ANASAYFAHAK İHLALLERİHesaplaşmadıkça, Kavrulacağız Ateşiyle Madımak’ın!

Hesaplaşmadıkça, Kavrulacağız Ateşiyle Madımak’ın!

Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adalet sağlanamadı ve failler cezasız kaldı. Temel Demirer, Madımak katliamı hesabı için yeni bir hesaplaşma çağrısı yaparak tarihsel süreci yeniden gündeme getiriyor.

HESAPLAŞMADIKÇA, KAVRULACAĞIZ ATEŞİYLE MADIMAK’IN!

TEMEL DEMİRER yazdı

“Değişen bir şey yok.

Aynı gökyüzü aynı keder.”[1]

Rıfat Ilgaz’ın, “Firavunlar tabletleri kütüphanede kırdı. Hitler orduları Avrupa’da bütün kütüphaneleri yaktı. Dünya tarihinde ilk kez aydınları bir binaya koyup yaktılar,” diye sözünü ettiği şey…

Ya da “Ateşin insan etini nasıl yaktığını bilmiyoruz, tanık olmadık ama aynı ateşin ailelerimizi parça parça edip dağıtmasında deneyimliyiz… Sekiz saat boyunca kaldıkları otelden yardım isteyen, sonra da diri diri yakılarak öldürülen şair Metin Altıok, şair Dr. Behçet Aysan’ın ve ozan Nesimi Çimen’in evlatlarıyız,”[2] diye haykıranların çığlığıdır Madımak![3]

* * * * *

“Yakmak” deyip geçmeyiz!

Kolay mı? Yakmak toplum mühendisliğinin bir aracı olarak kullanıldığında, her yerde şehirler, kasabalar, mahalleler yangınlarla bir çırpıda kül oluyor; on binlerce insan bir daha aynı mekânda ikamet edemez hâle geliyordu. Türkiye de bu deneyimlerden muaf değildir. 1916 Ankara yangınında merkez kazanın 19 mahallesinden 8’i tamamen, 11’i de kısmen yanmış, Refik Halit Karay’ın ifadesiyle ‘yangın, yakacak başka bir şey bulamayınca kendiliğinden sönmüştü’. Taylan Esin ve Zeliha Etöz’ün araştırmalarına göre bu yangında tamamen yanan 8 mahallenin 7’sinde yalnızca Hıristiyan ve Yahudi nüfus yaşamaktaydı.

13-18 Eylül 1922 arasında vuku bulan İzmir yangınının en önemli özelliği ise nedenini kimsenin bilememesiydi. Zira bu konuda bir araştırma yapılmamış, buna gerek görülmemişti. Ayrıca yanan bölge yaklaşık on beş yıl öylece bırakılmış; işin soğuması beklenmişti. Bu yangında yaklaşık 2.6 milyon metrekarelik alan, 25 bin ev, işyeri, kilise, hastane, fabrika, depo, otel ve lokanta yok oldu. Hayatını yitiren insanların sayısı ise tam olarak bilinemiyor.

İstanbul da diğer şehirler gibi yangın geleneğinden nasibini alacaktır. 1929 Beyoğlu Tatavla yangını onlarca örnekten birisidir. Gazetelere göre Rum Kilisesinin de içinde olduğu en az 500 ev yanmıştı. 6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da Müslüman olmayan yurttaşlara yönelik saldırılarda yangın çıkarmak ise tam manasıyla bir politik strateji gibi görünüyordu. Resmi kayıtlara göre 4 bin 214 ev, bin 4 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır ve 26 okul saldırıya uğramış, on kilise yakılarak kullanılamaz hâle getirilmiş ve 11 kişi hayatını kaybetmişti.

Hiç kuşkusuz XIX.-XX. yüzyıl boyunca yaygın biçimde gerçekleştirilen bu yangınların bir bölümü dönemin nüfus, etnisite, iskan politikalarının birer parçası ve sonucuydu. Aktörleri ve nedenlerine dair belirsizlikler de yangınların bu niteliğiyle ilgiliydi. Bu yangınlarda şehirler ve arşivler silindi, büyük nüfus grupları yerlerinden edildi ve sınırları tam olarak bilinemeyen mülkiyet değişimleri gerçekleşti.

Madımak yangını XX. yüzyıl biterken yaşandı; bu dönemin bazı niteliklerini yansıtır. Görünüşe göre sistem politikalarını icra etme işi özelleştirilmişti. Yangını resmi görevliler çıkarmamışlardı fakat sistem, gökyüzünü saran duman ve alevleri “görememiş”, müdahale de etmemişti. Madımak’tan yükselen ve tüm dünyanın duyduğu çığlıkları da duymamış; faillere dokunmamıştı. Madımak, yüz yıllardır kendisi olarak yaşamak isteyen Alevîlerin ve onlara ses veren demokratların sistem gözetiminde katlini sağlayan yangın olarak tarihe geçti.[4]

Yakmak… O, coğrafyamızdaki iktidar hâllerinin rutinindendir!

