ANASAYFADÜNYAABD Üzerinde Bir “Hayalet” mi Dolaşıyor?

ABD Üzerinde Bir “Hayalet” mi Dolaşıyor?

Trump'ın 2026 Haziran'ında Demokrat Parti'yi "komünist" ilan etmesiyle ABD'de komünizm korkusu yeniden alevlendi. Başkan, iki haftada "komünizm" sözcüğünü 80 kez telaffuz etti.

ABD ÜZERİNDE BİR “HAYALET” Mİ DOLAŞIYOR?

“… Düzensizliğe karşı savaşlardan,

gece gündüz susmayan sirenlerden,

evsizlerin yaktığı ateşlerden,

eşcinsellerin küllerinden:

Demokrasi ABD’ye geliyor…”[1]

ABD Başkanı Trump 2026 Haziranı sonunu, deyim yerindeyse “komünizme sövüp saymakla” geçirdi. Önce 26 Temmuz’da İman ve Özgürlük Koalisyonu’ndaki[2] konuşmasında, “Onlar hayvan,” diyecekti. “Ülkemize nüfuz eden, komünizm denilen bu korkunç kanser tehdidine dur demeliyiz!”[3]. Peki, kimdi bu “ülkeyi bir kanser gibi sarıp sarmalayan” “hayvan”lar?

İnanmayacaksınız belki (yo, bu denli köklü bir antikomünist demagoji geleneğine sahip bir ülkenin yurttaşları olarak eminim ki inanırsınız!), ama Trump Demokrat Parti’yi kast ediyordu. Jimmy Carter’ların, Bill Clinton’ların, Barrack Obama’ların, Joe Biden’ların partisi!…”Kast etmek” ne kelime, konuşmasında bunu açıkça dile getirmekten çekinmedi: “Komünist Parti’ye dönüşüyor. Bunlar sosyal demokrat değiller; çelik çekirdek, Allahsız komünistler!”[4]

Ardından hızını alamayıp 29 Haziran tarihinde Beyaz Saray’daki basın konferansında salvoya devam etti; bu kez hedefinde New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani vardı: “O demokratik sosyalist falan değil, düpedüz komünist! (…) Komünizm, belki kurulduğumuzdan beri ulusumuza yönelik en büyük tehdit… I. Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı, 11 Eylül ve Pearl Harbor saldırısı dahil.”[5]

Reuters ajansı, Trump’ın 8 Temmuz’a kadar geçen iki haftalık sürede “komünizm” sözcüğünü 80 kereden fazla telaffuz ettiğini bildiriyor.[6]

Hempaları durur mu, onlar da yaylım ateşine katıldılar: ABD Temsilciler Meclisi üyesi Mike Johnson sosyal medya hesabından haykırıyordu: “Komünizm artık uzak bir tehdit olmaktan çıktı. Burada, kıyılarımızda!”[7] Beyaz Saray sözcülerinden Allison Schuster “Demokratların sosyalizm ve komünizme tam desteği Amerikan özgürlüğüne yönelik ölümcül bir tehdittir. Başkan Trump, Amerika’nın sosyalist ya da komünist bir ülke olmasına asla izin vermeyecek, “[8] derken, bir başka sözcü, Karoline Leavitt ekliyordu: “Bunlar dedenizin Demokrat Parti’si değil. Bunlar Komünist.” Ve Mike Jonson: “Komünizm, sosyalizm; bunlar Marksizm’in sapmaları. Bu komünizmdir ve masum insanların öldürülmesine neden olmuştur; yalnızca 20. yüzyılda on milyonlarca kişi… Buna karşı savaşmalıyız.”[9]

Yalnız retorik düzleminde değil; Trump’ın tetiklediği anti-komünist histeriyi Küba karşıtı altın bir fırsata dönüştürmek isteyen Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun talebiyle Bakanlık, ABD’li gazetecileri, sendikacıları, aktivistleri Küba komünist etki ağı ajanları olarak gösteren ve komünizmi “durdurma” konusunda McCarthy taktiklerini öven 100 sayfalık bir rapor yayınladı.[10] Ve yine Rubio’nun girişimiyle, 66 ülkeden siyasal liderlerin, kontr-terör uzmanlarının, emniyet mensuplarının katıldığı “Siyasal Terörizmin Yeniden Ortaya Çıkışı” konulu bir toplantı düzenlendi. “Dünya bayraklarıyla donatılmış bir podyumdan seslenen Rubio dünyanın her yerinde aşırı solla mücadele etme gereğinden söz etti. ‘Bu, ayrı ve eşsiz bir kötülüktür,” diyordu. ‘Kendilerine antikapitalist, antiemperyalist, komünist, anarşist ya da Marksist diyebilirler; ama temel özellikleri hep aynıdır.”[11]

