Ulus devlet dayatması neden işlemez?
1789 Fransız Devrimi, ulus devletin ve modern yurttaşlığın temellerini atmıştır.
Ulus devlet, kavramsal olarak zoraki ortak dile dayalı “devletle” özdeş hale gelmiştir. Oysaki ulus devletin sahip olması gereken “modern yurttaşlık”; anayasal haklar, görevler ve eşitlik temelinde tanımlanan hukuksal bağdır.
Bir ulus devlet olmakla övünenler için şu unutulmamalıdır: Ulus devlet, devleti oluşturan halkların, etnik grupların dillerini, kültürlerini, kimliklerini inkâr etmek anlamına gelmiyor ki.
Buna örnek olarak İtalya verilebilir. İtalya’yı oluşturan Sardinya Krallığı merkezli; Lombardiya, Toskana, Napoli, Sicilya gibi parça parça devletler, gönüllü birliktelikle Roma başkentli İtalya’yı kurdular. Floransa lehçesi baz alınarak oluşturulan standart İtalyanca, 1861’de nüfusun sadece %2,5’i tarafından konuşuluyordu.
Napoli, Sicilya, Venedik gibi güçlü lehçeler konuşma ve yazı dili olmakla birlikte resmî dil İtalyancadır. Hiçbir dil ayıp, yasak, günah değildir. Vatikan bu gönüllü birlikteliğin içerisinde yer almadı diye kimse Vatikan’ı yakıp yıkmadı. Vatikan, İtalya’da özerk bir yapıya sahiptir. Farklı dil, kültür, kimlik politikalarıyla bölgesel farklılıkları tanıyan İtalyan ulus devleti inşa edildi.

Ayrıca resmî dil, ulusal kimlik hissini devam ettirmekte de yetersizdir. Ulus devletlerde resmî dil, “Biz” duygusunu yaratamıyor. ABD, İngiltere, Avustralya resmî dilleri İngilizce olmalarına rağmen farklı milletlerdir. Almanya ve Avusturya Almanca konuşmalarına rağmen Avusturyalılar, “Biz Alman değiliz” diyorlar.
Ulus devletler tek dili dayatınca azınlıklar tepki gösterip kendi dil, kimlik ve kültürlerine daha çok sarılabiliyor, onlara daha çok sahip çıkıyorlar. Yani asimilasyon ters tepiyor.
Almanca konuşan Alsaslılar kendilerini, Fransızca konuşan ulus mensuplarının yaptığı gibi olmasa da Fransız ulusunun parçası sayıyordu ve çoğu hâlâ sayar. Bu nedenle ortak ulus inancının niteliksel dereceleri vardır.
Baltık Almanları (bugünkü Estonya ve Letonya topraklarında 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yaşamış Almanca konuşan azınlık topluluk) arasında ne Almanlarla dil bağlarının çok değerli görülmesine varan bir ulus hissi ne de siyasi birlik arzusu göremeyiz; gerçekte çoğu böyle bir birleşmeden nefret ediyordu.
Irk faktörü çoğu zaman özel bir etkiye sahiptir. Birleşik Devletler’deki Beyazlara göre Zenciler ve Beyazlar ortak bir ulus kimliğiyle birleşmiştir; fakat Zenciler, en azından bu ortaklık üzerinden hak iddia ederek Amerikan ulusu hissine sahiptir.
Zaman zaman “ulus” kavramının bizi siyasi güce yönelttiğini tespit ederiz. Dolayısıyla kavram, eğer tek biçimli bir olguyu işaret ediyorsa; ortak bir dil, din, ortak gelenekler ya da siyasal hatıralar paylaşan insanlara ait güçlü bir siyasal topluluk fikriyle ilişkili özel türden bir duyguyu işaret eder. Böyle bir devlet zaten var olabilir veya arzu edilebilir.
Bir devletin ulusal sınırları içerisinde yaşayan halkların, etnik grupların, azınlıkların dillerini, kimliklerini, kültürlerini inkâr ederek, yok sayarak ya da imha ederek ulus devlet olunmaz, olunmuyor da.
Son olarak, ulus teriminin pek de uygun düşmediği durumlar vardır. Örneğin İsviçreliler ve Belçikalılar ya da Lüksemburg ve Lihtenştayn halkı tarafından paylaşılan kimlik hissine bakın. Eğer ortak dil veya ortak edebiyat ve sanatı ölçüt alırsak bu devletler birer ulus değildir.
Bu ülkeler, ulus devlet tanımını esneterek etnik veya dilsel bir birliğe değil; ortak siyasi değerlere ve birlikte yaşama iradesine dayalı devletlerdir. Bu ülkeler, demokratik hak talepleri mücadeleleri ile şekillenmişlerdir. Onun için Batı ulus devletler kapsayıcı, Doğu ulus devletler ise ırkçı ve tekçidir.
