ENTEGRASYON! NASIL VE NEYİN ENTEGRASYONU? | Sinan Çiftyürek yazdı
SDG’nin kendini resmen feshettiğini ilan etmesinin ardından X hesabımda yaptığım açıklamaya gelen lehte-aleyhte görüşler üzerine konuyu ele alan bir yazı yazacağımı belirtmiştim.
SDG ve Özerk Yönetim temsilcilerinin 10 Mart 2025’te Ahmet Şara ile imzaladıkları anlaşmayla hem Kürt halkına hem de bölge halklarına büyük güven vermiş ve geleceğin Suriye’sinde halklar ile inançların federal bir sistemde birlikte özgürce yaşamalarının kapısını aralamıştı. Fakat Ortadoğu’nun oynak siyaset denkleminde yaşanan gelişmeler sonucunda 29 Ocak 2026 ile başlayan gerileme-daralma dün artık yeni bir boyuta vardı. Bir süredir Rojava’daki özerk kurumların tasfiye edilerek Suriye devletinin ilgili kurumlarına bireysel katılmaları zaten sürüyordu. 25 Ağustos 2026’da ise SDG kendini feshettiğini duyurdu ve böylece Rojava Kürdistan’ında özerklik statüsünün tasfiyesiyle bir dönem kapandı. Özerk yapının tasfiyesini söylemek kolay yaşamak ise başta özerk yapının kuruluşunda ağır bedel ödeyen halkımız olmak üzere dört parçada halkımız için kabullenip sindirmek çok zor. Ancak gerçeğimiz bu. Kürt halkı ve dostları gerçeğe teslim olmadan zorlu, uzun soluklu sivil demokratik mücadeleyle yeniden yola koyulacak. Yola koyulurken elbette sıfırdan başlamayacak.
1 – Entegrasyon ama nasıl?
Biz komünistler entegrasyona karşı değiliz. Entegre olmak farklı parçaların bir araya gelerek birleşmeleri, elbette farklılıklar korunarak birleşik yapılanma oluşturmaları demek. Dünya’da federal ve özerk yapıları barındıran onlarca entegre devlet var. ABD, Hindistan, dün SSCB bugün Rusya ve belirli farklılıklarla İspanya, Büyük Britanya, Irak, Çin… entegre devletlerdir. Federal ya da özerk bölgeleri barındıran devletlerin tamamında siyasi, idari (Kürdistan Federal Bölgesi özelinde askeri) özerk kurumların federal sistem ile entegrasyonları söz konusu. Kısacası Kürdistan Federal Bölgesi, Bask, Katalanya, İskoçya, K. İrlanda, Tataristan, Uygur Özerk Bölgesi… vb. tamamında ulusal özgürlük meselesinin federal ya da özerklik temelindeki çözümünde bireyin sisteme entegrasyonu değil özerk sistemlerin/kurumların özgün varlıkları korunarak entegrasyon gerçekleşmiş. Hepsinin belirli farklılıklarla kendi ulusal parlamentosu, bayrağı, ana dilden zorunlu eğitimi ve yerel polis gücü var. Bireyin sisteme entegrasyonu ise birleşmek değil sisteme ya da kuruma katılmak olup asimilasyona kapıyı açar. Suriye ve Türkiye rejimlerinin Rojava ve Kuzey Kürdistan’da hedefleri zamana yayılmış bir entegrasyonla ulusal demokratik potansiyeli etkisizleştirmek.
Bugün Suriye’de Kürt halkına dayatılan entegrasyon, Türk ve Suriye tarzı olarak geliştirilmek istenen entegrasyondur! Daha doğrusu entegrasyon değil asimilasyondur. Özerk Rojava’nın yerel hükümeti, meclisi, bayrağı, idari kurumları bu amaçla tasfiye edildi. Ama bununla yetinmediği görülüyor. Yetinseydi Kürt dili eğitimde seçmeli ders yapılmazdı.
Türkiye’nin, Kuzey Kürdistan’da olduğu gibi Rojava’da da hedefi bireyin sisteme entegrasyonu yani asimilasyon! Sonuç, Türkiye-Suriye tipi entegrasyonun ilk sonuçları netleşti; Suriye’de tek parlamento/hükümet, tek bayrak, tek devlet, tek ordu hedefleri şimdilik tamamlandı. Böylece Batı Kürdistan’da ki 13 yıllık fiili özerklik tasfiye edildi ancak başta Rojava halkımız Kürdistan halkı asla bunu kabul etmiyor.
