PKK, 5-7 Mayıs tarihleri arasında 12. Kongresi’ni toplayarak örgütsel yapısını feshettiğini ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırdığını dünya kamuoyuna açıkladı.
Yine 11 Temmuz’da, 30 kişilik bir grup PKK’li, kendi iradeleriyle silah bıraktıklarını duyurdu.
Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Terörsüz Türkiye hedefimize giden yolda bugün atılan önemli adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.
Ancak bu açıklama, Kürtleri hiç de memnun eden bir açıklama olmadı. Yüzyıllık Kürt algısı, yani “şaki, eşkıya, terörist” söylemi değişmemişti.
5 Ağustos’ta, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında, komisyon ilk toplantısını yaptı. Komisyonun adı “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak belirlendi.
Kurtulmuş, yaptığı açıklamada ilk düğmenin doğru iliklendiğini söyledi. Oysaki bir kez daha düğme yanlış iliklenmişti. Her işe besmele çekerek başlamak gibi “milli” ile başlamak zorunda mısınız?
Kürt/Kürdistan sorununun çözümü için kurulan komisyonda bu soruna vurgu yok. Milli (Türk tipi) çözüm ile bu sorun zor çözülür, hatta çözülür gibi de görünmüyor. Bu sorun, milliyetçilikle değil, evrensel insan hakları, demokrasi, hak ve özgürlükler, eşit vatandaşlık gibi kavramlar ışığında çözülür.
Yüzyıldır kardeşlik naraları atılıyor ama bu sorun bir türlü çözülemiyor. Çözülemiyor çünkü Kürtlerin talebi kardeşlik değil, insan hakları ve eşitlik talebidir. Komplocu teoriler uzmanı Erol Mütercimler, çok geç de olsa bu gerçekliği anladı ve “Kürtler hiçbir zaman kardeşiz demediler” vurgusunu yaptı.
“Kardeşiz” diye Kürtler, demokratik ve insani haklarından vaz mı geçecekler? Araplar kardeş değil mi? Ama 22 tane birbirinden bağımsız, ayrı ülkeleri vardır. Bu nedenle, çözüm “kardeşlik” değil, “eşitlik” olmalıydı.
Kurtulmuş, ilkelerinin şeffaflık, açıklık ve çoğulculuk olduğunu söylüyor. Oysa her şey kapalı kapılar ardında, kamuoyundan gizli ve saklı konuşulup tartışılıyor, çözülmeye çalışılıyor! Şeffaflık olsa kamuoyu haberdar olur, açıklık olsa orada olup bitenlere on yıl açıklama yasağı konmaz, her şey ulusal medyada konuşulur, tartışılır, yazılır ve çizilirdi.
Çoğulculuk olsa o komisyonda sadece DEM Parti değil, başta Kürdistani siyasi partiler olmak üzere, bölgenin STK temsilcileri, kurum ve kuruluşlarının temsilcileri de olurdu, fikirleri alınırdı.
Komisyonda ilk kez İçişleri ve Savunma Bakanı ile MİT Müsteşarı’nın görüşlerine başvuruldu.
- Emekli Koramiral Atilla Kıyat, Habertürk kanalında yayınlanan “Sansürsüz” adlı programda 1993-1997 yılları arasında Kürt illerinde ve Türkiye’nin batısında işlenen faili meçhul cinayetlerin devlet politikası olduğunu ve bu sorumluların hesap vermeleri gerektiğini söyledi.
- 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle tutuklu Hava Kuvvetleri eski komutanı Akın Öztürk ise yargılandığı duruşmada, Roboski katliam emrini kimin verdiğini bildiğini ve ilerleyen zamanda emri verenin kim olduğunu açıklayacağını söyledi.
Bu komisyon, bu insanları da dinleyip gerekeni yapacak mı?
- Cumartesi Anneleri’ni de dinleyecekler mi?
- Hasta tutuklularla görüşecekler mi?
- Kayyımların iptali ile ilgili bir çalışma olacak mı?
- Siyasi mahkûmların tahliyelerini gündeme getirecekler mi?
- İç Kürtlerle barışırken, dış Kürtlerle de barışı gündemine alacak mı?
Kurtulmuş: “Her kimlik, milletimizin asli rengidir. Hiçbir vatandaşımız, kimliğinden, dilinden ve inancından dolayı ötekileştirilemez. Bu uğurda milletin iradesine sonuna kadar bağlıyız,” diyor.
Bu “iradeden” kasıt egemenlerdir. Bu irade, Kürtlerle alakalı atılan her demokratik adıma, her demokratik girişime karşıdır. Kürtler siyasi statüleriyle ilgili kendileri karar vermelidirler. İrade diyorsanız, irade böyle tecelli etmelidir.
Yani biz Kurtulmuş’un bu sözlerini bir milat olarak kabul edersek, mesela bundan sonra bütün kimlikler, diller, inançlar eşit temsiliyet hakkı bulabilecek mi?
Yani Diyanet ya lağvedilip ya da bütün inançlara eşit bir şekilde hizmet edecek mi? Türk Tarih Kurumu, 36 etnik yapı ile alakalı araştırmalar yaparak halkı bilgilendirecek mi? Türk Dil Kurumu bu dillerle ilgili araştırmalar yapacak mı, bütün diller özgür olabilecek mi?
İmkânsız gibi görünüyor. “Milli birlik ve kardeşlik”le bu meseleler çözülemez çünkü içerisinde “eşitlik” yok.
Sonsöz: Dileriz bu 51 kişi, “Yetmez ama evet”çiler gibi kamuoyunda itibarsızlaştırılmazlar.
