki haritaya iyi bakıldığında görülür ki gerek Suriye’de yaşayan birden fazla etnik ve inanç grubunun bugünü ve tarihsel arka planı; gerek HTŞ geçici iktidarının farklı etnik ve inançlara tekçiliği şimdiden katliamlar eşliğinde dayatması; ayrıca süren birden fazla askeri işgal hali… Bu gerçeklikler üzerinden üniter Suriye kurulamaz. Ama federal birleşik Suriye kurulabilir. Ortadoğu ile Avrupa başkentlerinde Suriye ve Özerk Rojava’yı görüşenlerin bu gerçekliği görmeleri gerekir. Türkiye’ye ise çağrımız; Kürtlerin ve kazanımlarının yokluğu üzerinde politika sürdürmenin çıkmaz sokak olduğunu tekrar yaşıyorsunuz. Çözüm Özerk Rojava’nın mevcut statüsünün kabulü üzerinden Kürtlerle anlaşmasıdır!
III – Kimse Bize ve Halklara Maval Okumasın!
Suriye’yi askeri ve siyasi işgal altında tutan devletlerin tamamı Suriye üzerinden kendi toprak birliğini ya da çıkarlarını savunuyor. Dikkat edin, Suriye’yi parçalayan ve işgal hatta ilhak edenler şimdi dönüp “Suriye’nin toprak birliği” diyorlar! Ellerinden gelse Suriye’yi kendileri tümüyle ilhak edecek, etmişler de yani sadece İsrail ilhak etmiyor. Suriye birliği diyen hangi devlet varsa önce kendisi Suriye ve Özerk Rojava’dan geri çekilmeli. Hakeza sabah akşam “barış” diyen ABD, İran, Türkiye, Rusya birer savaş makinesi! İsrail’i belirtmeye gerek yok çünkü “barış” demiyor. Dikkat edin “Barış” diyen işgalciler tam gaz savaşı sürdürüyorlar! Ayrıca tam da Êzîdî katliamın yıldönümünde, birçok başkentte; Suriye ve Özerk Rojava konulu Barış toplantıları sürerken… DAİŞ ve türevi HTŞ’ye bağlı güçler Güney’den, Kuzey’den ve Doğu’dan yani üç koldan saldırıya geçti. Rojava Kürdistan’ı halkının bunlara silah teslim etmesini isteyen aklını peynirle yemiş olmalı.
Bölge “Barışını” dilinden düşürmeyen İran, Yemen’den Lübnan’a bölgeyi Şii Hilali ile adeta kelepçeye vurmuştu. 2023 Ekim sonrası bu kelepçe Batı bloku tarafından büyük oranda kırıldı ama İran’ın hegemonya hesapları sürüyor. Yani İran, Ortadoğu’da emperyalizme karşı “Direniş Ekseni” değil tersine Şer eksenin başıdır. Şia Hilali ile Lübnan’dan Suriye-Irak-Yemen’e bölgeyi ahtapot gibi kıskaca alan emperyal güçtür. Bu yeni de değil Pers İmparatorluğu’ndan Molla rejimine emperyal hedefler peşinden koşan İran hep halklar-inançlar hapishanesi oldu! İran mı İsrail mi? Sorusuna yanıtımız ise ne Şii Hilali ne Arz ı Mevud!
Bölgede statükoculuğun baş savunucusu Rusya’ya gelince, müttefiki Esad rejiminin yıkılması ve İran ile birlikte bölge üzerinde etkisinin kırılmasıyla yaşadığı güç kaybını şimdi HTŞ ile anlaşarak Suriye’de tutunma arayışında. Bu HTŞ yönetiminin, Türkiye ile birlikte yürüttükleri “tekçi rejim kurma siyasetine” önemli bir desteğe dönüşebilir.
IV – Askeri “Çözüm” İle Suriye Birleştirilemez!