Antikomünizm, Trump yönetiminin en gözde avadanlıklarından biri, belki de önde geleni… Joe Biden ve Demokratların Başkan adayı Kamala Harris bile onun “komünist” suçlamalarından yakayı kurtaramamışlardı; Trump’ın 2024’ta Başkanlık seçimlerindeki rakibi Kamala Harris’e “Yoldaş Kamala” diye hitabı, akıllardadır…

Üstelik bu Trump’a özgü bir söylem de değil. Antikomünist histeri, ABD tarihinde iki kez zirve yaptı bugüne dek. İlki Sovyetler Birliği’nde Bolşevik Devrim’in hemen ardından… 1919-20’de, Başsavcı A. Mitchell Palmer’ın adından esinle “Palmer Akınları” olarak bilinen furyada, yüzlerce radikal ve göçmen tutuklanmış ya da sürgün edilmişti. İkinci zirve ise, İkinci Paylaşım Savaşı’nın hemen ardından, SSCB’nin Nazizm’in alt edilmesinde oynadığı rol ve ABD dahil Batı’da kazandığı popülarite karşısında 1950’lerde Wiscounsin senatörü Joseph McCarthy’nin tetiklediği antikomünizm dalgasıdır.

“Soğuk Savaş”ın bu en hızlı döneminde ABD liderleri halkı sürekli olarak “yıkıcı komünist fikirler”e karşı uyanık olmaya çağırıyordu. McCarthy komünistlerin Dışişleri Bakanlığı, Beyaz Saray, Hazine, hatta ordu dahil tüm devlet kurumlarına sızdığı iddialarıyla yangına körükle gidiyordu. Komşunun komşuyu, yayıncının yazarı, öğretmenin öğrenciyi ihbar ettiği, ihbar edilenin ise hayatının karartıldığı bir “cadı avı” zincirinden boşalmıştı ABD’de… Binlerce öğretmen, akademisyen, gazeteci, sendikacı, sanatçı “dünya Komünist hükümranlığı programı”na yardım suçlamasıyla sorguya çekildi, işinden oldu, tutuklandı…

Trump, öyle gözüküyor ki üçüncü kez zirveyi deniyor…

Ancak bu kez durum farklı. 1920’lerin Palmer Akınları öncesinde ABD’de gerçekten de güçlü bir emek hareketi mevcuttu: Yalnızca 1919 yılında gerçekleşen grev sayısı 3600, grevlere katılan işçi sayısı ise 4 milyonun üzerindeydi (işgücünün yüzde 21’i)… Eugene V. Debbs önderliğindeki Amerikan Sosyalist Partisi, özellikle I. Paylaşım Savaşı’na katılma konusunda yürüttüğü muhalefetle kamuoyunda ciddi bir etki yaratmıştı. Ve Avrupa’nın doğusunda, Rusya’da gerçekleşen bir proleter devrimle tarihin ilk işçi cumhuriyeti kurulmuştu.

McCarthy döneminde ise SSCB Nazi Almanyası’na karşı savaşta gösterdiği inanılmaz özveri ve cesaretle yürekleri kazanmış, Avrupa’daki antifaşist direnişlere esin kaynağı olmuştu. Komünist Partiler ve sosyalizm, özellikle aydın ve sanatçılar arasında büyük itibar kazanmıştı. ABD’de pek çok yazar, yapımcı, oyuncu, gazeteci, akademisyen sosyalizmden etkilendiklerini gizlemiyordu. CIA bile, aydınların komünizme sempatilerini tersine çevirmek için eski/pişman komünistleri seferber ettiği bir “kültürel savaş”a girişmişti.[12]

Özetle, Başsavcı Palmer’ın da, Senatör McCarthy’nin de “Haçlı Seferler”i karşılıksız değildi…

Peki ya Trump’ınki?

