Baas rejimi tarafından idam edilen ilk Kürt kadın olan Leyla Qasim, 12 Mayıs 1974’te Bağdat’ta celladının gözlerinin içine bakarak ‘Ey Reqib’ marşını okumuş ve ‘Kürdistan’a gelin olacağım’ diyerek tarihe geçmiştir. İdamının üzerinden 52 yıl geçmesine rağmen, Qasim Kürt halkı için yalnızca bir şehit değil, aynı zamanda ulusal direnişin, kadın özgürlük mücadelesinin ve onurlu duruşun en güçlü sembolü olmaya devam etmektedir.
Leyla Qasim, 1952 yılında Güney Kürdistan’ın Xaneqin ilçesine bağlı Bamili köyünde beş çocuklu bir çiftçi ailesinin kızı olarak dünyaya geldi. Irak devletinin kuruluşundan bu yana idam edilen ilk kadın olan Qasim, ölüm karşısında sergilediği korkusuz duruşla Kürt halkının kolektif hafızasında derin bir iz bıraktı. Onun hikayesi, yalnızca bir idam haberi değil, aynı zamanda baskı rejimleri karşısında bir bireyin nasıl efsaneleşebileceğinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Neden Sembol? Leyla Qasim’in Kürt Halkı İçin Anlamı
Leyla Qasim idam edildiği gün, Kürt siyasi tarihinde bir dönüm noktası oldu ve Qasim, kısa sürede ulusal bir kahramana dönüştü.
Leyla Qasim’i Kürt halkı için bu denli önemli kılan birkaç temel unsur bulunmaktadır. Bunların başında, onun idam edilen ilk Kürt kadın siyasi mahkum olması gelmektedir. O zamana kadar Baas rejiminin infaz listelerinde yer alan isimler genellikle erkeklerden oluşuyordu. Qasim’in idamı, rejimin kadın bedeni üzerinden de siyasi mesaj verme niyetini gösteriyordu ancak sonuç tam tersi oldu.
İkinci ve belki de en önemli unsur, Qasim’in idam sehpasındaki duruşudur. Celladının gözlerinin içine bakarak Kürt milli marşı “Ey Reqib”i okuması, ölüm anında bile korkuya teslim olmadığının evrensel bir ilanıydı. Bu eylem, yalnızca orada bulunanlar için değil, tüm Kürt halkı için bir direniş manifestosuna dönüştü.
Üçüncü olarak, Qasim’in annesine gönderdiği veda mesajındaki “Kürdistan’a gelin olacağım” ifadesi, onun ölümü bir kayıp olarak değil, bir birleşme ve kutsanma ritüeli olarak yeniden anlamlandırmasını sağladı. Bu sözler, Qasim’in şehitliğini bir düğünle özdeşleştirerek, ölüm korkusunu aşan bir bilincin ifadesi haline geldi.
Tarihsel Arka Plan: Baas Rejimi ve Kürtlere Yönelik Baskılar
Leyla Qasim’in idam edildiği dönem, Irak Baas rejiminin Kürtlere karşı en şiddetli operasyonlarını başlattığı yıllardı.
1968 yılında Irak’ta iktidara gelen Baas Partisi, Arap milliyetçiliği temelinde bir devlet politikası izlemeye başladı. Bu politikanın en önemli hedeflerinden biri, ülkenin kuzeyinde yaşayan Kürt nüfusun kimliksel ve kültürel varlığını baskı altına almaktı. Arapça dışındaki dillerin resmi kullanımı yasaklanırken, Kürtçe eğitim veren okullar kapatıldı ve Kürt bölgelerine Arap nüfus yerleştirilmeye başlandı.
11 Mart 1970’te Saddam Hüseyin ile Kürt lider Mustafa Barzani arasında imzalanan özerklik anlaşması, kısa süreli bir umut yaratmıştı. Anlaşmaya göre Güney Kürdistan’ın üç vilayeti (Erbil, Süleymaniye, Duhok) özerk olacak, Erbil başkent ilan edilecek, Kürtçe ikinci resmi dil olarak kabul edilecek ve Irak hükümetinde Kürtlere beş bakanlık ile başbakan vekilliği verilecekti.
