“Vatan; barışta zenginlerin,
savaşta fakirlerindir.”
Barış, insanlığın yeşermesinin can suyudur. Bunun içindir ki dünyanın dört bir yanındaki savaşlardan dolayı insanlık can çekişmektedir. Barış, insan hayatına anlam katan, yaşamını güzelleştiren önemli değer yargılarından biridir. Bu nedenle “Kürt barışı”na anlam atfedilmektedir.
Barış sadece ülkeler arasındaki savaşların ya da toplumlar arasındaki şiddetin önlenmesi anlamına gelmez. Bireyler arasında hukukun, adaletin, güvenin, eşitliğin, refahın ve mutluluğun sağlanması gibi kavramları da içerir. İki ülke arasındaki savaşlar, dünyanın farklı coğrafyalarında bile o ülkelere mensup azınlıklar, topluluklar ve bireyler arasında zaman zaman gerginliklere sebep olabilir. Japonya’daki Türk ve Kürt toplulukları veya Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşayan bu topluluklar ve bireyleri, bazı olaylarda karşı karşıya gelebilmektedir.
Elbette savaşların kazananı olmaz ama kaybedeni halklar olur ve bu halklar toplumsal travmalar yaşarlar. Buna ABD-Vietnam, Rusya-Afganistan, Rusya-Ukrayna, Türkiye-PKK arasındaki düşük yoğunluklu savaşta yaşanan toplumsal travmalar örnek verilebilir. Savaştan dolayı genelde dünya, özelde Ortadoğu gittikçe istikrarsızlaşıyor ve bütün insanlık bundan etkileniyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Rusya’nın Ukrayna buğdayına koyduğu ambargo, başta Afrika kıtası olmak üzere birçok bölgede insanların açlıkla yüz yüze kalmasına neden oldu. 12 gün süren son ABD-İsrail-İran Savaşı’nda İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi dünyada enerji krizine yol açtı.
Toplumsal Barış
Toplumsal barış kültürü, insanların haklarına, hukuklarına, kültürlerine, dillerine, gelenek ve göreneklerine, yaşam tarzlarına saygı göstermeyi kabul etmekten geçer. Toplumsal barış, Türk tipi demokrasiyle değil, evrensel demokrasinin değerleriyle sağlanır.
Türk tipi demokrasi eşittir Kemalizm’dir. Bu da “tek vatan, tek bayrak, tek dil”e tekabül etmektedir. Bu düşünce tarzı faşizmdir ve ülkeyi sorunlar yumağı haline getirmiştir.
Evrensel demokrasi, insan özgürlüğünün bir parçasıdır, insanların yaşamlarını zenginleştirir, medeni ve siyasi hakların özgürce kullanılmasını sağlar, siyasi ve toplumsal katılımı artırır, sosyal varlık olarak insanların iyi yaşamalarına olanak tanır. İşte bu ülkenin ötekileştirilenleri yüz yıldır bütün bunlardan yoksun yaşamışlardır.
Nasuh Mahruki’nin “Kürtçe ana dil olsun diyenler ayrıcalık istiyor, hak istemiyor. Resmî dil bir tanedir bu ülkede, o da Türkçedir. Araplar da ‘biz de istiyoruz” derse o zaman ne olacak? Kimse Kürt diye Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı olacağı zaman engellenmiyor.” söylemi… Bu ırkçı söylemler, Kürtçe şarkı söyleyen, Kürtçe konuşan birçok insanın ırkçılar tarafından öldürülmesine sebep oldu. Almanya’da sokak sanatçısı bir Kürt kızı, kendi anadili Kürtçe şarkı söyledi diye orada bile ırkçılar karşı çıkıyor, tepki gösteriyorlar. İstanbul Bayrampaşa ilçesinde piknikten dönen Kaya ailesi, araçlarında Kürtçe şarkı dinledikleri için polis tarafından şiddet görüp gözaltına alındılar. İşte bu olaylar, senin ve senin gibi düşünenlerin eseridir.
Mahruki efendi, Kürtler bu ülkede her şey olabiliyorlar (cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili, senin tabirinle zor bir ihtimal ama Genelkurmay Başkanı) ama senin göremediğin, görmek istemediğin ya da bilmediğin, Kürt olamıyorlar. Ayrıca kimsenin senin anadiline bir şey dediği de yok.
Demokratikleşme
Devlet demokratikleşmedikçe, hukuk devleti olmadıkça, geçmişiyle yüzleşmedikçe ne barış sürecinden sonuç alınır ne de “Kürt sorunu” çözülür. Ülkenin yüzde 50/60’ından fazlasıyla kavgalı olan, ülkenin muhaliflerini zindanlara dolduran, halkın iradesiyle seçilen belediye başkanlarını tutuklayan, yerlerine kayyum atayan, muhalif medyayı susturan bir iktidar ülkenin hiçbir sorununu çözemez. Beyaz Türklerle kavgalı olan bir iktidar Kürtlerle nasıl barışacak?
AKP iktidarının amacı öncelikle Erdoğan’ı yeniden cumhurbaşkanı seçtirebilmek ve bunun için Kürt seçmeni yanına çekmektir, ki bu çok zor bir ihtimaldir. Şayet bu ihtimal gerçekleşmeyecek ise ikinci seçenek olarak Kürt seçmeni CHP’den uzaklaştırmaktır. Sonuç olarak iktidarın siyasi görüş ve önerilerinde barış emareleri görünmüyor. Örgütün silahlarını imha etmesine rağmen iktidardan hâlâ iyi niyet adına somut bir adım atılmadı.
Asıl amaç “Terörsüz Türkiye” değil, Demokratik Türkiye olmalıdır. Demokratik bir ülkede “terör” neden olsun?