Bu sorunun yanıtı biraz karmaşık…

Sayısal olarak bakıldığında, ABD Komünist Partisi, tarihinin en güçsüz dönemlerinden birini yaşıyor. 20 000 kadar üyesi var – şu sıralar bunlardan kaçının “aktif” olduğunu araştırıyorlar. Senato ya da Temsilciler Meclisi’nde hiç üyesi yok; 2024 seçimlerinde Demokrat Parti adaylarını destekledi. Bazı eyaletleri kapsayan 2025 yasama meclisi seçim sonuçlarına göre “seçilmiş” KP üyeleri ise şöyle sıralanabilir:

· Hannah Shvets, Ithaca/New York: Belediye Meclisi üyesi, Beşinci bölge.

· Daniel Carson, Bangor/Maine: Kent konseyi üyesi.

· Luisa de Paula Santos, Cambridge/Massachusetts: Cambridge Okul Komitesi üyesi.

Üç kişi! Bu kadar![13] 20 bin kadar üye, 2-3 belediye meclisi üyesiyle “Komünistler”in ABD sistemi için bir tehdit oluşturmadıkları/oluştur(a)mayacakları açık…

Peki o zaman ne?

Önce şu vurgulanmalı: Antikomünizm yalnızca ABD yönetim(ler)i için değil, küresel sağın bütünü için son derece işlevsel ve harekete geçirici bir silah. Hatta Britanya King’s College’dan David Brydan’ın da belirttiği gibi, “20. yüzyıl tarihinde antifaşizmden çok daha kalıcı ve kudretli bir güç olageldi.”[14] 1919’da müttefik güçlerin Rusya’yı istilası, 1920’lerde Almanya ve İngiltere’de işçi hareketine yönelik saldırılar, faşizmin yükselişi, 1950’lerde Britanya’nın Malezya bağımsızlığına yönelik kanlı bastırma harekâtı, 1960 Endonezya soykırımı, Vietnam Savaşı, Latin Amerika’daki darbe ve katliamlar, Türkiye’deki 1971 ve 80 askerri darbeleri… Ve daha nice kanlı bastırma harekâtı antikomünizmle damgalanmıştı.

Buradan antikomünizmin “başarı”sını üç etkenle açıklıyor:

1. Komünizm korku ya da nefretinin kolaylıkla “ötekiler”e yönelik korku ve nefretle ilişkilendirilebilmesi (Yahudiler, göçmenler…)

2. Antikomünizm ılımlı muhafazakârlardan azılı faşistlere, geniş bir siyasal spektrumda yer alan kişileri birleştirebilen bir tepkidir.

3. Ve en önemlisi: antikomünizmin etkisini sürdürebilmek için gerçek komünistlerin varlığına ihtiyacı yoktur.[15] Trump’ın “komünistsiz antikomünizm”inin yerleştiği bağlam…

MAGA’cıların apansız zincirinden boşanan bu “antikomünist haçlı seferi” öncelikle yaklaşan seçimler ve Demokrat Parti içerisindeki “Demokratik Sosyalist kanat”ın birbiri peşisıra kazandığı seçim başarılarıyla bağlantılı gözüküyor.

Kasım 2026’da ABD’de yerel, eyalet ve federal düzlemde ara seçimler gerçekleştirilecek. Federal seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin tamamı, Senato’da ise 100 sandalyenin 35’i değişecek. Ve anketler, Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi için tehlike çanlarının çalmakta olduğunu, hem Kongre hem de Senato’da azınlığa düşebileceğini gösteriyor.[16] 

Tabii bir de “Demokratik Sosyalistler” faktörü var. 1982 yılında Demokratik Sosyalist Örgütlenme Komitesi (DSOC) ile Yeni Amerikan Hareketi’nin birleşmesiyle kurulan Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) geniş bir sosyalist yelpazeyi kapsayan bir koalisyon niteliğindedir. DSA bir “parti” değil; genelde Demokrat Parti ile birlikte hareket eden, onun içinde çalışan, Parti’nin “sol” adaylarına aktif destek sağlayan, zaman zaman da kendi mensuplarını Demokrat Parti saflarında aday gösteren bir hat izliyor. Trump’lı yıllar DSA’ya yaramış olmalı, Bernie Sanders’in Devlet başkanlığı adaylığından (2016) Trump’lı yıllara (2026) hareketin üye sayısı, 6 000’den 120 000’e çıktı.

