ANASAYFAORTADOĞUSömürgeci Strateji, İran’ın Geleceğinden Çok Kürdistan Odaklı

Sömürgeci Strateji, İran’ın Geleceğinden Çok Kürdistan Odaklı

Bölgesel savaş askeri cephede sürüyor ancak siyasi hesap Doğu Kürdistan üzerinde yapılıyor. Tahran ve Ankara’nın ortak refleksi, olası bir federal Kürdistan adımını engellemek.

Beklenen savaş başlatıldı ve Kürdistan savaşın odağında!

Savaş, İran’dan Lübnan’a, Güney Kafkasya’dan Mısır’a uzanan ve merkezinde Kürdistan’ın bulunduğu coğrafyada 5. gününde sürüyor. Ve daha ilk günden geniş bölgeyi çatışmaların içerisine çekmiş durumda. Klasik söylemle savaşı başlatmak kolay bitirmek çok zor, bu zorluk şimdi ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşta yaşanıyor.

I – İran, savaşı neden ilk günden bölgeye yaydı?

İran ilk günden savaşı bölgeye yayma stratejisi izlerken ABD üslerinin bulunduğu devletlere “gördünüz mü ABD-İsrail sizi koruyamıyor” diyerek caydırıcılık-kırılganlık yaratmak istiyor. Ayrıca savaşı geniş coğrafyada zamana yayarak karşı tarafın savaş maliyetini artırmayı hedefliyor. Başarabilir mi? Zor. Çünkü İran savaşı bölgeye yayayım derken düşman cephesini de genişletiyor. Körfez ülkelerinin tepkilerinden sonra Fransa, İngiltere, Almanya da İran’a ilişkin yaptıkları ortak açıklamada; “E3 ülkelerinin ve bölgedeki müttefiklerinin çıkarlarını savunmak için ‘İran’ın füze ve İHA fırlatma kapasitesini kaynağında yok etmeye yönelik gerekli ve orantılı savunma tedbirlerinin desteklenmesi dahil adımlar atılacağı’ kaydedildi”. Dolayısıyla İran teokratik rejimin ilk günden Körfez ülkeleri hatta Kıbrıs, Umman dahil ABD üslerini hedef alması tarihi Pers siyaset derinliği ve soğukkanlılığından da kopuk bir hamledir. Bu hamle sadece Hamaney sonrası intikam hırsı değil aynı zamanda kontrolsüz tepkilerin de sonucudur. Sanki rejim “nasıl olsa yıkılacağım benden sonra tufan” deyip kendisiyle birlikte bütün bölgeyi ateşe veriyor. Maalesef gerek ABD/İsrail saldırılarının yarattığı can kaybı gerek se İran saldırıları yüzyılda giderilemeyecek bir kan davasına yol açacak.
Elbette savaş neden ve hangi amaçlarla başlatıldı soruları önemlidir. Bu sorulara yanıt arayanlar 7 Ekim 2023’te HAMAS’ın (İzzettin el Kassam Tugayları) İsrail’e başlattıkları saldırı ve 8 Ekim sabahı Netanyahu’nun yaptığı açıklamaya bir daha baksınlar. HAMAS saldırısını “İran Direniş Ekseni”nin başarısı görüp alkışlayanlar neyi alkışladıklarına aynayı tutup düşünsünler.
Ben defalarca 21. yüzyıl küresel hegemonya savaşlarının esas Asya-Avrasya üzerinde süreceğini ve son 25 yıldır küresel hegemonya savaşlarının yine esas olarak Afganistan-Mısır-Ukrayna üçgeninde yaşandığını, bu üçgende savaşın ağırlık merkezinin bazen Afganistan-Irak-Yemen bazen Gürcistan-Ukrayna bazen de Suriye-İran-Filistin’e kaydığını ve merkezinde Kürdistan’ın bulunduğunu yazdım. Avrasya üzerinde süren egemenlik savaşlarının analizi derli toplu olarak 25 yıl önce yazdığım “Emperyalizmin Avrasya Stratejisi Ortadoğu ve Kürdistan” başlıklı kitabımda yapmıştım.

II – Savaş, emperyalist güçler arasında!

