Komünist Parti Örgütlenmesi: Yeni Çağda Değişim | Bülent Kırat yazdı
Kapitalizm değişiyor.
Emek süreçleri değişiyor.
İşçi sınıfının yapısı değişiyor.
Teknoloji, iletişim, üretim ilişkileri ve insanların yaşam tarzı baş döndürücü bir hızla dönüşüyor.
Peki ya biz?
Belki de bugün komünist hareketin önündeki en önemli soru, kapitalizmin gücü değildir. Asıl soru şudur:
Biz gerçekten yaşadığımız çağı anlayabiliyor muyuz?
Çünkü çağını doğru okuyamayan hiçbir siyasal hareket, onu değiştiremez.
Marx’ın yöntemi bize hazır reçeteler bırakmadı. Marx, toplumu sürekli değişen bir süreç olarak ele aldı. Lenin de örgüt anlayışını Rusya’nın somut koşulları içinde geliştirdi. Ne Marx, ne Lenin kendi dönemlerinin örgüt modelini evrensel ve değişmez bir kalıp olarak sunmadılar. Onlar yöntem bıraktılar; o yöntemi her dönemde yeniden üretme görevini ise sonraki kuşaklara bıraktılar.
Bugün belki de en büyük tehlikemiz, Marksizmi yaratıcı bir yöntem olmaktan çıkarıp tarihsel bir ezbere dönüştürmektir.
İşçi sınıfı değişti, biz değişebildik mi?
Bir zamanlar büyük fabrikalar vardı.
Binlerce işçi aynı kapıdan giriyor, aynı sirenle çalışıyor, aynı mahallede yaşıyordu.
Bugün ise milyonlarca emekçi küçük işletmelerde, çağrı merkezlerinde, depolarda, lojistik şirketlerinde, hastanelerde, restoranlarda, dijital platformlarda, evden çalışarak ya da güvencesiz biçimlerde üretime katılıyor.
Artık algoritmalar patronluk yapıyor.
Kurye uygulamaları işçinin çalışma temposunu belirliyor.
Yapay zekâ üretim süreçlerini yeniden şekillendiriyor.
Peki bizim örgütlenme anlayışımız bu dönüşümü ne kadar kavrayabiliyor?
Hâlâ dünün fabrikasını mı arıyoruz?
Yoksa bugünün emekçisini mi örgütlemeye çalışıyoruz?
Gençler neden bize gelmiyor?
Bu soruyu yıllardır yanlış soruyor olabiliriz.
Belki de doğru soru şudur:
Biz gençlerin bulunduğu yerlere gidiyor muyuz?
Gençler siyasetsiz değil.
Aksine tarih boyunca belki de en fazla bilgiye ulaşabilen kuşaklardan biri.
Ancak onların dili farklı.
Bilgiyi kısa videolarla tüketiyorlar.
Dijital ağlarda tartışıyorlar.
Kimliklerini internet üzerinden kuruyorlar.
Bireysellik ile dayanışma arasında yeni ilişki biçimleri geliştiriyorlar.
Biz ise hâlâ elli yıl önce kullandığımız kavramlarla konuşuyoruz.
Gençler bizi anlamıyor olabilir.
Ama belki biz de onları anlamıyoruz.
Parti yalnızca toplantı yapan bir örgüt müdür?
Belki de bugün en temel tartışmalardan biri budur.
İnsanlar neden partiye gelsin?
Sadece bildiri dağıtmak için mi?
Sadece aidat ödemek için mi?
Sadece toplantılara katılmak için mi?
Yoksa parti insanların hayatını değiştiren bir dayanışma merkezi mi olmalıdır?
İş bulmada…
Hukuki destek sağlamada…
Kültürel üretimde…
Mahalle dayanışmalarında…
Kadın mücadelesinde…
Göçmenlerin sorunlarında…
Ekolojik mücadelede…
Dijital haklarda…
Parti insanların günlük yaşamının bir parçası haline gelebiliyor mu?
Örgütlenmeye nereden başlamalı?
Belki de yanlış yerden başlıyoruz.
İnsanlara önce Marksizmi anlatmaya çalışıyoruz.
Oysa insanlar önce hayatlarını anlatıyor.
Kiralarını…
Borçlarını…
İşsizliği…
Çocuklarının geleceğini…
Barınma sorununu…
Yalnızlıklarını…
Belki de örgütlenme önce insanı dinlemekle başlar.
Çünkü güven oluşmadan hiçbir siyasal bilinç gelişmez.
Yeni bir örgüt kültürüne ihtiyacımız var mı?
Belki de yalnızca yeni bir programa değil…
Yeni bir örgüt kültürüne…
Yeni bir çalışma ahlakına…
Yeni bir yoldaşlık anlayışına…
Yeni bir siyasal dile ihtiyacımız var.
Çünkü insanlar artık sadece ne söylediğimize değil, nasıl yaşadığımıza da bakıyor.
Parti üyeleri toplum içinde güven veren insanlar mı?
Dayanışmayı gerçekten yaşıyor muyuz?
Eleştiriyi geliştiren bir kültüre sahip miyiz?
Yoksa eleştiriyi tehdit olarak mı görüyoruz?
Sonuç yerine…
Belki de bugün yeniden Lenin’i okumamız gerekiyor.
Ama Lenin’in cümlelerini ezberlemek için değil…
Onun yaptığı gibi kendi çağımızı anlamak için.
Belki yeniden Marx’ı okumamız gerekiyor.
Ama Kapital’den alıntılar yapmak için değil…
Kapitalizmin bugünkü biçimini çözümlemek için.
Çünkü sorun Marx’ın eskimesi değildir.
Sorun, bizim yaşadığımız çağı yeterince analiz edip edemediğimizdir.
Ve belki de önümüzde duran en büyük soru şudur:
Biz, geçmişin başarılı örgüt modelini korumaya mı çalışıyoruz; yoksa geleceğin devrimci örgütünü mü inşa etmeye?
Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca partimizin geleceğini değil, emekçi sınıflarla kuracağımız ilişkinin niteliğini de belirleyecektir.