İçlerinde kendini Marksist-Leninist ve Maoist olarak tanımlayan eğilimleri barındırmakla birlikte, DSA’nın ana gövdesi, kendini “otoriter sosyalizm vizyonları”ndan özenle ayırıyor ve SSCB ya da sosyalist blok deneyimlerindense İskandinav “sosyalizmi”ni referans alma eğiliminde gözüküyor. Web sitelerinde kapitalizmin yerini “sıradan insanların işyerlerimizde, mahallelerimizde ve toplumda gerçek söz hakkına sahip olduğu bir sistem”e bırakmasından yana olduğunu açıklayan hareket, tüm yurttaşları kapsayan bir sağlık sigortası sistemi, barınma hakkı, işgününün kısaltılması, asgari ücretin yükseltilmesi, zenginlerin daha fazla vergilendirilmesi, askeri bütçenin sınırlandırılmasını, velhasıl “sosyal demokrat” talepleri savunuyor. Dış politikaya ilişkin talepleri ise, ABD’nin Ukrayna ve İsrail’e desteğinin kesilmesi, göçmen politikasında radikal değişiklikler, Çin ve Rusya ile barışçıl ilişkiler… Bu taleplerin hayata geçirilmesi konusunda “Kapitalizmin şeyleri paylaştırma tarzına meydan okuyan isteklerimiz var”, diyorlar. Asla güç kullanarak değil. Asla şiddet yoluyla değil. Asla hileye başvurarak değil. Çoğunluk desteğini sağladığımız için.”[17]

DSA’nın son dönemlerde en önemlisi hareket mensubu Zohran Mamdani’nin Demokrat Parti listesinden New York kenti belediye başkanlığına seçilmesi olan kimi seçim başarıları kazanmasının, Trump’gillerin “Kızıl Tehdit” histerisine benzin döktüğü, aşikar. Mamdani’nin yanısıra, Katie Wilson Seattle belediye başkanlığına seçilirken, Alexandria Ocasio-Cortez, Claire Valdez ve Darializa Avila Chevalier New York’ta, Melat Kiros ise Denver’da kongre ön seçimlerini kazanarak Temsilciler Meclisi üyeliğini neredeyse garantilediler. Janeese Lewis-George, Washington DC belediye başkanlığı için yapılan Demokrat Parti ön seçimini kazanırken başkentin de önümüzdeki günlerde demokratik sosyalist bir belediye başkanına sahip olma olasılığı güçlendi.

Bu “pembe dalga”, ABD’nin mevcut durumu için çok önemli; bu doğru. Ama “komünist” değil. DSA’nın söylemleri kendilerini “kapitalizmden hoşnutsuz sosyal demokratlar” konumuna yerleştirir, programlarında üretim araçlarının mülkiyeti gibi kritik konulardan asla söz etmezken, ABD Komünist Partisi eşbaşkanı Joe Sims de mevcut ya da olası Demokrat adayların hiçbirinin komünist olmadığının altını çiziyor.[18]

İşin ilginç yanı, Demokrat Parti’nin önemli bir bölümü de Demokratik Sosyalist talepleri “aşırı” buluyor; bu tip girişimlerin partiyi anaakım siyasetten kopartmasından, Cumhuriyetçi Parti’nin saldırılarını haklı göstermesinden endişe ediyor. Hatta Parti saflarında, yükselen sola karşı bir “savaş”tan söz edenler bile var…[19] 

Trump ve hempaları seçimler öncesinde tam da bu yangına körükle gidiyor gibiler: Yaşlı, muhafazakâr, giderek “ılımlı” kesimleri antikomünist histeri çerçevesinde birleştirerek Demokrat Parti saflarında panik yaratmak, iç tartışmaları, giderek bölünmeleri kışkırtarak rakibini zaafa düşürmek.

