ANASAYFASİYASETKomisyon raporundaki "Demokratikleşme" hayata geçirilebilir mi?

Komisyon raporundaki “Demokratikleşme” hayata geçirilebilir mi?

İktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı süreçte TBMM’de kurulan komisyonun ortak raporunun geçen hafta yayımlanmasının ardından bundan sonraki yol haritası tartışılıyor.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunda bu başlık altında hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ile infaz düzenlemelerine dair bazı önerilere yer veriliyor.

Ancak raporun en son resmi halinin TBMM’nin web sitesinde yayımlandığı saatlerde DW Türkçe yargı muhabiri Alican Uludağ’ın tutuklanması farklı kesimlerinde iktidarın niyeti ile şüphe uyandırıyor.

Yol haritasında neler var?

Ortak raporun kamuoyuna açıklamasının ardından önümüzdeki süreçte rapordaki önerilerin hayata geçirilebilmesi için yasal adımların atılması gerekiyor.

DW Türkçe’nin sürece dair bilgi sahibi yetkililerden edindiği bilgiye göre bundan sonra sırada çerçeve yasanın çıkması ile silahların bırakılması adımları var. Bu çerçevede raporun en kritik başlıklarından biri “örgütün silah bırakması” ve bunun nasıl teyit edileceği.

Rapor metninde, PKK’nın tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini feshettiğinin devletin güvenlik birimlerince “objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir” kriterlerle tespit edilmesi, sürecin “kritik eşiği” olarak tanımlanıyor. Bu eşik, yalnızca silahlı tehdidin sona erdiğinin ilanı değil, aynı zamanda yeni hukuki ve siyasi çerçevenin başlangıç noktası olarak kodlanıyor.

AKP’li yetkililere göre süreç aslında “kamuoyunun bildiğinin daha ileri bir aşamasında” ve “arka kapı diplomasisi ile ihtiyatlı iyimserlik içinde” devam ettiriliyor.

Süreç komisyonu ortak raporunu geçen hafta kamuoyuna duyurdu Fotoğraf: Gülsen Solaker/DW

Silahların bırakıldığının tespitinin ardından ise yasal düzenlemelere sıranın gelmesi bekleniyor. Bunun için de zamanlamama olarak ramazan ayının bitmesine işaret ediliyor ve AKP’nin ramazan ayı boyunca kendi içinde yasal düzenlemeler için çalışacağı ifade ediliyor.

Çerçeve yasa için iktidar kanadında bazı fikirler bulunuyor ancak henüz ortaya tam bir metin çıkmış değil. Bu kapsamda Ramazan Bayramı sonrası PKK’nın silah bırakması ile ilgili özel bir çerçeve yasa için iktidarın bir teklif sunması söz konusu olabilir.

Özellikle DEM Parti’de bu yasanın, örgüt üyeleri, silah bırakanlar ve hasta mahpuslara yönelik düzenlemeler içermesi beklentisi bulunuyor.

Süreçte silah bırakma ile çerçeve yasanın yanı sıra hukuki reformların takvimi de önemli görülüyor. DW Türkçe’nin konuştuğu yetkililer ise buna ilişkin bir takvim henüz belirtmiyor. Yerel yönetimler ve kayyum uygulamalarının sona erdirilmesi ile ilgili adımların da rapora göre süreç içinde atılması öngörülüyor.

Bu arada TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 20 Şubat akşamı İstanbul’da medya kuruluşlarının temsilcileriyle buluşmasında Komisyon çalışmalarının “tavsiye niteliğinde” olduğunu vurgulayarak “özellikle 6 ve 7’inci bölümlerde ortaya konulan tekliflerin tamamıyla tavsiye niteliğinde olduğunu” kaydetti.

Raporun 6’ncı. bölümünde sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri, 7’nci bölümde ise demokratikleşme ile ilgili öneriler yer alıyor.

“Demokratikleşme” önerileri ve Alican Uludağ’ın tutuklanması

Sürece ilişkin bu takvim devam ederken farklı siyasetçi ve uzmanlar ise anayasa ve yasalarda halihazırda var olan bazı düzenlemelerin tavsiye niteliğindeki rapora konulması ile demokratikleşmenin sağlanacağına yönelik umutlu konuşmuyor.