2 – HTŞ, “Arap-Kürt Sünni bloku kurduk” deyip halklara, inançlara yönelebilir
HTŞ rejimi ve destekleyenler “Suriye’de büyük Arap-Kürt Sünni bloku kurduk” diyerek Kürtler ile anlaşmayı Dürzi, Alevi ve Hıristiyan halkları baskı altına almanın dayanağı yapabilir. ABD ve Batı’nın elbette Türkiye’nin, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin “iç istikrarı” ve bölgesel konumunun güçlendirilmesinde Kürtleri, HTŞ iktidarına dayanak yapmak gibi bir planları olduğunun ipuçları var ve böyle bir ihtimal bile gelecek açısından son derece risklidir. Dolayısıyla HTŞ ile gerçekleşen uzlaşma, Kürtlerin bölge halklarıyla ilişkilerinde kırılmalara yol açabilir, bu tehlikeyi barındırıyor.
Kürt halkının, Rojava ve Suriye genelinde IŞİD’e karşı ağır bedellerle yürüttüğü ulusal özgürlük ve demokrasi mücadelesinde başta Dürzi ve Alevi halkı olmak üzere bölge halkları ve inançlarıyla kurduğu kardeşlik ve dostluk ilişkisi bu süreçte ciddi yara alabilir. Ayrıca şunu belirteyim Kürt siyaseti HTŞ’nin icraatlarına ortak olmamaya özen göstermeli. Ve de ABD/Batı blokunun içerde konumu güçlendirilmiş HTŞ’yi yarın Lübnan Hizbullah’ının üzerine sürme hesaplarının da olabileceği bir tarafa not edilmeli.
3 – Cumhur İttifakı gibi HTŞ’de Kürt sivil siyasal mücadelesinden korkuyor
Elbette Rojava Özerkliği, bölgesel ve küresel aktörlerin kirli çıkarlarının örtüştüğü ittifak kıskacında tasfiye edilirken, ulusal birlikten yoksun olmasının da etkisiyle Kürt halkının gücü bu tasfiyeyi engellemeye yetmedi. SDG ile birlikte özerklik statüsü de tasfiye edildi. Bundan böyle sivil demokratik siyaset zemininde Kürt siyaseti yeniden uzun bir yola koyulmak ile yüz yüze. Tam da burada şu noktaya herkesin dikkatini çekmek istiyoruz; tıpkı Cumhur İttifakı gibi HTŞ hükümetinin de silah bırakma sonrasında en çok korktukları iki şey var; Kürtlerin sivil demokratik mücadele temelinde siyaset yapmaları ve ulusal birlik halinde davranmaları. Her ikisine ilişkin sinsi planlarının olduğu, olacağı açık. Zaten PYNK ile ENKS’nin ulusal birlik halinde Şam hükümetiyle görüşme yapmamış olmaları HTŞ iktidarının elini güçlendiren önemli bir faktör.
Ayrıca HTŞ ve PYD hem farklı siyasal partiler ve ezen-ezilen milletleri temsil ediyorlar, hem de yıllarca karşıt siyasal kutuplarda savaştılar. Elbette savaşanlar gün gelir anlaşır barışırlar. PYD-SDG’nin Şara hükümetiyle anlaşmasına değil içeriğine karşı çıkıyoruz. Özelde de Şara’nın, özerk statünün tasfiyesinin ardından Kürt siyaset kadrosunun simge isimlerini kararnamelerle danışman, müsteşar vb. atamasının birden fazla hesabı içerdiğini, ilgili kadroları siyaset dışı bırakmanın bu hesaplardan biri olabileceği düşünülmeli.
4 – Rojava Özerk yapının bugünkü duruma geriletilmesinde kim sorumlu?
İngiltere-ABD ekseninin, politika değiştirerek bölgede Suriye ve Irak devletlerini esas alan merkezileşmeyi geliştirmeleri sorumluların başında gelir. Türkiye ve diğer sömürgeci devletler de ayrıca bu politikanın oluşturulmasında aktif rol oynadılar ve hedeflerinde Rojava’nın yanı sıra “yılanın başı” dedikleri Kürdistan Federal Bölgesi bulunuyor.
İlginçtir politikanın hedefine devlet dışı aktörlerin tasfiyesi konulmuş ancak pratikte Hamas, Hizbullah, Haşdi Şabi, Husiler vb. yerinde dururken Özerk Rojava statüsü tasfiye edildi. Özerk yönetimin tasfiyesinde Kürt siyasetinin rolü nedir diye ayrıca düşünmeliyiz. Kürt siyaseti de bu durumdan sorumludur. Rojava’da Kürt siyasetinin küçük bir alanda bölgesel-küresel aktörlerin hesaplarının bazen örtüştüğü bazen de çatıştığı koşullarda yaptığı siyasi manevraların karşılık bulmaması gerçeği var. Bununla birlikte yer yer düştüğü politik hatalar da var ve önemlisi PYNK ile ENSK’nin ulusal birlik halinde hareket etmemeleri bu tasfiyede ayrıca payı olmuştur. Sonuç devlet dışı aktörlerin tasfiyesi politikasının ilk kurbanı Rojava özerkliği oldu.
