DESTPÊKJIYANBir Doktorun İdamı 

Bir Doktorun İdamı 

İşte bundandır ki, Kürdistan tarihinin en önemli kesitleri darağaçlarında yazılmıştır. 

“Kendi hikâyemizi anlatma hakkını elimizden alırlarsa, 

başkalarının yazdığı hikâyede

bir dipnot olmaya mahkûm oluruz.” 
— Edward Said 

Fuad, Diyarbakır’ın Çermik ilçesinden, Hacı Abdulkadir sülalesinden Hacı İbrahim’in oğludur. Aile, Soyadı Kanunu çıktıktan sonra “Erkmen” soyadını almıştır. 

Fuad, ilköğretimini Diyarbakır’da tamamladıktan sonra eğitimine İstanbul’da devam eder. Yükseköğrenimini Paris’te tamamlar ve doktor olur. Ülkesine döner, hekimlik yapmaya başlar. Mesleğine hâkim bir hekim olarak insanların yardımına koşar; hastalarından çoğu zaman muayene ücreti almaz, fakir ailelere bedava ilaç yardımı yapardı. Bu yüzden halkın gönlünde taht kurmayı başarmış, tam anlamıyla bir halk adamı olmuştur. 

Siyasi Mücadelesi 

Halkın dertleriyle dertlenen bu halk adamı, halkın durumu ile yakından ilgileniyor; onları mücadeleye katarak baskı ve kölelikten kurtarma çabası içindeydi. 

Hekimliğinin yanında, toplumsal ve ulusal sorunlara karşı da bir duyarlılığı ve çalışması vardı. Bu sorunların çözülmesi için arkadaşlarıyla birlikte 1919 yılında Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Diyarbakır Şubesini örgütlediler. 

Kürt davasının öncü kadrolarından biri olan Dr. Fuad, Şeyh Sait Ayaklanması başlamadan önce “Mezopotamya” adında bir gazete çıkarmak ve milli şuuru oluşturmak istiyordu. 

İdam Kararının Gerekçesi 

Dr. Fuad’ın, Diyarbakır’ın Çermik ilçesinden akrabaları olan Hacıkadiroğulları ailesinden, İstanbul’da yaşayan Ferit Paşa’ya 21 Şubat 1925 tarihli olarak yazdığı mektup, mahkeme kararlarının önemli dayanaklarından biri olarak kabul edilmiştir. 

Dr. Fuad mektubunda şöyle diyordu: 

“Yerel haberler: Aylardan beri ciddiyetle faaliyete geçen Bağdat ve Musul’daki Kürt İstiklâl Komitesi’nin emir ve işareti ile Hınıs Şeyhi Sait Efendi ayaklanarak Hani ve Lice’ye kadar geldi. Allah encamını hayreylesin. 
Halep’teki Kürt cemiyeti de aynı amaçla sınırda Kürtleri ayaklandırmak üzeredir. Muş çevresi aşiretlerin eline geçti. Sonuç olarak, şimdiye kadar amaçlanan Kürdistan fikri hükümeti ciddi düşündürmeye başlamıştır. Bakalım ne olacak? 
Bendeniz, gördüğüm ve geçirdiğim günlerden sonra bekleme dönemi yaşıyorum.” 

15 Mayıs 1957 tarihli Dünya Gazetesi’nde Süreyya Özgevren imzasıyla yayımlanan yazıda belirtildiğine göre, ele geçen bu mektup hem Diyarbakır’da çok sevilen Dr. Fuad’ı idam sehpasına yollamış hem de Şeyh Sait isyanının önceden planlandığını gösteren bir belge sayılmıştır. 

Şeyh Sait’in Diyarbakır’ı kuşattığı günlerde, Dr. Fuad’ın Kürt ulusal giysileriyle kentte dolaşması da idam kararının gerekçeleri arasında yer almıştır. 

İdam kararı infaz edilmeden önce, Savcı Süreyya cezayı hafifletmek için iadeyi muhakeme talebinde bulunarak Dr. Fuad’ın Türk olduğunu, bu sebeple cezasının hafifletilmesini istemiştir. 

Ancak Dr. Fuad, “Hayır, ben Türk değilim. Babam Çermikli Kürt Zazalardandır, annem ise Diyarbakırlıdır.” diyerek kimliğinin canından daha kıymetli olduğunu bütün dünyaya göstermiştir. 

İdam kararı 16 Nisan 1925’te verilmiş, 17 Nisan 1925’te infaz edilmiştir. 

İşte bu trajikomik olay, bir Kürt devletinin olmamasının; demokratik haklarının tanınmamasının, varlığının inkâr edilmesinin bir sonucudur. 

Yoksa bir insan, suçsuz ve günahsız biçimde gözaltına alınacak, yargılanmadan ertesi gün ya tutuklanacak ya da idam edilecektir. 

Dr. Fuad’ın son sözü şu olmuştur: 

“Vatanım Kürdistan için yiğitçe kurban olmayı daima düşünürdüm. Şüphesiz ki asılmakta olduğumuz bu toprağa bir gün bağımsızlık bayrağı dikilecektir.” 

Dr. Fuad, 1925 yılında Şark İstiklâl Mahkemelerinin verdiği ilk idam kararıdır. 

Asker kaçakları için kurulan İstiklâl Mahkemeleri, Şeyh Sait hareketinden sonra yargısız infaz mahkemelerine dönüşmüştür. 

Bir insanlık suçu olan idam cezalarını onaylayanlar, bunda nasıl bir kamu yararı görüyorlardı? 

Ülke, bugün hâlâ tarihi boyunca işlenen siyasi idamlar nedeniyle sorgulanmaktadır. 

Dr. Fuad’ın torunlarından Muzaffer, dedesine yapılan haksızlığın unutulmaması için “Öldürülenoğlu” soyadını almıştır. 

Sonuç olarak, Kürtlerin kendilerine has değerleri —dil, kültür, ulusal kıyafetler gibi demokratik hakları— talep etmeleri; onların yargılanmaları, hatta idam edilmeleri için geçerli sebepler olarak görülmüştür. 

İşte bundandır ki, Kürdistan tarihinin en önemli kesitleri darağaçlarında yazılmıştır. 

Kaynakça 

  • Necdet Yentürk 
  • Ali Abbas Yılmaz 

Yazarın diğer makaleleri

GIŞTÎ