Ama iş bundan ibaret değil. Uzayıp giden ve ABD açısından maliyeti giderek yükselen İran savaşı Trump yönetimine bir hayli prestij kaybettirdi. Reuters/ Ipsos anketi ABD’de İran müdahalesini destekleyenlerin oranının yüzde 31’e gerilediğini gösteriyor. Donald Trump’ın onay oranı ise yüzde 33 ile ikinci dönemin en düşük seviyesinde kalıyor.[20]

Trump’ın “heybesinde” bu yönelişi tersine çevirmeye yönelik bir “çılgın proje” olmalı. Kısa süreli ve düşük maliyetli bir askeri harekât ve “kolay kazanılmış” bir “Küba zaferi” tasarımı masada gözüküyor. Uzun süreli abluka ve ambargonun yıprattığı onurlu ve -öyle gözüküyor ki “yalnız”- Küba’nın düşmesi, Mark Rubio gibi antikomünist göçmenlerin kadim rüyalarının gerçekleşmesinin yanısıra, Cumhuriyetçiler’in Kasım 2026 seçimlerine, nicedir yeniden ısıttıkları “komünizm tehdidi”ne karşı “muzaffer” olarak girmelerini sağlayacaktır. Ya da en azından Trump ve hempası böyle düşünüyor olmalı…

Ve bir şey daha: ABD’de servet uçurumu genişlerken, orta ve alt sınıfların yaşam standardı hızla geriliyor. NBC News gibi hiç de “servet düşmanı” olmayan bir haber kanalı, lüks yatlara, özel jetlere, 10 milyon dolarlık malikânelere olan talebin hızla artarken, giderek daha fazla insanın yemeklerde öğün atladığını, artan sayıda Amerikalı’nın ihtiyaçlarını karşılayabilmek için “kan plazmalarını sattığını” bildiriyor. Hazine verilerine göre, en zengin yüzde 1’lik dilimin geliri, 2025 yılının ilk dokuz ayı içerisinde yüzde 90’lık kesimin gelirinden iki kat daha hızlı arttı. İmalat sektöründeki gerileme hem ücretler, hem de istihdamdaki artışı büyük ölçüde yavaşlatırken, başta siyahlar, Latin Amerika kökenliler olmak üzere toplumun geniş kesimi için barınma, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim giderek zorlaşıyor. Ve “savaşa bütçe” gerekçesiyle dar gelirli ABD’lilere yönelik sosyal bütçelerde kapsamlı kesintiler yapılıyor: yiyecek, sağlık, kira yardımları ve öğrenci kredileri kırpıldıkça kırpılıyor. Ve ABD başkanı Trump’ın yoksulluktan yakınan ABD’lilere çağrısı, “Çocuklarınıza daha az bebek alın,” oluyor![21] Göçmenlerin, hele ki kaçak göçmenlerin durumundan söz etmek dahi abes… Ya da ırkçılıktan, yol ortasında siyahilerin, Latin kökenlilerin, yoksulların ensesine sıkmaktan çekinmeyen polis şiddetinden… Ya da parmaklıkların ardındaki (çoğu siyahi, Latin ya da göçmen) yaklaşık 2 milyon tutsakla dünya nüfusunun yüzde 5’ini oluşturmakla birlikte, dünyadaki tutuklu ve mahkûmların yüzde 20’sini barındıran cezaevlerinden…

Galiba “maçı sonsuza dek iki parti tahterevallisiyle götürürüz,” sandılar. Ve kapitalizm dizginlerinden boşandıkça boşandı…

Ama herşeyin bir sonu var… Hele ki dünyanın “en zengin kişisi”nin serveti bir trilyon dolara ulaşırken, nüfusun yüzde 11.6’sının, yani 38 milyon kişinin yoksulluk sınırı altında yaşadığı, çocuk yoksulluğunun ise yüzde 21’i bulduğu bir ülkede…

Eşitsizlikler büyüdükçe üstlerini örtmek, dikkatleri başka yöne çevirmek, ya da insanları “her şeyin yolunda” olduğuna inandırmak zorlaşır. Söylenecek yalan kalmaz. Trump’ın 2024 seçim zaferi, enflasyonu rekor seviyeye yükselten, Rusya-Ukrayna savaşını kışkırtıp Netanhahu’ya Gazze’de açık çek veren, polise ayrılan bütçeyi hemen tüm eyaletlerde katlayan, 2022’de toplu sözleşmede patronlarla anlaşamayan demiryolu işçilerinin grevini yasaklayan[22] Biden yönetimine ve emekçilere sırtını dönen Demokrat Parti’ye karşı tepkiyi kanalize ederek kaçak göçmenleri sınırdışı etme, yerli imalatı destekleyip istihdamı arttırma, vergileri azaltma gibi emekçi kesimlere seslenen vaadlerle göz boyayarak kazanmıştı. MAGA’nın “ültra zenginler”in projesi olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Komünizme karşı haçlı seferi, emekçi sınıflardaki düşkırıklığı ve öfkeyi gidermeye yetecek mi?