“Askeri olarak SDG’yi ortadan kaldırır Suriye’yi birleştiririz” diye aklından geçirenler bir değil on defa bunu düşünsünler. Başta HTŞ’nin Özerk Rojava’ya saldırması haksızdır ve büyük yanlış yapar. Essehten konuşacaksak başta Türkiye, bölge devletleri askeri destek vermezlerse HTŞ, SDG’ye saldırmayı göze alamaz çünkü Özerk Rojava Nusayri bölgesi ya da Dürzi kentleri gibi savunmasız değil. Onlardan farklı on yılları arkalamış ulusal kuruluş mücadelesi deneyimi ile yapılmış hazırlığı var. HTŞ’nin Türkiye ve başka devletlerin desteğiyle Kürt halkına ve kazanımlarına yapacağı bir saldırı ise bölgeyi kaosa sürükler. Çünkü bugün Suriye ve Özerk Rojava, birden fazla bölgesel ve küresel aktörlerin de taraf olduğu çok hassas ve kırılgan denklem üzerinde duruyor. Yazının devamında belirteceğim gibi Kürt meselesinde askeri bütün seçeneklerin denenip sonuç alınmadığı bizzat Cumhur İttifakı liderlerinden gelen itiraftır. HTŞ, Türkiye’den yardım istemedi, Türkiye kendini Suriye’ye yardıma çağırması için HTŞ’ye “bizi dış saldırılardan… koruyun” davetini çıkarttı. Bu “çağrı” bahanesi ile Türkiye içeride “çözüm” deyip sınır ötesinde HTŞ ile birlikte Kürt halkının kazanımlarına saldırmasının içeride yaratacağı büyük kırılmayı hesaba katmak zorunda. Ayrıca Kürtler çoktandır bölge ve dünyadan yalıtılmışlığı kırıp attılar, yani sadece içeride değil dışarda diplomatik alanda da Türkiye’yi birçok sorunla yüz yüze bırakabilirler. Unutmasınlar ki Özerk Rojava, Federal Kürdistan ve bir bütün olarak Kürt halkı Ortadoğu’da Demokrasi ve laik-seküler yaşamın vazgeçilmez temel güçleridir.
V – Partiler, Örgütler Araç Asıl Olan Kürt Halkı ve Kazanımlarının Korunmasıdır
Esas mesele SDG değil Kürt halkının varlığı ve statüsünün anayasal güvenceye alınmasıdır. SDG sadece bunun savunma gücüdür. Türk Devleti’nin sabah akşam emirler yağdırarak “Kaostan faydalanarak otonomi, bağımsızlık çıkarmayın… Zaman entegre olma zamanıdır” demesi hem yanlıştır hem de kim kime neden entegre olmalı? HTŞ ordusu dünyanın dört bir yanında cihadist gruplar ile Türkiye destekli SMO’culardan oluşmuş derme çatma çeteler birliğinden ibaret. Suriye’de ciddi bir ordu isteyen sorumlu herkesin önereceği formül şudur; SDG Kuzeydoğu Özerk Suriye’nın savunma gücü olmanın yanı sıra Suriye Ordusu’nun da ana güçlerinden biri olmalıdır. Kürt halkı özelde de Özerk Rojava siyaseti, Süveyda’da Dürzilere karşı sergilenen oyunu biliyor. Bu oyun Özerk Rojava için sahnelenecek planın bir ön denemesi. Yarın “Arap aşiretleri ile SDG çatıştı Suriye ordusu bölgeye intikal etti” denilirse şaşırmayalım. Çünkü Süveyda da olanlar için, “Bedevi Arap aşiretleri ile Süveyda Dürzileri savaştı HTŞ/Colani güvenliği sağlamak için Suriye ordusunu Süveyda’ya gönderdi” denildi. Kökü yalan! Yarın “Deyrezor-Rakka-Haseki’de tıpkı, Süvayda’da olduğu gibi, IŞİD dahil Selefi Cihatçı gruplar Arap kabileleri adı altında SDG’ye saldırtılacak ve “vallahi biz yapmadık numarasıyla” HTŞ, güya ayırmak için, Rojava’ya saldırmanın hesapları içinde olduğu iki gün önce yaşananlardan belli. Halkımız bu oyunların geçmiş-geleceklerini sayısız ağır bedelle iyi tanır. Halk SDG’yi Kürt ve diğer halkları katleden, kadını köle pazarlarında satan cihadist çetelere karşı savunma aracı olarak görüyor. Hepsi bu.
VI – Devletin Aklı ve Pratiği Özerk Rojava’da! Bizim de!
