Nihayet Kürt sorununun çözümüne yeni bir formül bulundu. Eğer ki uygulanabilirse?
Kuzey İrlanda Barış Modeli ile Kuzey İrlanda halkına “kaderini tayin hakkı” tanındı.
Halk, gelecekte İrlanda ile birleşme veya Birleşik Krallık’la (İngiltere) beraber yaşama yönünde referandum hakkı elde etti.
Bu süreç, 25 yıl süren çatışmalı ortamı bitirdi ve birlikte yaşama iradesini ortaya koydu.
Yüzyıldır bu ülkede çatışmalı bir ortam var. Kürt halkı, Süleyman Demirel’in tabiriyle 27 kez isyan ediyor. Demokratik haklarını elde etmek için.
Ama bugüne kadar iktidarlar kendi bekaları için bütün bu olup bitenleri görmezlikten geldiler.
Artık bıçak kemikte. Ortadoğu Bölgesi’nin demografisi değişiyor.
AB Sözcüsünün Rûdaw’dan Niyazi Mustafa’nın sorularına verdiği yanıtta “Temel haklar ve hukukun üstünlüğü gözetilerek adil ve kalıcı bir çözüm bulunması, sadece Türkiye’nin tüm vatandaşlarının çıkarına olmakla kalmayacak, aynı zamanda tüm bölgenin istikrarına da katkı sağlayacaktır.” dedi.
Tarihsel süreç
İrlanda sorunu, İngiliz ve İskoç yerleşimcilerin 1600’lü yıllarda İrlanda adasına gelmeleriyle İrlanda halkını egemenlikleri altına almaları ve baskı, inkâr politikaları sonucu oluştu.
İrlanda, 1921 yılında İrlanda Cumhuriyeti (Güney İrlanda) ve Birleşik Krallık’ın egemenliği altına giren Kuzey İrlanda olmak üzere ikiye bölündü. Güney İrlanda özgürlüğüne kavuştu.
Kürt sorunu, II. Mahmut’un özerk Kürt emirliklerini 1840’lı yıllarda yetkilerini (özerklik) ellerinden alarak Kürdistan eyaletini oluşturmasıyla başladı. Ondan sonra Kürt beyleri isyan etmeye başladılar.
17 Mayıs 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Kürdistan, Osmanlı ve Safevi (İran) arasında ikiye, daha sonra 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile Kürdistan, Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında dört parçaya bölündü ve Kürt halkının varlığının inkâr, imha, sürgün ve asimilasyonu ile Kürt sorunu Ortadoğu’nun en büyük sorunu haline geldi.
İngiltere’nin DUP (Democratic Unionist Party) — Demokratik Birlikçiler Partisi — Türkiye’nin MHP’si gibi barış süreçlerine karşı olmasına rağmen “Hayırlı Cuma Anlaşması” müzakerelerinde yer aldı.
MHP’nin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda yer aldığı gibi.
DUP, IRA’nın bütün silahlarının imha edilmesini istiyordu. IRA ise eşitliğe dayalı bir müzakere, anlaşma olmadan silah bırakmayacağını söylüyordu.
Bugün AKP ve MHP’nin PKK’ye silahlarını bırakmayı dayattıkları gibi, PKK ise yasal düzenleme ve demokratik adımların atılmasını talep ediyor.
Görünen o ki esaret altında yaşayan halkların kaderleri ve sorunları ortaktır; çözüm yolları da aynıdır.
Hayırlı Cuma Anlaşması
İşi detaya boğmadan, önemli beş madde ile sorun çözüm yoluna girdi:
- Kuzey İrlanda’da iki toplumlu bir meclis ve yürütme sistemi kuruldu.
- Taraflar arası eşit statü anlayışı benimsendi.
- Polis teşkilatı yeniden yapılandırıldı.
- Siyasi mahkûmlar serbest bırakıldı.
- Kimlik tercihine saygı gösterilerek, halkın gelecekte İrlanda ile birleşme veya Birleşik Krallık’ta kalma yönünde referandum hakkı tanındı.
PKK’nin silah bırakması ve güçlerini ülkenin dışına çıkarmasına rağmen sistem tarafından hâlâ somut bir adım atılmış değil.
Sonuç olarak İngiltere, nüfusu 1–1,5 milyon olan Kuzey İrlanda ile sağlıklı bir şekilde masaya oturdu ve sorununu çözdü.
Oysa Türkiye’de 30–40 milyon arasında bir Kürt halkı vardır ve demokratik hakları tanınmıyor.
Kürtlerin talepleri tam da bunlardır. Yani “Hayırlı Cuma Anlaşması” maddeleri ne bir eksik ne bir fazla.
Ama bu maddeler bu ülkeye beş beden fazla gelir.
Hayırlı Cuma Anlaşması’nın başarılı olmasının önemli sebeplerinden birisi de üçüncü tarafların olmasıydı.
Burada da başarı elde edilmek isteniyorsa bu barış süreci üçüncü tarafların gözetiminde ve garantörlüğünde yapılmalıdır.