Şunu vurgulamakta fayda var…

2008 krizinden bu yana, Kuzey’in kapitalist ülkelerinde, “Marksizm’e dönüş”ten söz ediliyor. O tarihlere kadar eskicilerde, sokak tezgâhlarında yüzüne bakılmadan tozlanan Marksist klasiklerin yeniden ve yeniden basımları yapılmaya başlandı. Yanısıra, biyografiler ve Marksizm üzerine yazılmış yapıtlar da kitapçı raflarında yeniden buldu yerlerini: Thomas Pikkety, David Harvey, Slavoj Zizek… kampüslerin, konferans salonlarının gözdeleri arasına girdi…

İlgi, sol entelektüellerle, akademiyle sınırlı değil. 2010’lu yıllarda düzenlenen Davos zirvelerinde Karl Marx’ın adı sık sık anılmaya başladı. (Örnekler için Google’a “World Economic Forum” (Dünya Ekonomik Forumu-DEF) ve Karl Marx sözcüklerini yazmak yetecektir… Hatta DEF Neoliberal yıkımın ardından kapitalizmi kurtarmak için Marksizm’i yardıma çağırmak, bir kez daha “trendy” olmuş gözüküyor.

Sosyalist Blok’un yıkılışının hemen ardından yaygınlaşan “Artık krizlerden kurtulduk, serbest piyasanın sihirli derneği ve sivil toplumun işbirliği sayesinde kapitalizm ilelebet pürüzsüz işleyecek ve insanlığı sınırsız bir bolluk ve refaha taşıyacaktır” (neoliberal) öforisinin birkaç yıl içerisinde ardarda küresel krizlere toslayarak darmadağın olması, kapitalizmin (ve kapitalist krizlerin) en güçlü tahlil aracı Marksizm’i yeniden göreve çağıracaktı. Burjuvazinin (Davos’ta temsil edilen) “akılcı” (Keynes’ci?) kanadı bu konuda oldukça eliaçık davranırken, gündemde artık bir “Bolşevik devrim” ihtimalinin olmamasının tadını da çıkartıyordu. Öyle ki, Eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde bulunan ve “Karl Marx Stadt” adıyla anılan Chemnitz’de Sparkasse Bankası’nın çıkardığı MasterCard’ın üzerinde Karl Marx’ın bir fotoğrafının yer alması[23] jet sosyetenin eğlencesi hâline gelmişti…

Ama Marksizm’e bu yeni ilginin “sokak” ayağı, burjuvazi açısından o kadar da “eğlendirici” değildi…

Küreselleşme karşıtı protetolarda vurgunun giderek “kimlik”ten “sınıf”a doğru kaydığı, gözlemcilerin dikkatini çeken bir nokta. Göstericiler ve muhalif hareketler tüm dünyada giderek daha fazla Marksizm’den esinlenmekte. Kadınlar üzerindeki eril tahakküm, ırkçılık, LGBTQ+’ların uğradığı ayırımcılık, ekolojik kriz vb. 1980-90’lı yıllarda münhasıran kimlik paradigması çerçevesinde ele alınan sorunlar, bugün artan ölçüde kapitalist sistem ve onun çapını durmaksızın genişlettiği eşisizliklerle ilişkilendirilmekte. Güvencesiz çalışma, artı-değer sömürüsü, barınma krizi, emperyalizm gibi Marksist terminolojiyle bağlantılı kavramlar kitlesel protesolarda giderek daha fazla öne çıkıyor. Grevler ve işçi eylemlerindeki “patlama” da bu yönelişi payandalayan unsurlar…