AKP’li bir yetkili bu şüphelerin hatırlatılmasına karşılık rapordaki demokratikleşme önerilerine bağlı olduklarını belirtiyor ve “PKK silahları sadece elinden değil, kalbinden ve aklından da çıkartırsa Türkiye’de hiç kimsenin öngörmediği demokratikleşme adımları atılır. Genel bir normalleşme ve yumuşama iklimine kavuşuruz” yorumu yapıyor.

Siyaset bilimci Berk Esen ise ortak raporu ve sürecin genel seyrini değerlendirirken hükümetin attığı adımlar ile yürüttüğü yargı pratikleri arasındaki “derin çelişkiye” dikkat çekiyor.

Sürecin başladığı ilk günden bu yana aynı çelişkili durumun sürdüğünü belirten Esen, “Bu çelişki yeni yok, 6 ay önce de vardı, bir sene önce de vardı” diyerek Ekim 2024’te başlayan süreçle aynı ay içinde CHP’ye dönük operasyonların başlatıldığını hatırlatıyor.

Geçen 15 aylık dönemde hükümetin bir yandan “Kürt sorununu çözüyor havası yarattığını”, diğer yandan ise ana muhalefet partisine ve zaman zaman DEM Parti’ye yönelik yargı operasyonlarını sürdürdüğünü belirten Esen, raporun ilanından hemen sonra gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanmasınınise “iktidarın çelişkili pratiklerinin süreceğini gösterdiğini” belirtiyor.

Esen’e göre dışardan çelişkili görünen bu durum aslında iktidarın hedefi açısından çok çelişkili değil. Cumhur İttifakı’nın sürecin başından beri temel motivasyonunun “iç siyasette gücünü tahkim etmek ve seçimlere giderken yeni bir siyasi koalisyon kurmak” olduğunu söyleyen Esen, iktidarın kazanımlarını şöyle değerlendiriyor:

“Hükümet komisyon raporunu muhalefete de onaylatarak maliyeti yaydı. Umut hakkı ve infaz düzenlemeleri siyaseten riskli konular. Erdoğan bunları geçirdiğinde CHP eleştiremeyecek; çünkü raporun altında imzası var. Bir diğer kazanım; iktidar muhalefeti büyük ölçüde bölmeyi başardı. Bu süreçte DEM Parti’nin erken seçim talep etmediğini, iktidara karşı dilini yumuşattığını; İYİ Parti ile DEM’in uç noktalara savrulduğunu; CHP’nin ise aralarında kaldığını görüyoruz.”

Esen, bu iki somut kazanıma karşılık Erdoğan’ın hiçbir şey vermediğine de işaret ederek sıra Erdoğan’ın yapması gereken düzenlemelere geldiğinde ise DEM Parti ile sıkı bir pazarlık yapacağını düşünüyor.

Raporun demokratikleşme ile ilgili bölümünün hayata geçmesine dair şüphesi olan ise sadece Esen değil.

Bir dönem İYİ Parti’de olan ancak istifa eden siyasetçi Bilge Yılmaz da sürecin Türkiye’ye demokratikleşme getirmeyeceğini düşünenler arasında. X hesabından dün bir paylaşım yapan Yılmaz, “her geçen gün otoriterleşen bir iktidarın bir sabah uyandığında demokrata dönüşmeyeceğini” belirterek şunları kaydediyor:

“Nitekim kapalı kapılar ardında ‘barış’ toplantıları adı altında pazarlıklar yapılırken muhalefete ve muhaliflere yönelik operasyonlar durmadı, aksine şiddetini artırdı. Bir elinizle barış ve demokrasi derken öbür elinizle muhalifleri boğuyorsanız, çelişki gibi gözüken şeyin aslında bilinçli bir strateji olduğu açıktır.”

Raporda “tutuksuz yargılama” nasıl yer alıyor?

Raporda “Demokratikleşme” ile ilgili hususlar 41–45. sayfaları arasında yer alıyor ve dört ana alt başlıkta öneriler içeriyor.

Buna göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına uyumun güçlendirilmesi gerektiği belirtilerek tutuksuz yargılama ile ilgili şöyle deniliyor:

“Hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ve AİHM ile AYM’nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmelidir. Kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak, tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuat gözden geçirilmelidir.”

Ortak raporda ayrıca “hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri, itiraz ve talebin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak korunduğunu gözetmek ve temin etmek” amacıyla basın ve yayınla ilgili kanunların gözden geçirilmesi de öneriliyor. Bu çerçevede şu ifadeler dikkat çekiyor:

“Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.”

Kaynak: DW-WORLD´s Turkish Homepage

AKTÜEL