* * * * *

Adını açıkça koyalım: Madımak Katliamı’nın üzerinden yıllar geçse de, olup da bitmeyen siyasal İslâmcı rejimin önünü açan kilometre taşlarından biridir…

Madımak, Alevîlere yönelik saldırganlık/ baskı öyküsünün cisimleştiği hafızanın önemli bir mekânı ve tanığıdır. Bu özelliğiyle de -Kelime Ata’nın tespiti ile-, Madımak Katliamı modern Alevîliğin kurucu öğelerinden birisidir.[5]

Görülüp kavranması gerek: İslâmcılığın iktidar ortağı olarak Madımak Katliamı ile bugünlerin temeli orada, o ateşle atıldı.

Bir Amerika projesi olarak Yeşil Kuşağa uzanan kilometre taşlarında önemli bir dönemeçtir 2 Temmuz 1993’in Madımak’ı.

Bir başka deyişle, 12 Eylül’den 2 Temmuz’a Kızıl Kuşağa karşı Yeşil Kuşağın yükseltilişinin verisidir.

Ve siyasal İslâmcı AKP’nin, 90’lı yıllarda kurgulanan bu siyasal-toplumsal projenin hayata geçiricisi olarak ortaya çıkmıştır. Özetle AKP iktidarını bugünlere taşıyan, rejimin yapı taşlarını oluşturan tarihi eşiklerden birisidir Sivas Madımak Katliamı.

* * * * *

 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde aralarında yazar ve aydınların da bulunduğu 33 kişi ile 2 otel çalışanının yaşamını yitirdiği katliamın üzerinden yıllar geçse de failler ceza almadı. Dava zaman aşımına uğra(tıl)dı. Arandığı iddia edilen faillerin nerede olduğu ancak yaşamını yitirince öğrenildi. O tarihten sonra Refah Partisi’nin ‘yükselişi’ başladı. AKP iktidarına giden yollar döşendi. Bugün devlete tam anlamıyla hâkim olan siyasal İslâmcı rejime doğru ilk ayak sesi Sivas’ta duyulacaktı.

Yaşanan provokasyon kendiliğinden değil, örgütlü bir şekilde gerçekleşmiş; katliam, önce Bizim Sivas gazetesinde basılan “Müslüman Halkımıza”, ardından da şehirde dağıtılan “Halkımıza Çağrı” başlıklı bildirilerle örgütlenmişti. Bildiride şu ifadeler yer alıyordu:

“Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslâm için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanların kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.

Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız. Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslâm’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz. ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir…’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6) …”

Evet, 2 Temmuz günü Sivas kent merkezindeki camilerde cuma namazı sonrası örgütlenen kalabalık, önce şenlik anısına dikilen Ozan Anıtı’nı yıkıp yerde sürükledikten sonra “Şeytan Aziz”, “Kahrolsun Laiklik”, “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla konukların kaldığı Madımak Oteli’ne doğru yürüyüşe geçti. Otelde o sırada yazar Behçet Aysan, Şair Metin Altıok, Aziz Nesin, Uğur Kaynar gibi konukların yanı sıra onlarla tanışmaya gelen Pir Sultan Abdal derneği gönüllüleri de bulunuyordu. Linç için organize edilen kalabalık dışarıdan gelenlerle birlikte kısa süre içerisinde binleri buldu. Saatlerce otelin önünde şeriat ve ölüm sloganları atan kalabalığı dağıtmak için hiçbir müdahalede bulunulmazken, saatler sonra Refah Partililerin önderliğinde otel çevresindeki araçların ters çevrilip yakılmasıyla yangın başladı. Otelde mahsur kalan 2’si otel görevlisi 35 yurttaş, yanarak veya duman zehirlenmesi sebebiyle yaşamını yitirdi. İtfaiye sayesinde kurtulan Aziz Nesin, dönemin RP’li Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak tarafından itfaiye merdiveninden aşağı atılmaya çalışıldı.

Katliamın tanıkları, valilik ve emniyetin bilinçli olarak müdahale etmediğini vurgularken, o günün tanıklarından gazeteci Cüneyt Özdemir; katliamı gerçekleştiren güruha müdahale için yollanan askerlerin de yangın öncesinde çektirildiğini açıkladı.