ABD/İsrail’in İran’a yeniden saldırısıyla başlayan savaş, bölge üzerinde emperyalistler arası hegemonya savaşıdır. Bir tarafta emperyalist ABD/İsrail diğer taraftan “mazlum ve anti emperyalist Direniş Ekseni’nin öncüsü İran” yoktur. Bu savaş Küresel emperyal güçler ile bölgesel emperyal güçlerin kendi çıkarlarını merkeze alan hegemonya savaşıdır. İran’ın kendisi de emperyalisttir ve İran’ın emperyalist karnesi yeni de değil çok eskilere yani Pers/Ahameniş imparatorluğuna dayanır. Bu savaşta fark şudur Batı, ABD/İsrail’i desteklerken İran, Asyalı emperyalist müttefikleri tarafından yalnız bırakılmıştır.
İran teokratik rejimi, vekil güçlerinin de aktif rol almasıyla kurduğu Şii Hilali ile belirttiğim geniş havzaya, birçok emperyalist ülkeden daha etkin kendi emperyal çıkar ve kurallarını dayatıyordu. Bölgesel vekil güçler 7 Ekim 2023 sonrası ABD/İsrail tarafından zayıflatılsa da İran bölgesel hegemonya hedefinden ve vekil güçleri desteklemekten vazgeçmedi. Bunun kanıtı halen Lübnan Hizbullah’ı ile Yemen’deki Husileri aktif desteklemesidir. Nasyonal Türk solunun görmek istemediği şudur; İran emperyal Şii Hilali ile geniş bölgeyi kıskacına alarak teokratik rejimi ihraç peşinde koşuyordu. Kısacası İran rejimi, ABD/İsrail karşısında desteklenemez. Tersi de doğrudur.
Dışarıdan müdahalelerle rejimler, iktidarlar değiştirilebilir ama demokrasi gelmez, bunun sayısız kanıtı var. Taliban, Saddam, Esad vb. rejimlerin dış saldırılarla yıkılması kimi olumlu sonuçlara yol açsa da o ülkelere demokrasi getirmemiştir. A. Nehri ve M. Hardt’ın ABD’yi 21. yy küresel imparatoru gösteren tezleri yanlıştır gerçeği yansıtmaz.
Teokratik rejime gelince, 47 yıldan beri Kürt ve İran halklarından milyonları sürgün eden, yüzbinleri göz altına alıp tutuklayan ve on binlerin idamının sorumlusu olan bu rejim savunulamaz. Düşünün ki rejimin dini lideri Hamaney ile birlikte üst düzey askeri, siyasi yöneticiler dışarıdan saldırılarla öldürülürken İran ve diasporada yastan çok sevinç varsa ve saldırılar öncesi öğrenciler “Hamaney katildir-hakimiyeti iptaldir” sloganlarını idam ve kurşunlara rağmen attılarsa… O rejim yaşayamaz. İran teokratik rejimi klasik bir rejim değil birden fazla askeri ve siyasi savunma mekanizmaları olsa da bu gerçeği değiştirmez..
Teokratik rejimin gitmesini isteyen sadece on yıllardır katliamlara uğramış ve Dr. Qasimlo, Dr. Şerefkendi gibi önemli siyasi liderleri barış masasında suikast ile katledilmiş Kürt halkı değil, bütün halklardan gençler, kadınlar, işçilerin çoğunluğu artık gerici, yobaz, despot rejimi desteklemiyorlar. Başa dönersek, dışarıdan müdahalelerle bir ülkeye demokrasi gelmez gelse de yaşayamaz ama rejimleri zayıflatarak yıkılmasına yol açmıştır, İran’da da açabilir. Çarlık Rusya’sı bunun somut örneklerinden biridir. Bolşevikler, emperyalistler arası savaşı iç savaşa dönüştürerek Çarlık rejimini yıkmışlardı. Süren savaşta da Kürt ve diğer halklara, ittifak halinde savaşı iç savaşa dönüştürerek teokratik rejimi yıkma fırsatlarını sunuyor.

III – Süren savaşın muhtemel sonuçları

*ABD/İsrail bloku; İran rejiminin nükleer programını, balistik füze sistemlerini ve askeri kapasitesini bölge için “tehdit” olmaktan çıkartmayı hedefliyor. Bu hedef artık sadece ABD/İsrail’in değil Batı bloku ve bölge ülkelerinin ortak hedefi olup İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya, Japonya benzeri İran’ın da silahlanması sınırlandırılmak isteniyor. Bunu bir şekilde gerçekleştirecekleri görülüyor.
*Teokratik rejim değişmese de artık yoluna devam edemez. İran halklarının savaş sürecinde veya ardından rejimi yıkacakları kesin.
*Körfez ülkeleri, ABD/Batı bloku kendilerini İran saldırıları karşısında yeterince korumazsa daha fazla Batı’ya yaklaşacaklar çünkü İran karşısında kendilerini savunamayacaklarını çıplak gördüler.
*Lübnan Hizbullah’ı silahsızlandırılacak. Lübnan hükümeti şimdiden Hizbullah’ın askeri ve güvenlik faaliyetlerini yasaklandığını ilan etti.
*Erken sonlanmazsa başta İran ekonomisi olmak üzere bölgesel-küresel ekonomi ve enerji kaynakları üzerinde ağır sonuçları olacak.