Stuart Jeffries’in yıllar önce The Guardian’da aktardığı, 27 yaşındaki genç bir protestocunun sözleri, yalnız İngiltere için değil, ABD de dahil tüm dünyadaki “hoşnutsuzlar”ın giderek daha çok benimsediği bir düşünce hattı hâline gelmekte: “Ancak sınıf gerçekliğimize geri döndü, çünkü iktisadi kriz insanları farklı tarzlarda etkiliyor ve ‘Hepimiz aynı teknedeyiz’ yollu koalisyon mantrası hakaretamiz ve gülünç. 1990’larda öne sürüldüğü gibi hepimizin orta sınıf olduğunu söylemek artık olanaksız. Hükümet reformları sınıf temelli. KDV atışları, örneğin, işçileri orantısız olarak etkiliyor. (…) Bu, açık bir sınıf savaşı. Emekçiler 2016 yılında, yüzyılın başında olduğundan daha kötü durumda olacak. Ama bu sıkıntıları yaşayan yüzde 40’un yanında olduğunda, sınıf savaşçısı olmakla suçlanıyorsun.”[24]

Bu düşünceler, kamuoyu anketlerine de yansıyor. ABD’nde “Z Kuşağı” denilen 1997 sonrası doğumluların (30 yaş -) yüzde 53’ü sosyalizmi kapitalizme (% 45) tercih ettiğini belirtirken, yüzde 38 komünizme “sıcak” baktığını söylüyor. Yüzde 51, “demokratik sosyalist bir aday”a oy vermeye yatkın olduğunu bildiriyor.[25]

Bu tablo, ABD yönetimini olduğu kadar, ABD “sağ”ını da alarma geçirmiş durumda. Öğrencilere anaokullardan başlayarak “komünizmi anlatan”, daha doğru bir deyişle antikomünist bir endoktrinasyonu hedefleyen bir “eğitim reformu” talepleri ve girişimleri yükseliyor.[26]

* * *

Özetle, sınır tanımayan sömürü ve talan düzeni, “kendi mezar kazıcıları”nı biçimlendirmeye başladı. “Sınıf savaşı” yeniden devreye giriyor; daha doğru bir deyişle, emekçiler, yağmalananlar, sömürülenler “Yüzde 1”in kendilerinden çaldıklarını geri talep etmek için yeniden harekete geçiyor, “sınıflar savaşı”nda ait oldukları yeri alıyor. Dünyada ve ABD’de. Bu anlamda, (yüzde 1’in aparatları olarak) Trump ve hempasının korkuları salt bir manipülasyon çabası ya da paranoyadan ibaret değil.

Bu “savaş”ın sonuçlarını ise tarafların örgütlenme yetisi, kararlılığı, iradesi, ısrarı ve neleri göze alabildikleri belirleyecek…

2 Eylül 2026 19:07:01, Muğla.

N O T L A R

[1] Leonard Cohen, “Democracy”.

[2] İman ve Özgürlük Koalisyonu (Faith and Freedom Coalition): ABD’de toplumsal yaşam ve ahlaki değerlerde muhafazakârlığı, ekonomide neoliberalizmi savunan bir “STK”. 2009 yılında Hıristiyan Koalisyonu’nun da organizatörlerinden Ralph Reed tarafından kuruldu. Kürtaja, marijuananın tıbbi kullanımına ve eşcinsel evliliklere karşı çıkıp, zenginlerden daha az vergi alınmasını, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini, serbest piyasayı, savunmanın güçlendirilmesini ve İsrail’i savunur.

[3] Sara Pequeño, “Communism isn’t taking over the US, despite what GOP says” , USA Today, https://www.usatoday.com/story/opinion/columnist/2026/07/01/trump-communism-democrat-socialists-midterms/90752688007/

[4] Vivian Salama ve Jack Rodriquez-Vars, “The Danger of Trump’s Anti-Communist Rhetoric”, The Atlantic, 4 Ağustos 2026, https://www.theatlantic.com/national-security/2026/08/suddenly-communists-are-everywhere/688161/

[5] Pequeño, a.y.

[6]  Salama ve  Rodriquez-Vars, a.y.

[7] “Return of the Red Scare: how the US right is weaponising the word ‘communism’”, The Converation, https://theconversation.com/return-of-the-red-scare-how-the-us-right-is-weaponising-the-word-communism-288715

[8]  Salama ve  Rodriquez-Vars, a.y.