5 – Zorunlu anadil eğitiminden seçmeli derse gerileme
Rojava’da Özerkliğini kim neden hedef aldı? Yukarıda üzerinde durdum burada şunu da ekleyeyim; bir diğer neden; Kürdistan Federal Bölgesi ile Özerk Rojava; daha devletleşmeden Kürdistan’ı halklar ve inançlar bahçesi yapmalarıydı. Rojava Özerk Yönetim’in Halklar ve İnançlarla Sözleşmesi, Kürt dilinin yanı sıra birden fazla dil ilkokuldan üniversiteye zorunlu eğitimi vardı ve inançlar eşit temsil ediliyordu. Kürdistan Federal Bölgesi’nde ise 5 dilden zorunlu eğitim ve birden fazla inancın diyanet kurumunda eşit temsili uygulanıyor. Kürtler Ortadoğu’da yeni referanslarla sahne alıyorlar. Halklar ve inançlar hapishanesi İran ile Türkiye başta olmak üzere sömürgeci devletler en büyük tehdit olarak bunu görüp Kürt statülerini hedef aldılar. Önce Rojava şimdi Federal Kürdistan hedefte!
İşte bu nedenle Rojava’da sadece özerklik statüsünün tasfiyesini yeterli görmeyen HTŞ ve destekçileri 13 yıldan beri uygulanan çok dilli zorunlu eğitim sistemini de iptal ettiler. Kürt dilinde zorunlu eğitimden seçmeli derse gerileme yaşandı.
Kürt dili, cumhurbaşkanı kararnamesi ile “ulusal dil” olarak tanımlanıyor, “eğitim sistemine giriyor” hatta “2026-2027 eğitim yılı için resmi müfredat hazırlanıyor”….vb. deniliyor ama unutmayalım ki SEÇMELİ DERS olarak. Yani ilkokuldan üniversiteye eğitim öğretim dili hakkı tanınmıyor dolayısıyla Arap dilinin yanı sıra resmi dil statüsü verilmiyor.
Suriye Arap Cumhuriyeti’nde, Kürt diline yapılan ayrımcılık aşıldı diyenler kara propaganda yapıyorlar. Ayrımcılık aşılmadı haftada 3 saat seçmeli ders hakkının tanınmasıyla sadece biraz gevşetilmek isteniyor. İsteniyor çünkü bunlar daha kesinleşmiş değiller. Sahi Kürtler ile Araplar eşit ve kardeş ise Kürt dili neden Arapça ile eşit değil neden aynı zorunlu eğitim ve resmiyete sahip değil?
6 – Kürt halkının tutunma ve yeniden tırmanışın iki kalkış noktası!
HTŞ hükümeti yazının başında belirttiğim ulaştığı tekçi hedeflerle yetinmiyor. Yukarıdaki dört tekçi hedefe vardıktan sonra yeni hedefi (ki Türkiye’nin de hedefi) Anayasa’da Kürtlerin ayrı millet olarak tanınmasına karşı durmak ve Kürt dilinin zorunlu eğitim dili değil seçmeli ders olmasını dayatmak!
Kürt siyaseti ise, öncelikle tutunma veya direnç noktaları olarak, Anayasa’da Kürtlerin tanınması ve Kürt diliyle ilkokuldan üniversiteye zorunlu eğitim hakkını kırmızı çizgisi görmeli. Bu iki temel hedef kazanılabilirse yani Kürtler Anayasa’da tanınıp Kürt dili de ZORUNLU eğitim dili ve ikinci resmi dil olması kabul ettirilirse o zaman bu iki tutunma çizgisini dayanak yaparak kazanımlarını yeniden 2013’te kurulan Özerklik statüsüne vardırmada yol alabilir.
Demek ki sömürgeci devletler sadece siyasallaşmış coğrafya olarak Kürdistan’dan değil millet olarak siyasallaşmış Kürt varlığını ve dilini de tehdit görüyorlar.
Kısacası bundan sonra, Kürt halkı ve siyaseti ile Suriye Arap cumhuriyeti arasında şu üç alanda siyasal mücadele yoğunlaşmalı:
*Anayasa’da Kürt milletinin varlığının tanınması,
*Kürt dili ilkokuldan üniversiteye zorunlu eğitim dili ve ikinci resmi dil olması,
*Yerel yönetimler olarak belediyelerin özerklik alanlarının ademi merkeziyetçilik temelinde güçlendirilmesi…
Kürt siyaseti somutta PYNK ile ENKS bu hedeflere varmada ulusal ittifak ile davranırsa başarıya ulaşır. Şimdi olduğu gibi Kürt siyasetinin farklı kanatları ayrı ayrı Şam’ın kapısını çalmaya devam ederlerse bu hedeflere ulaşmak zorlaşır.
31 Ağustos 2026
canbegyekbun@hotmail.com
