Polen Ekoloji Kolektifi, “Türkiye’de Ekstraktivizmle Mücadele” başlıklı raporunu yayımladı.
Kolektif, raporda madenciliğin yalnızca doğayı tahrip eden bir ekonomik faaliyet değil; aynı zamanda emek sömürüsü, mülksüzleştirme ve demokratik hakların aşındırılmasıyla iç içe bir siyasal süreç olduğunu savundu.
Raporda, ekstraktivizm “doğanın, emeğin ve enerjinin kazılıp çıkarılarak sermayenin merkezlerine aktarılması” olarak tanımlandı. Kolektife göre bu süreç, yalnızca maden ocaklarıyla sınırlı değil; sömürgecilik, savaş politikaları, otoriterleşme, müştereklerin özelleştirilmesi ve insan hakları ihlalleriyle birlikte işliyor.
EKOTALANIN ÜÇ ATLISI: ALTIN, NTE VE HİDROLİK KIRMA
Rapora göre son yıllarda Türkiye’de üç başlık öne çıkıyor: siyanürlü altın madenciliği, nadir toprak elementleri aramaları ve petrol ile doğal gaz çıkarımında hidrolik kırma yönteminin yaygınlaşması.
Diyarbakır ve Trakya’da hidrolik kırma yöntemine dayalı arama faaliyetlerinin başladığı, altın madenciliğinin ise yeni ruhsatlarla birçok ile yayıldığı belirtildi. Kolektif, “yeşil dönüşüm” söylemiyle savunulan yeni maden projelerine de eleştiri yöneltti. Rapora göre, yenilenebilir enerji teknolojileri için gerekli olduğu öne sürülen minerallerin çıkarılması, yeni bir “yeşil sömürgecilik” biçimi yaratıyor.
GÖZDEN ÇIKARILAN BÖLGELER ATLASI
Kolektif, MAPEG’in 2023 başından 2025 sonuna kadar açtığı ruhsat ihaleleri ile 2022’den Şubat 2026’ya kadar gerçekleştirilen “ihalesiz” ruhsat devirlerini de inceledi. Raporda, bu veriler kullanılarak Türkiye genelinde maden projelerinin yoğunlaştığı ve “gözden çıkarılan bölgeler” olarak tanımlanan ilçelerin haritalandırıldığı aktarıldı.
“İl Bazında Madenciliğin Yıkımları” bölümünde Adana’dan Zonguldak’a kadar tüm iller için maden ruhsatları, ÇED süreçleri, ihalesiz ruhsat devirleri ve iş cinayetleri verileri toplandı. Raporda, bazı bölgelerde maden ruhsatlarının ilçe yüzölçümünün büyük kısmını kapsadığı ifade edildi.
ANKARA: Nallıhan ilçesinde Ra-Ya İnşaat’ın aldığı 1.828 hektarlık alan Cendere köyünü ve geniş ormanlık alanları kapsıyor. Bala ilçesinde Şenol Koçak’ın aldığı 1.590 hektarlık ruhsat sahası Karaali köyünün hanelerini ve Beyman Ormanı’nın geniş alanlarını kapsıyor.
ANTALYA: Çok azla sayıda mermer ocaklarıyla gözden çıkarılan Finike ve Demre ilçelerine 317 no’lu ihale satışlarıyla yeni mermer ocakları eklenecek. Satılan ihaleler aşağıda sarı renkle görülüyor.
ARTVİN: Bu ihalede çok sayıda mega maden ruhsat sahasının satışa çıkarıldığı illerden biri. Satılan ihaleler aşağıda sarı renkle görülüyor. Merkez ilçede Koza Altın’ın en yüksek teklifi veren şirket olduğu 1.997 hektarlık saha Bağcılar köyünü ve geniş ormanlık alanları içine alıyor.
BALIKESİR: Son yıllardaki ihaleli ve ihalesiz ruhsat satışlarıyla, ÇED sürecindeki maden projeleriyle tamamen gözden çıkarılan Balıkesir, 317 no’lu ihalede de yoğun bir maden saldırısı altında. Balıkesir’de tek bir toplu ihalede toplamı 38.322 hektara ulaşan (53.672 futbol sahası genişliğinde) 29 ruhsat sahası madenci şirketlere satıldı.
BİNGÖL: Yedisu ilçesinde Akayi Maden İnşaat’ın aldığı mega maden ruhsat sahaları 1.970 ve 1.987 hektar genişliğinde.
BİTLİS: Merkez ve Tatvan ilçeleri de gözden çıkarılanlar arasında. Tabanözü ve Dalda köyleri ormanlık alanlarla birlikte mega maden ruhsat sahaları içinde kalıyor.
BURDUR: Yeşilova ilçesinde mermer ocaklarının tahribatı yeterli görülmemiş olacak ki yeni mermer ocakları için ihaleler açılıyor.
Raporda, madencilik faaliyetlerinin yarattığı en önemli sonuçlar arasında zehirli atıklar, asit kaya drenajı, aşırı su kullanımı, biyoçeşitlilik kaybı ve tarımsal üretimin tahrip olması gösterildi. Kolektif, kırsalda artan madencilik faaliyetleri nedeniyle üretimden kopan köylülerin göçe zorlandığını söyledi.
EMEK-EKOLOJİ: SON 13 YILDA 10 MADEN İŞÇİSİ YAŞAMINI YİTİRDİ
Madenciliğin emek boyutuna da yer verilen raporda, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre Türkiye’de son 13 yılda her yıl ortalama 100 işçinin madenlerde yaşamını yitirdiği hatırlatıldı. Ölümlerin en çok kömür, mermer ve taş ocaklarında yaşandığı kaydedildi.
Raporda, Türkiye’deki madencilik politikalarının ihracata dayalı olduğu, çıkarılan madenlerin önemli bölümünün ham ya da yarı işlenmiş halde yurtdışına gönderildiği ifade edildi. “Üretim” olarak sunulan bu modelin gerçekte bir “el koyma” biçimi olduğu belirtildi.
Kaynak: Nûmedya24