Ancak Baas rejimi bu anlaşmayı kısa sürede ihlal etti. 1974 baharında rejim, Kürtlere karşı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Binlerce Kürt köyü bombalandı, yakıldı veya boşaltılmaya zorlandı. Halepçe’nin bombalanması gibi kitlesel katliamların habercisi olan bu operasyonlar sırasında yüzlerce sivil hayatını kaybetti. İşte bu atmosferde, genç bir üniversite öğrencisi olan Leyla Qasim, halkının sesini dünyaya duyurma kararı aldı.
Çocukluğu ve Aile Bağları: Bir Kahramanın Doğuşu
Leyla Qasim, daha çocuk yaşta adalet duygusu ve eşitlik bilinciyle dikkat çekiyordu.
Xaneqin’in Bamili köyünde beş çocuklu bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Leyla Qasim, babasını küçük yaşta kaybettiğine dair bazı kayıtlar bulunmaktadır. Ablası Sabiha Qasim, onun çocukluk yıllarını anlatırken özellikle zekası ve çalışkanlığının altını çiziyor. Okulda her zaman en yüksek notları almak isteyen Qasim, öğretmenlerinin gözdesi haline gelmişti.
Ablasının aktardığı en çarpıcı anılardan biri, genç Leyla’nın okulda Irak bayrağını göndere çekme görevini yerine getirirken hissettiği çelişkiyle ilgilidir. Okul müdürü, her Perşembe düzenlenen törende bayrağı çekmesi için en başarılı öğrenci olan Leyla’yı seçiyordu. Ancak bir gün eve geldiğinde babasına sorduğu soru, onun çocuk yaşta bile ulusal kimlik bilincinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir: “Ben okulda Irak bayrağını göndere çekiyorum. Peki ne zaman Kürdistan bayrağını dalgalandıracağım?”
Bu soru, yalnızca bir çocuğun masum merakını değil, aynı zamanda Kürt kimliğinin resmi olarak tanınmadığı bir ülkede yaşayan bireyin varoluşsal sorgulamasını da içermektedir. Qasim’in ileride vereceği mücadelenin tohumları, belki de tam bu noktada atılmıştır.
Üniversite Yılları ve Siyasi Uyanış
Bağdat Üniversitesi’nde sosyoloji okuyan Leyla Qasim, Kürt öğrenci hareketinin örgütlenmesinde aktif rol aldı.
1971 yılında Bağdat Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne kaydolan Qasim, üniversite ortamının sağladığı entelektüel özgürlük içinde kısa sürede siyasi bilincini geliştirdi. Sosyoloji eğitimi, ona toplumsal eşitsizlikleri, kimlik politikalarını ve sömürgecilik mekanizmalarını analiz edebileceği kavramsal araçları sundu.
1972 yılında Kürdistan Öğrenci Birliği’nin kuruluşunda yer alan Qasim, örgütün en aktif üyelerinden biri haline geldi. Üniversite arkadaşı Şükriye Resul, o günleri şöyle anlatıyor: “Leyla siyasetle ilgilenmeyi seven bir kızdı. Tavır sahibiydi. Son derece kararlı ve cesurdu. Radikal bir kişilikti. İdam sehpasına gitme pahasına kendinden taviz vermemek o kadar da kolay bir şey değil.”
Bu dönemde Qasim, yalnızca Kürt sorunuyla değil, aynı zamanda kadın hakları ve toplumsal eşitlik konularıyla da yakından ilgileniyordu. Onun mücadelesi, ulusal kurtuluş ile kadın özgürlüğünün iç içe geçtiği bir anlayışa dayanıyordu. KDP’ye üye olma kararını açıklarken söylediği “kadınların da vatan için mücadele edebileceğini ve canını feda edebileceğini göstermek istedim” sözleri, bu bütüncül bakış açısının en net ifadesidir.
1974: Tutuklanma ve İdam Kararı
Leyla Qasim, arkadaşlarıyla birlikte planladığı eylem deşifre olduktan sonra Baas rejimi tarafından yakalandı.
Kaynaklar, Qasim ve dört arkadaşının (Cevad Hemevendi, Neriman Fuad Mesti, Hesen Heme Reşid ve Azad Süleyman Miran) Kürt halkının sesini dünyaya duyurmak amacıyla bir uçak kaçırma eylemi planladığını belirtmektedir. Filistinli direnişçi Leyla Halid’in eylemlerinden esinlenen bu girişim, belki de naif bulunabilir, ancak dönemin koşulları düşünüldüğünde uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek için bir araçtı.
Planlanan uçağın iki saat gecikmesi nedeniyle eylem deşifre oldu ve Qasim ile arkadaşları 24 Nisan 1974’te gözaltına alındı. Tutuklanmalarının ardından ağır işkencelere maruz kalan grup, düzmece bir mahkeme sürecinden geçirildi. Dönemin Irak basını, Qasim’i “terörist” olarak tanıtarak rejimin propagandasını yapıyordu.
Mahkeme süreci kısa sürdü. Mayıs ayının 3’ünde doğrudan idam kararı verildi. Qasim ve arkadaşları, sadece 13 gün içinde yargılanıp idama mahkum edildi. Bu hız, rejimin infazı bir an önce gerçekleştirerek caydırıcılık yaratma amacını açıkça göstermektedir.
Cezaevi Günleri ve Ailesiyle Son Görüşme
Leyla Qasim, cezaevinde ziyaretine gelen annesinden gözyaşı dökmemesini istedi
Tutuklanmasının 13. gününde annesi, kızını cezaevinde ziyaret etme izni aldı. Bu görüşme, bir annenin yavrusuyla son vedası olacaktı. Sabiha Qasim’in aktardığına göre, Leyla annesinin gözlerinin içine bakarak şunları söyledi: “Bak, eğer benim annem isen, gözünden bir damla yaş akmasın. Düşmanlar bizim zayıf olduğumuzu düşünmesin.”
Bu sözler, Qasim’in ölüm karşısındaki soğukkanlılığını ve direniş bilincinin ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Annesinin acısını hafifletmeye çalışırken bile, asıl kaygısının düşmanın zafere sevinmesini engellemek olduğu açıktır.
Aynı görüşmede, Qasim annesinden geleneksel Kürt kıyafetleri ve bir makas getirmesini istedi. Bu istek, onun ölümü nasıl ritüelleştirdiğinin ve kendi anısını nasıl inşa ettiğinin en önemli göstergelerinden biridir. Geleneksel kıyafetlerle idam edilmek, onun Kürt kimliğini son nefesine kadar taşıyacağının ilanıydı.
Son Vasiyeti: Saçından Bir Tutam ve Yüzük
Leyla Qasim, idam edilmeden önce saçından kestiği bir tutamı annesine, yüzüğünü ise ablasına gönderdi.
Makası alan Qasim, kendi saçlarından bir tutam kesti ve bunu annesine hatıra olarak gönderdi. Bu eylem, fiziksel varlığının bir parçasını geride bırakma ihtiyacının ifadesiydi. Annesine ilettiği mesaj ise şuydu: “Birkaç gün sonra bu Kürt kıyafetleri içerisinde idam edileceğim ve Kürdistan’a gelin olacağım.”
“Kürdistan’a gelin olmak” ifadesi, Qasim’in ölümünü bir evlilik ritüeliyle özdeşleştiren güçlü bir metafordu. Geleneksel Kürt kültüründe gelinlik, en kutsal ve saygıdeğer hallerden biridir. Qasim, kendi idamını bu kutsal statüyle ilişkilendirerek, ölümünü bir kayıp olmaktan çıkarıp bir kazanıma, bir birleşmeye dönüştürmüştür.
Parmağındaki yüzüğü de ablasına gönderilmek üzere bir arkadaşına teslim eden Qasim, idam edildikten sonra bu arkadaşı kapıya gelerek yüzüğü Sabiha Qasim’e teslim etti. Yüzük, Qasim’in fiziksel varlığının geride kalan bir başka parçası olarak, ailesi için kutsal bir hatıra haline geldi.
İdam Anı ve “Ey Reqib” Marşı
12 Mayıs 1974 sabahı, saat 07.00’de Leyla Qasim ve dört arkadaşı Bağdat’ta idam edildi.
İdam sabahı, Qasim geleneksel Kürt kıyafetlerini giymişti. Celladının gözlerinin içine bakarak Kürt milli marşı “Ey Reqib”i (Hey Düşman) okumaya başladı. Bu marş, Kürt halkının direniş geleneğinde özel bir yere sahiptir ve ölüm anında söylenmesi, Qasim’in son ana kadar kimliğinden ve direniş bilincinden taviz vermediğini göstermektedir.
Görgü tanıklarının aktardığına göre, Qasim’in sesi idam anında bile gür ve net çıkıyordu. Onun bu duruşu, sadece orada bulunanları değil, sonraki kuşakları da derinden etkilemiştir. İnfazın hemen ardından, Qasim’in annesine söylediği sözler ve idam sehpasındaki tavrı, ağızdan ağıza yayılarak kısa sürede tüm Kürdistan coğrafyasında efsaneleşti.
Aynı gün toplam 14 kişinin idam edildiği belirtilmektedir. Qasim ve dört arkadaşı, bu infaz listesinin en genç üyeleri arasındaydı. Qasim’in cenazesi, babası ve kardeşi tarafından Adli Tıp Kurumu’ndan saat 21.00’e kadar beklenerek teslim alındı.
Edebiyat ve Sanatta Leyla Qasim
Leyla Qasim hakkında sayısız şiir yazıldı, şarkılar bestelendi ve onun adı bir efsaneye dönüştü.
Ünlü Kürt şair Hemin, Leyla Qasim için yazdığı şiirde şu dizelere yer verdi: “Boynuna geçirdiği ilmik, iftihar madalyasıdır.” Bu güçlü metafor, Qasim’in idamını bir utanç kaynağı olmaktan çıkarıp bir onur nişanesine dönüştürmektedir. Hemin, bir başka şiirinde de Leyla ile Mecnun efsanesine atıfta bulunarak şöyle der: “Sen kendine aşıksın, gel de bizim Leyla’ya bak. O bize geceleri aydınlatmıştır.”
Yazar Şirin Amedi ise Qasim için “Leyla gelin oldu, damat da Kürdistan toprağıdır” (Leyla bû bûk / Zava ji axa Kurdistanê ye) dizelerini kaleme aldı. Bu dizeler, Qasim’in kendi ifadesi olan “Kürdistan’a gelin olmak” metaforunu edebi bir düzleme taşımıştır.
Qasim’in hayatı ve ölümü, sadece Kürt edebiyatında değil, aynı zamanda müzikte de geniş bir yankı buldu. Onun adına bestelenen şarkılar, özellikle genç kuşaklar arasında direniş kültürünün aktarılmasında önemli bir rol oynadı. Bugün hala birçok Kürt sanatçı, konserlerinde Leyla Qasim’e adanmış eserlere yer vermektedir.
Uluslararası Kamuoyu ve Sessiz Kalınan İnfaz
Leyla Qasim’in idamına uluslararası kamuoyu sessiz kaldı.
Qasim’in idam edildiği dönemde, Soğuk Savaş’ın etkisiyle Ortadoğu’daki insan hakları ihlalleri genellikle göz ardı ediliyordu. Irak, Batılı ülkelerle özellikle petrol alanında stratejik ilişkiler geliştirmişti. Bu nedenle Baas rejiminin Kürtlere yönelik baskıları, uluslararası kamuoyunda yeterli yankıyı bulamadı.
Birleşmiş Milletler nezdinde yapılan başvurular sonuçsuz kalırken, uluslararası feminist hareket de Qasim’in infazına yönelik kayda değer bir refleks göstermedi. Bu durum, Edward Said’in oryantalist bakış açısını doğrular nitelikteydi: Doğulu kadın direnişçiler, Batı tarafından genellikle egzotikleştirilerek ele alınıyor, politik özne olarak ciddiye alınmıyordu.
Ancak bu uluslararası sessizlik, Qasim’in kendi halkı nezdindeki sembolik değerini azaltmadı, aksine artırdı. Dış dünyadan yardım göremeyen bir halkın, kendi evlatlarının direniş hikayelerine sarılması kaçınılmazdı. Qasim, bu anlamda “bizden biri” olarak sahiplenilen ve kutsanan bir figür haline geldi.
Kadın Direnişinin Sembolü Olarak Leyla Qasim
Leyla Qasim, Kürt kadınının siyasi mücadeledeki varlığının en güçlü sembollerinden biri haline geldi.
Qasim’in idamı, özellikle Kürt kadınları üzerinde derin bir etki yarattı. Onun korkusuz duruşu, birçok kadının siyasi mücadeleye katılma kararı almasında ilham kaynağı oldu. Birçok kadın örgütlenmesi, Qasim’i kendilerine manevi bir öncü olarak görmektedir.
Qasim’in “kadınların da vatan için mücadele edebileceğini ve canını feda edebileceğini göstermek istedim” sözleri, adeta bir manifesto niteliği taşımaktadır. Bu sözler, geleneksel toplumlarda kadının rolüne dair kalıp yargıları kıran ve kadını pasif bir kurban olmaktan çıkarıp aktif bir direniş öznesine dönüştüren bir anlayışı yansıtmaktadır.
Kolektif Hafıza ve Kuşaklararası Aktarım
Leyla Qasim’in hikayesi, Kürt halkında ortak bir yas alanı yaratmış ve bu yas zamanla direnişin birleştirici gücüne dönüşmüştür.
Her yıl 12 Mayıs’ta, Kürdistan’ın dört parçasında ve diasporada Leyla Qasim anma etkinlikleri düzenlenmektedir. Bu etkinlikler, onun hikayesinin canlı tutulmasını ve yeni kuşaklara aktarılmasını sağlamaktadır. Maurice Halbwachs’ın kolektif hafıza kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, Qasim sadece bir tarihsel şahsiyet değil, aynı zamanda Kürt ulusal belleğinin sürekliliğini sağlayan kültürel bir simgedir.
Okullarda onun hayatı ve mücadelesi anlatılmakta, şiirlerinde onun adı geçmekte, şarkılarda onun direnişi dile getirilmektedir. Bu kuşaklararası aktarım, Qasim’in ölümsüzleşmesinin en önemli faktörlerinden biridir. Onun adını taşıyan sokaklar, okullar ve kültür merkezleri, fiziksel mekanlarda da varlığını sürdürmesini sağlamaktadır.
Judith Butler’ın yas tutmanın politikliği yaklaşımıyla bakıldığında, Qasim’in ölümü Kürt toplumu için ortak bir yas alanı yaratmış, bu yas zamanla direnişin birleştirici ve sürdürücü gücüne dönüşmüştür. Her yıl düzenlenen anma törenleri, bu ortak yasın ritüelleşmiş halidir.
Bugünün Mücadelesinde Leyla Qasim’in Yansımaları
Leyla Qasim’in açtığı yolda, bugün binlerce Kürt kadını siyasi ve toplumsal mücadelede aktif rol oynamaktadır.
Qasim’in idamının üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçmesine rağmen, onun mirası her geçen gün daha da büyümektedir. Özellikle 21. yüzyılda, Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği bir dönemde, Qasim’in sembolik değeri uluslararası bir boyut kazanmıştır.
Qasim’in öngörüsü gerçekleşmiş, onun idamı binlerce Kürt kadınının uyanışına vesile olmuştur. Bugün, dünyanın dört bir yanındaki Kürt kadınları, Leyla Qasim’i bir ilham kaynağı olarak anmakta ve onun mücadelesini kendi mücadelelerinin bir parçası olarak görmektedir.
Sonuç: Ölümsüzleşen Bir Sembol
Leyla Qasim, 52 yıl önce idam edildi ancak onun direnişi bugün hala milyonlara ilham vermeye devam ediyor.
Leyla Qasim’in hikayesi, bir idam haberi olmanın çok ötesine geçmiştir. O, baskı rejimleri karşısında onurlu duruşun, kimliğinden asla taviz vermemenin ve ölüm korkusunu aşan bir direniş bilincinin evrensel sembolü haline gelmiştir.
Bir Kürt şairin dediği gibi, “Leyla ölmedi, Leyla her bahar açan çiçeklerde, her dağın zirvesinde dalgalanan bayrakta, her annenin dualarında yaşıyor.” Onun “Kürdistan’a gelin olacağım” sözü, bir vasiyetten çok daha fazlasıdır: Bu söz, ölümün bile bir direniş eylemine dönüşebileceğinin ispatıdır.
Leyla Qasim‘ın idam edildiği günden bugüne, onun adı her anıldığında, celladına “Ey Reqib” diye haykıran o genç kadının sesi, dağlarda yankılanmaya devam etmektedir. Ve bu ses hiçbir diktatörlük susturamayacak kadar güçlüdür.