[9] Harmeet Kaour, “Why does Trump keep talking about ‘communism’?”, 8 Temmuz 2026, https://edition.cnn.com/2026/07/08/us/word-of-week-communism-trump-cec

[10] Ledger Wham, “Trump’s Red Scare: Communism in America”, https://www.trillmag.com/news/explain-5/trumps-red-scare-communism-in-america/

[11]  Salama ve  Rodriquez-Vars, a.y.

[12] Bkz. S. Özbudun, “… ‘Büyük Birader’in ‘Mücadelesi: CIA ve ‘Kültürel Savaş’…”, Kaldıraç, Ağustos 2026, sayı: 301, ss. 55-65.

[13] Suzanne Blake, “List of Communists Currently Holding Office in US on Karl Marx’s Birthday”, Newsweek, 5 Mayıs 2026, https://www.newsweek.com/list-of-communists-currently-holding-office-in-us-on-karl-marxs-birthday-11916364

[14] David Brydan, “Donald Trump has launched another ‘Red Scare’ in the US – it’s a favourite tactic of the right”, The Conversation, 28 Temmuz 2026, https://theconversation.com/donald-trump-has-launched-another-red-scare-in-the-us-its-a-favourite-tactic-of-the-right-288428

[15] David Brydan, a.y.

[16] Emin Arslan, “ABD Ön Seçimlerinde Hangi Parti Öne Çıktı? Trump İçin Tehlike Kapıda”, Habertürk, 28 Ağustos 2026, https://www.haberturk.com/dunya/abd-on-secimlerinde-hangi-parti-one-cikti-trump-icin-tehlike-kapida-3908451.

[17] Bkz. Eduardo Cuevas, “GOP calls them ‘communists.’ Here’s what democratic socialists believe”, USA Today, 11 Temmuz 2026, https://www.usatoday.com/story/news/politics/elections/2026/07/11/democratic-socialist-versus-communists-trump/90839578007/ ve, Steve Thompson, “Democratic socialists want to reshape the economy. Here’s how” The Washington Post, 10 Temmuz 2026, https://www.washingtonpost.com/business/2026/07/10/what-difference-between-democrats-democratic-socialists/.

[18] Mary McCue Bell, “Communist Party USA denies that Democrats aiming for Congress are communists”, The Washington Times, 4 Temmuz 2026, https://www.washingtontimes.com/news/2026/jul/4/communist-party-usa-denies-democrats-aiming-congress-communists/?srsltid=AfmBOoquwTR0YjZqh6qK2nGbjYoggRrQZ8UGV3wRM0X_A4TDaHehlKZX

[19] “Moderate Democrats Prepare for ‘War’ Against an Ascendant Left”, The New York Times, 6 Ağustos 2026, https://www.nytimes.com/2026/08/06/us/politics/democratic-party-socialists-moderates.html

[20] “ABD Kamuoyunun İran Savaşına Desteği Geriledi”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 25 Ağustos 2026, https://www.sde.org.tr/haber/abd-kamuoyunun-iran-savasina-destegi-geriledi-haberi-66655

[21] Shannon Pettypiece, “America’s wealth gap is growing, and Trump’s policies are making it bigger”, https://www.nbcnews.com/business/economy/trump-economy-wealth-gap-americans-affordability-inflation-prices-rcna264112

[22] “Democrats Tossed Out: Defeat Trumpism with Communism!,” Revolutionary Communistsi of America, https://communistusa.org/democrats-tossed-out-defeat-trumpism-with-communism/

[23] Stuart Jeffries, “Why Matxism is on the rise again?” The Guardian, 4 Temmuz 2012, https://www.theguardian.com/world/2012/jul/04/the-return-of-marxism

[24] Stuart Jeffries, a.y.

[25] Cato Institute, “New Poll: Nearly Half of Americans Don’t Know What America’s 250th Is Celebrating” 2 Temmuz 2026, https://www.cato.org/blog/new-poll-nearly-half-americans-dont-know-what-americas-250th-celebrating

[26] Örneğin bkz. Rev. Ben Johnson, “Half of Gen Z supports Marxism/socialism. Here’s why.” https://blog.acton.org/archives/117396-half-of-gen-z-supports-marxism-socialism-heres-why.html

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL