ANASAYFAORTADOĞUABD–İran ilişkilerinin tarihsel kökeni

ABD–İran ilişkilerinin tarihsel kökeni

ABD ile İran arasındaki gerilim yalnızca güncel gelişmelere değil, 1953 darbesinden 1979 İran Devrimi’ne uzanan tarihsel bir sürece dayanıyor.

  1. ABD İran İlişkileri: 19. yüzyıldaki Büyük Oyun’da İran, sömürgeci İngiliz ve Rus imparatorluklarına karşı temkinli, sonradan dünyanın jandarmalığına soyunacak olan Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) daha güvenilir, uzaktaki yabancı güç olarak görüyordu.

İran, II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafından işgal edildi. İran savaş boyunca fiilen İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin işgali altında kaldı.

Musaddık Sovyet yanlısı değildi; Batı karşısında bağımsızlıkçı bir çizgi izliyordu. Bu çizgi özellikle petrol konusunda İngiltere ve ABD’nin işine gelmiyordu.

İngiliz ve ABD istihbaratlarının desteklediği bir darbeyle Ulusal Cephe Partisi lideri Başbakan Muhammed Musaddık hükümeti devrildi. Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin otoriter rejimi iktidara geldi. Şah monarşisi ile ABD arasında yakın bir ittifak dönemi başladı.

İran’da İslami Devrim öncesinde, 1979’a kadar ülke Şah Muhammed Rıza Pehlevi tarafından monarşi ile yönetiliyordu. Ülkeyi Batı tipi bir devlete dönüştürmek istiyordu.

ABD ile çok sıcak ilişkiler içerisindeydi. ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli müttefiklerinden biriydi ve Batı yanlısıydı. Batı taklitçiliğine dayalı modernleşmeden yanaydı. Otoriter ve baskıcıydı.

Köklü bir Fars kültürüne sahip halk, Batı tipi modernleşmeyi ve yenilikleri kabul etmedi. Batı’ya bağımlı bir modernleşmeye karşı çıkılıyordu.

Buna başta din adamları, solcular ve milliyetçiler karşı çıktılar; diğer halk kesimleri de destek verdi.

Devlet kutsandı, güçlendirildi; halk dışlandı. Şahın gizli servisi SAVAK din adamlarını ve öğrencileri hedef aldı, muhalifleri tutukladı, siyasi partileri kapattı. Toplum üzerindeki baskı ve şiddet artırıldı. Halk sindirilmeye çalışıldı. Bu durum Şah’a olan öfkeyi artırdı.

ABD, Şah rejimini ve Şah’ı kurtaramadı.

Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, İran’ı Ortadoğu’da bir istikrar adası olarak görüyordu. Şah rejiminin sağlamlığına güveniyordu. İslami devrimi küçümsedi; yeni yönetimin düşman olabileceğini tahmin edemedi. Devrimin bu kadar kısa sürede gerçekleşeceğine ihtimal vermiyordu.

Ordu bölündü ve halka karşı şiddet kullanmadı; tarafsız kaldı.

Şahın savurgan harcamaları, yolsuzluklar, ekonomik sıkıntılara duyulan tepki ve büyüyen toplumsal muhalefet rejimi zayıflattı. Şah hastaydı ve ülkeyi yönetmekte zorlanıyordu. Bu ve benzeri olumsuzluklar nedeniyle Şah rejimi çöktü.

Solcular, liberaller, milliyetçiler, dindarlar, öğrenciler ve diğer muhalif kesimler Şah’a karşı birleştiler.

Devrimden sonra en güçlü ve örgütlü kesim olan dindarlar iktidarı ele geçirdi. Bu kesim yıllarca camilerde örgütlenmişti. Milyonlarca insanla meydanları doldurdular, Şah aleyhine mitingler ve gösteriler düzenlediler. Grevlerle yaşamı ve ekonomiyi durma noktasına getirdiler.

Olaylar o kadar büyüdü ki ABD ikinci bir “Vietnam” yaşamamak için müdahaleyi göze alamadı.

İran’a olası bir müdahalede Varşova Paktı’nın ve özellikle Sovyetler Birliği’nin müdahil olmasından da çekiniyordu. Çünkü bu durum küresel bir savaşa dönüşebilirdi.

ABD’li diplomatlar yeni rejimle çalışabileceklerini düşünüyorlardı.

Tahran’daki ABD Büyükelçiliği 4 Kasım 1979’da öğrenciler tarafından basıldı. 66 diplomat ve elçilik çalışanı rehin alındı. Kadınlar, Afrikalı Amerikalılar, bazı elçilik çalışanları ve sağlık gerekçesiyle bir kişi serbest bırakıldı.

Kalan 52 kişi 444 gün rehin tutuldu.

Rehine krizi, 20 Ocak 1981’de Cezayir’in arabuluculuğunda imzalanan Cezayir Anlaşmaları ile çözüldü.

ABD bu olayla büyük bir şok yaşadı. Diplomatik ilişkiler tamamen koptu ve iki ülke birbirine düşman oldu.

Bu diplomatik kriz ABD iç politikasında da ciddi yankı buldu. O dönemin başkanı Jimmy Carter yeniden seçilme şansını kaybetti.

İki ülke arasındaki diplomatik temaslar daha sonra dolaylı yollarla yürütüldü. İran adına Washington’daki Pakistan Büyükelçiliği’nin İran Çıkarları Bölümü, ABD adına ise Tahran’daki İsviçre Büyükelçiliği’nin ABD Çıkarları Bölümü aracılığıyla ilişkiler vekaleten sürdürüldü.

İran’ın Yüksek Dini Lideri Ali Hamaney, Ağustos 2018’de ABD ile doğrudan görüşmeyi yasakladı.

Karizmatik liderlik devrimlerin gerçekleşmesinde önemli bir faktördür. Dini lider Humeyni sürgünde yaşarken bile konuşmalarının kasetleri gizlice ülkeye sokulup camilerde dinletiliyordu. Kitleleri peşinden sürükleyebiliyordu.

İşte bugün hâlâ devam eden ve zaman zaman savaşa varan ABD–İran gerilimi böyle başladı.

AKTÜEL