IV – Teokratik rejim dahil sömürgeciler İran’dan çok “ne olacak Kürdistan” diyorlar

Sömürgeciler “İran ne olacak” diye düşünürken asıl Doğu Kürdistan’a odaklanıp fiili tedbirler alıyorlar! Çünkü başta Türkiye olmak üzere sömürgeci rejimler “Doğu Kürdistan ne olacak ya burada da özerklik, federasyon kurulursa” sorusuna yanıt arıyor. Hatta İran ve Türkiye muhtemel bir federal Kürdistan adımına karşı şimdiden ortak tedbir alıyorlar. Büyük bir savaş içinde olup var olma yok olma ile yüz yüzeyken bile İran Devrim Muhafızları askeri gücünü Kürdistan’a kaydırıyor. Çünkü Mollalar, Doğu Kürdistan bu süreçte özerk yapıya kavuşursa İran parçalanır kaygısını taşıyor. Yani korkuları teokratik rejimlerinden çok İran Devleti’nin geleceği. Çünkü Fars ırkçı milliyetçiliğinin aklı şöyle çalışır; “mevcut rejim yıkılır ve yeni rejim ile İran yoluna devam eder ama Kürdistan federal yapıya ulaşırsa gelecekte İran’ın parçalanmasının yolu bugünden döşenmiş olur” diyerek Kürt halkının özerk yapıya ulaşmasını engellemeye çalışıyor. Özellikle Doğu Kürdistanlı 5 Kürt partisinin ittifak açıklaması ve 6 maddelik Acil Eylem Planı etrafında anlaştıklarını kamuoyuyla paylaşmalarının ardından İran rejiminin hem içeride Kürt kentlerine askeri yığınak yapmaları hem de Kürdistan Federal Bölgesi’nde Kürt partilerin üslerine yönelik saldırıları artmaya başladı.
Türk dışişleri Bakanı Fidan ise, “farklı çizgideki Kürt grupların bir araya gelerek bir ittifak kurduklarını, ortak açıklamalar yaptıklarını da görüyoruz. Bunları tabii ki yakından takip ediyoruz. Bunlar rejimle ne kadar savaşacaklar, bulundukları yerdeki diğer etnisitelerle ne kadar savaşacaklar ne olacak, neyi hedefliyorlar, nereden ne çıkar, hepsini takip ediyoruz, analiz ediyoruz” diyerek İran hükümeti ile Doğu Kürdistan’ın federal yapıya ulaşmasını aynı “tehdit” algısıyla ele alıyor ve sınırda pratik hazırlıklar yapıyor.

V – Bu tabloda Kürdistan siyasetini önemli görev ve sorumluluklar bekliyor

Bir, Doğu Kürdistanlı 5 partinin yayınladığı Acil Eylem Planı hem Kürdistan hem de İran geneli açısından kapsayıcıdır. İttifakın risk ve fırsatları görerek izledikleri politika dengelidir ve önünü gören bir içeriğe sahip olup korunmalı. “İran’a Demokrasi Kürdistan’a Özerklik” diyebileceğimiz federal çözüm hem Kürdistan hem de bütün İran halkları için çıkış yolunu göstermektedir. Özetle Doğu Kürdistan ve İran’da; halkların, kadınların, gençlerin, inançların özgürleştiği Kürt halkının kendi kaderini tayin ettiği ne teokratik rejimde ne de şah monarşisinde federal bir İran hedefi gerçekçidir.
İki; Bu süreçte dün Rojava Kürdistan’ı için olduğu gibi bugün de Rojhılat Kürdistan’ı için Kürdistan Federal Bölgesi’nin rolü önemlidir ve korunmalıdır. PDK ve YNK Peşmergesinin ulusal orduda birleşmesi çok önemli! Zira dün Rojava Kürdistan için bugün Rojhılat Kürdistanı nedeniyle Federal Kürdistan Bölgesi tehdit altında.
Üç; “Rojava Rojhılata Kürdistan Yek Welat e” şiarının yarattığı büyük ulusal birlik dalgasının verdiği ulusal birlik mesajı tüm Kürdistan parçaları için geçerli. Her parça öncelikle ulusal birlik adımlarını atarak sürece hazır olmalıdır.


04.03.2026
canbegyekbun@hotmail.com

AKTÜEL