Devlet aklı içerdeki “çözüm”den çok Suriye, özelde de Özerk Rojava Kürdistan’ında. Öyle ki siyasi ve askeri projeksiyonlar, diplomatik faaliyet, istihbarat ağları vb. esas Özerk Rojava Kürdistan’ı odaklı hareket halinde. Denilebilir ki silahlar Rojava’ya bileniyor yani Özerk Rojava’da kritik kavşağa gelindi. Denkleme dahil olan herkesin yüzleşeceği sınav şudur: Petro Dolar mı Kürtlerin ve diğer haklar ile inançların hakları mı? Ortadoğu siyaset terazisinin; bir kefesinde Kürt halkı ile diğer halkların statüleri ve geleceği, diğer tarafında ise sömürgecilerin ırkçı tekçi hesapları ile ABD’nin Körfez ülkeleriyle trilyon dolar anlaşmaları bulunuyor! ABD/Batı, bölgenin yeniden dizayn edilişinde İsrail’e ek olarak S. Arabistan’ı da merkeze almış görünüyor. Kurulan Suriye masası değişken bileşenleri içeriyor olsa da ABD koordinasyonunda İngiltere, Fransa, S. Arabistan, Ürdün, Türkiye ve İsrail masada yer alıyor. Türkiye’nin masada yer alarak başta Özerk Rojava statüsü ve SDG’nin konumu olmak üzere Kürt halkının kazanımlarını baskılayan, sınırlandıran işlevini sürdürüyor. Mesele Kürdistan meselesi olunca; Arap devletleri de diğer sömürgeci devletler gibi statükocu. Özerk Rojava statüsü ve SDG meselesinde, HTŞ ve Ahmet El Şara’nın elini güçlendiren bir yerde duruyorlar. Ayrıca Özerk Rojava dün BAAS rejimi ile Türkiye kıskacındaydı bugün HTŞ-Türkiye kıskacına alınmak isteniyor. Bu kritik süreçte Kürtlerin özelde Federal Kürdistan Bölgesi ile Özerk Rojava’nın ortak bir strateji üzerinde hareket etmeleri tarihi önemdedir. Sonucu belirleyecek olan Kürtlerin ulusal demokratik hedeflerinde yekvücut davranmalarıdır.
VII – “Türk-Arap-Kürt Birliği” Perdesi Altında Musul-Halep Hesabı da Var
Silah bırakma sonrası Erdoğan’ın: “Bugün büyük ve güçlü Türkiye’nin şafağı söküyor… Gönüller bir olunca sınırlar ortadan kalkar… Türkiye kazanmıştır, milletim kazanmıştır” söyleminde Kürt meselesi ve çözümü yoktur. Tersine “sınırlar kalkmıştır”, “Türk-Kürt-Arap birliği” ya da “Ankara-Halep-Musul-Bağdat-Kudüs bizim” vurgularıyla Kürt meselesini çözmek yerine yine “din-ümmet kardeşliği” adı altında Kürdün sırtından Osmanlı bakiyesi Halep-Musul’a ulaşma hedefi örtük de olsa açıklanıyor. Elbette bu hesapta “hazır İran’da zayıflamışken” durumu da önemli bir girdi. Bu hesap evdeki çarşıya uyar mı? Çok zor çünkü başta “Suriye-Irak toprak birliği” söylemi ile Osmanlı bakiyesi bir arada yürümez. Zaten Suriye’ye Azerbaycan gazını taşıması ve 2023 yılından beri kapalı olan Kerkük-Ceyhan boru hattının Türkiye ile Irak’ın anlaşmasıyla 2026 yılında devreye girecek olmasıyla Kürdistan Hükümetini devre dışı bırakan Irak birliğini güçlendirmeye odaklı adımlar atılıyor. Açıktır ki Türkiye -Irak yeni enerji denkleminde Bağdat’ın “merkezileşmesi” adımlarına hizmet edecek adımlar olarak, Kürdistan petrolleri üzerinde Bağdat’a tam kontrol yetkisi veren Federal Kürdistan Bölgesi’nin elini kolunu bağlayan Irak-Türkiye enerji işbirliği sürüyor. Yani Türk devleti sınır ötesinde Özerk Rojava’yı tasfiye etmeyi hedeflerken Federal Kürdistan’ın da statüsünün yetki ve etki alanını sınırlandırarak bağımsızlığın önünü kesmeyi Irak hükümetiyle işbirliği içerisinde sürdürüyor. Ancak Türkiye B-C planı olarak “ya Irak, Suriye parçalanırsa” durumuna göre de hazırlık yapıyor. Burada hazırlık ikilidir; ilhak hedefi ve tanıyıp ortaklaşmak! Tanıyıp ortaklaşması hem Kürt halkının hem de Türkiye yararınadır.
VIII – Türkiye’nin Kürdistan Meselesinde Yüzleştiği İkilem
Hangi açıdan bakarsak bakalım Türk devletinin, Kürt meselesinde sıkıştığı ikilem şudur; Kürt meselesini ne çözebiliyor ne sürdürebiliyor ne tutabiliyor ne de bırakabiliyor. Örneğin, Kürt meselesine çözüm arıyor ama meseleyi adıyla anmaktan bile korkuyor. “Silahlar bırakılsın sivil siyasete dönülsün”, “dağda silah tutacağına, düz ovada siyaset yapın” çağrılarının hukuki ve kanuni çerçevesini oluşturmaya yanaşmıyor. İşte Türk devletinin, Kürt meselesinde sıkıştığı ikilem budur! Öcalan çağrısı üzerine PKK silahı bırakıp sivil demokratik siyaset yapmak istiyor ve bunun ciddi adımlarını atıyor ancak devlet bunun hukuki ve yasal çerçevesini oluşturmak için somut hiçbir adım atmıyor. Yani silahı bırakın çağrısı yapıyor ama silah bırakanın sivil siyaset yapmasının koşullarını oluşturmada adım atmıyor. Bu ikilemi MİT Başkanı Emre Taner 2008’de rapor olarak Devlete sunuyor. Neşe Düzel 13 Şubat 2012’de Taraf Gazetesi’nde Avni Özgürel ile röportaj yapar. Konu yine Kürt meselesi ve çözüm süreci. Avni Özgürel’in MİT başkanı Emre Taner’den aktardığı yanıt çarpıcı olup yukarıda tarif ettiğimiz devletin sıkışıklığını özetler. Neşe Düzel’in “MİT’in devlet analizi nedir?” sorusuna Özgürel’in yanıtı, “Dört yıl önce Emre Taner MİT’in devlet analizini yayınladı… Bu analizde dendi ki, eğer Türkiye demokratikleşmezse, bu yolda değişimini tamamlamazsa ve Kürt sorununu çözmezse, 21. yüzyılın ikinci çeyreğini bütünlük halinde göremez. Parçalanır. Milletler topluluğunda da ikinci kümede kalır. Kürt sorununun çözümünü demokratikleşmede gören bir analiz bu. ‘Bu sorunu ya çözersin ya da bölünürsün” diyor MİT.” Cumhuriyet rejimi yüz yıldır iç ve dış siyaseti Kürt/Kürdistan meselesinden tehdit algılayarak politika belirliyor. Şimdi de aynı korku! Süveyda’da 13-15 Temmuz’da yaşananları da tıpkı 7 Ekim 2023 İzeddin El Kasım Tugayları’ının saldırısı sonrası gibi yine esas Kürtler üzerinden okuyor. Konuşan her yetkili, gazeteci, yorumcu; “Ya Kürtler bundan yararlanırsa ya Özerkliklerini pekiştirirlerse…” diyor.
IX – Essehten Konuşacağımız Bir Diğer Mesele: Kendini Tekrardır!
Kürt meselesinin silahlı çözümünün olmadığı, çözümün sivil demokratik siyasette olduğunu Kürt siyaseti yıllardır söylüyor. Yakında Öcalan “PKK’nin yıllardır kendini tekrar ettiğini” belirterek silah bırakma ve kendini feshetme çağrısını yaptı ve PKK karara uyarak adım attı. Kürt siyaseti bu adımı destekledi, destekliyoruz. İyi de PKK’nin kendini tekrarı gerçeğin bir yönüdür diğer yönü ise Devletin de yıllardır kendini tekrar ettiğidir. Bunu Cumhur İttifakı liderleri de kabul ediyor. Demek ki Kürt meselesinde “silahlı çözüm yok” sadece Kürt siyaseti için değil devlet için de geçerli. Çünkü;
*Kürt halkı ve kadınlar haklı davasında siyasallaştılar!
*Kürdistan coğrafyası ve SPORU bile siyasallaştı!
*Ulusal özgürlük mücadelesi bölgesel-küresel denkleme yerleşti!
*Yüz yıldır “eşit vatandaşız” yalanı kabak tadı veriyor! Nedeni açık; Türklerin devleti, bayrağı, ana dilde eğitimi… var! Kürdün hiçbirisi yok öyle ki Anayasa’da varlığı bile tanınmıyor! Türkiye’nin bir diğer tekrarı şudur; Türkiye dün BAAS rejimi ile Kürt statüsünü kıskaca almak istedi olmadı bugün aynı kör politikayı HTŞ ile sürdürmek istiyor.
X – Çözüm!
Öncelikle neyin çözümü, kimin için çözüm? Bir yıldır “çözüm”, “süreç” vb. tartışılıyor iyi de neyin çözümü hangi süreç diye sormazlar mı? Kürt meselesi tartışılıyor ama Kürt, Kürdistan dememek için üç maymuna oynuyorlar. Yani “Kürdü, Kürdistanı duymadım, görmedim, bilmiyorum”! Sahi o zaman TBMM’ye ne getirilecek ne tartışılacak? Meclis Komisyonu adının “Terörsüz Türkiye” olması asla kabul edilemez. Kürt meselesi; “Terörsüz Türkiye” adıyla güvenlik parantezine sıkıştırılamaz. Sığmaz da! İktidar bloku bu isimde ısrar ederse başta Dem Parti, muhalif partilerin Komisyona katılmamasını öneririz. Kürdistan meselesi “terör-güvenlik” meselesi değil! Kürt halkının var olma ve özgürlük meselesidir. Her millet gibi Kendi Kaderini Tayin Hakkı meselesidir. Kürt halkının merkezinde bulunduğu coğrafyada; Türk, Ermeni, Gürcü, Fars, Azeri, Rum ve Arapların (ki Türkler ile Arapların birden fazla) devletleri varken Kürtlerin bağımsız devlet bir yana otonom, federal gibi statü talepleri bile “terörle, bölücülükle” damgalanması çözümsüzlüğü derinleştirir. Açık konuşalım, Arap ve Türkler için birden fazla devlet Kürtlerin statü talebine ise “bölücü” denilerek çözüm üretilemez. Türk devleti 300 bin Kıbrıslı Türk halkı için “Federasyon yetmez bağımsız devlet şart” deyip 50 milyon Kürdün özerklik/federasyon vb. statü talebini bile “bölücülük” deyip hedefe konulmasını halkımız kabul etmedi, etmez. Essehten konuşalım dedik! Annesi olmayan çocuk olmadığı gibi ülkesi olmayan millet de yok. Kürt milletinin ülkesi Kürdistan! Bunu Mısır’daki sağır sultan biliyor! Üç maymunu oynamakla bir yere varamazsınız! Meclis Komisyon adı Kürt meselesini çözüm Komisyonu olmalı! Çünkü çözüm bekleyen Kürt meselesidir!
Kirvelik iki başlıdır!
“Çözüm” süreci deyip Devlet Kürt halkından çok şey isterken kendisi en ufak bir adım atmazsa hiçbir ilerleme olmaz. İki eksenli çözüm için adımlar atılmalı. Birincisi, acil siyasi ve hukuki adımlardır; Öcalan’ın serbest bırakılması, Kobani davası ve genelde siyasi tutsakların özgürleşmesi, atanan kayyımların geri alınması ve tutuklu eş belediye başkanlarının bırakılması, Cumhuriyetin kuruluşundan Roboski katliamına kadar faili belli-belirsiz tüm katliamları soruşturacak olan bir komisyonun kurulması… Bu adımlar beklenilmeden atılmalı. Ama bilelim ki bu acil adımlar Kürt meselesinin kendisinin çözümü değil sonuçlarının ortadan kaldırılmasıdır. İkincisi, Kürt/Kürdistan meselesinin kalıcı çözümü yolunda atılacak adımlardır. Bunlar; Kürtlerin millet olarak varlıklarının anayasa da tanınması, Kürt dilinde eğitim-öğretim, Kürtçenin resmi dil yapılması ve statü!
XI – Kürt Siyasetinin Aşil Topuğu Ulusal Birlik!
Kürtler tarihleri boyunca savaşçı ve davalarının militanı oldular hep. Kürt halkının uluslararası tanınmış aydın, siyasetçi ve bilim insanı var ve de lobileri oluştu. Peki Kürt halkı nerede kaybetti, kaybediyor? Masada diplomasi mücadelesinde ve ulusal ittifak meselesinde! Kürtlerin en zayıf noktası (aşil topuğu) daima ulusal ittifak kuramamış olmalarıdır. Eğer, dörde bölünmenin yarattığı büyük tahribatı ve “düşmanımın düşmanı dostumdur” siyasetini ulusal kongre ile aşabilirse; eğer başta statü sahibi Kürdistan parçalarında olmak üzere güçlerini birleştirirlerse iki alanda da yaşadıkları sorunları aşarlar! 05.08. 2025
canbegyekbun@hotmail.com
