Bugün, Güney Kürdistan’da Baas rejimine karşı başlatılan Raperin ayaklanmasının yıldönümü. 5 Mart 1991’de Süleymaniye’nin Raniye ilçesinde başlayan kitlesel hareket, kısa sürede bölgenin büyük bölümüne yayıldı ve Kürdistan Bölgesi’nin daha sonra kazanacağı siyasi statünün önünü açan en önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti.
Irak’ta Saddam Hüseyin yönetimindeki Baas rejimi, 1980’ler boyunca yürüttüğü askeri operasyonlar, Enfal süreci ve kimyasal saldırılarla Kürt nüfus üzerinde yoğun baskı kurmuştu. 1991’deki Körfez Savaşı sonrasında merkezi otoritenin zayıflaması, bölgede uzun süredir biriken toplumsal ve siyasal gerilimin açık bir ayaklanmaya dönüşmesine zemin hazırladı. İşte bu koşullarda başlayan Raperin ayaklanması, yalnızca bir protesto değil, kısa sürede geniş çaplı bir halk hareketine dönüştü.
Raniye’den tüm bölgeye yayılan ayaklanma
Ayaklanmanın ilk günü olan 5 Mart’ta Raniye’de halk, rejime ait kurumları ele geçirerek Irak ordusunun bölgedeki varlığına son verdi. Hareket ertesi gün Bazyan ve Pişder Ovası’na yayıldı. 7 Mart’ta Süleymaniye’de güvenlik kurumlarının kontrol altına alınmasıyla birlikte ayaklanma büyük kent merkezlerine ulaştı.
Üçüncü günden itibaren Çemçemal, Halepçe, Arbat ve Piramagrun gibi birçok yerleşim ayaklanmaya katıldı. Aynı süreçte Süleymaniye–Kerkük anayolunun kontrolü Peşmerge güçlerinin eline geçti. Bu gelişme, hareketin askeri ve lojistik açıdan güçlenmesini sağladı.
Erbil ve Behdinan’da kontrol değişimi
Ayaklanma 9 Mart’ta Erbil çevresine yayıldı. Köysancak, Şaklawa ve Soran gibi bölgelerde rejim güçleri geri çekildi. 11 Mart’ta Erbil kent merkezinde başlayan ayaklanmayla birlikte çevre mahalle ve kasabalarda Baas yönetiminin kurumları kontrol dışına çıktı.
Benzer gelişmeler Behdinan bölgesinde de yaşandı. Duhok, Akre ve çevre ilçelerde halkın ayaklanmasıyla birlikte birçok yerleşimde Baas rejiminin idari yapısı çözüldü. Mart ayının ortasına gelindiğinde Güney Kürdistan’ın büyük bölümünde kontrol değişmişti.
Kerkük’te son halka
Ayaklanmanın en önemli aşamalarından biri Kerkük’te yaşandı. 20 Mart’ta kentte başlayan ayaklanma sonucu rejim güçleri şehir merkezinden çıkarıldı. 21 Mart’ta Newroz kutlamaları sürerken kentte bazı askeri noktalarda çatışmalar devam ediyordu.
Kerkük’teki gelişmeler, ayaklanmanın bölgesel ölçekte ulaştığı en geniş noktayı temsil etti. Ancak bu durum uzun sürmedi.
Baas rejiminin karşı saldırısı ve büyük göç
27 Mart 1991’de Irak ordusu kapsamlı bir karşı operasyon başlattı. Baas rejimi birlikleri birçok şehirde yeniden kontrol sağlamaya çalıştı. Aynı gün Kerkük, birkaç gün sonra ise Erbil tekrar Irak ordusunun kontrolüne girdi.
Bu süreçte yüz binlerce kişi güvenlik kaygısıyla İran ve Türkiye sınırlarına doğru göç etti. Dağlık bölgelerde ve sınır hatlarında büyük bir insani kriz ortaya çıktı. Uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken bu gelişmeler, bölgedeki dengeleri değiştiren diplomatik adımların da önünü açtı.
Birleşmiş Milletler’in 688 sayılı kararı
5 Nisan 1991’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak’ın kuzeyinde sivillerin korunması amacıyla 688 sayılı kararı kabul etti. Bu karar doğrultusunda 36’ncı paralelin kuzeyinde uçuşa yasak bölge oluşturuldu.
Uygulama, Irak ordusunun bölgede yeniden geniş çaplı askeri operasyon yürütmesini fiilen sınırladı. Böylece Güney Kürdistan’da merkezi yönetimden büyük ölçüde bağımsız bir yönetim alanı ortaya çıktı.
Kürdistan Bölgesi’ne giden yol
Ayaklanma sonrasında Kürt siyasi hareketleri arasında yeni bir siyasi süreç başladı. Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği öncülüğünde 1992’de bölgesel parlamento seçimleri düzenlendi.
Seçimlerin ardından kurulan parlamento 4 Ekim 1992’de Kürdistan’ı Irak içinde federal bir yapı olarak ilan etti. Bu yapı, 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesine kadar geçen dönemde bölgesel yönetim modelinin kurumsallaşmasının temelini oluşturdu.