Gün içerisinde otelde mahsur kalanlar, çeşitli şekillerde hükümet ve devlet görevlileriyle iletişime geçti. Aziz Nesin, Erdal İnönü’yü arayarak yardım istedi, İnönü; “Hiç merak etmeyin, gereken önlemleri aldık” cevabını verdi. Dönemin başbakan yardımcısı İnönü, olaylardan sonra ise kamuoyundaki tepkilere “Ne yapayım, yetkim yoktu” diye yanıt verecekti.

* * * * *

Ve Madımak Davası “zaman aşımını”na uğra(tıl)dı!

Şaka değil; Madımak katliamının kaçak sorumlularını yargılayan mahkeme, suçlamaları “zamanaşımı” gerekçesiyle düşürdü.

Madımak davasında yargılanan isimlerden Hayrettin Gül’ün cezası, “sürekli hastalık” gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla kaldırılmıştı. Erdoğan, bir diğer Madımak faili Ahmet Turan Kılıç’ın kalan cezasını da yine “sağlık sorunları” gerekçesiyle 2020’de kaldırdı.

Gül ve Kılıç’ın yanı sıra 2000 yılında tutuklanan, üç kişiyi işkenceyle sorgulayıp öldürme gerekçesiyle müebbet hapse çarptırılan Hizbullah sanığı Mehmet Emin Alpsoy da “kocama hậli” gerekçesiyle Mayıs 2023’te affedildi.

Madımak Katliamı davasının avukatlarından Şenal Sarıhan, “Bu sanıklar hiç tanımadıkları insanlara şeriat istemi gerekçesiyle saldırdılar. Burada bir insanlık suçu var” haykırışıyla koyacaktı tepkisini ortaya.

Evet, katliam bir “insanlık suçu”ydu ve bu nedenle de davanın “zamanaşımı” (eski deyimle, “mürur-u zaman”) gerekçesiyle düşürülmesi yanlış bir karardı.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İnsanlığa karşı suçlar” kenar başlıklı 77. maddesinin dördüncü fıkrasında, bu maddede yazılı suçlar bakımından zamanaşımının işlemeyeceği açıkça belirtilmiştir.

Davanın avukatlarından Şenal Sarıhan da, “Sivas Katliamı davası hakkında bir takım tespitler yapılmış ve bu tespitler üzerinden karara varılmış. Öğrendiğimize göre en önemli saptama da bu olayın bir terör eylemi olduğu fakat bu terör eylemini gerçekleştiren terör örgütünün belli olmadığı bu sebeple herhangi bir örgüt olmadığından bunların kişisel olarak galeyana gelerek eyleme katıldıkları gibi bir değerlendirme yapılmış. ‘Terörle mücadele yasası kapsamında suç işlemiş sayılamazlar’ denilerek normal ceza infaz uygulamalarının yapılması gerektiği yolunda Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı var,” diyordu.[6]

Unutulmamalıdır ki her durumda hukuk filozofu Dworkin’in söylediği gibi, “Hukukta ilkeler, kurallardan önce gelir”.

İnsanlığa karşı suç işlemiş, dolayısıyla toplumsal sözleşmelerin “insanlık düşmanı” olarak ifade ettiği faillerin, üstelik yargılamadan kaçmalarına rağmen cezasız kalmasının, hukukun amacı veya yöntemiyle uzak-yakın bir ilişkisi yoktur; olamaz ki, Madımak katliamında verilen zamanaşımı kararı her hâlde “yok hükmündedir.”

* * * * *

Toparlarsak: Madımak Katliamı’na ilişkin olarak karşımızda toplumsal hafızasızlık, demir bir kapı gibi duruyor; kilidin açılmasını bekliyor.

Zeynep Oral’ın mahkeme salonundaki tanıklığıyla, “Sanıkların, ‘Ey cahiller! Size bir Sivas yetmez, daha çok Sivas!’ diye haykırışları gitmiyor kulaklarımdan. Duruşma salonunda ve dışarıda haykırılan, ‘Kahrolsun laiklik’, ‘Şeriat isteriz’ sloganları, ‘Ya İslâm ya ölüm’ nidaları… ‘Bir Sivas yetmez, daha çok Sivas’, ‘Hepinizi cehennem ateşinde yakacağız’ tehditleri!

Duruşma salonunda: Sanık ve yakınlarının ellerine geçirdikleri kalem, bozuk para, ne bulurlarsa yargıçlara fırlatmaları, yargıçların kürsülerin altına saklanmaları… Avukatların pis pis gülerek seyretmeleri… Hiçbirini unutmadım.

Yıllar süren duruşmalar… Burnumuzun dibinde oldukları hâlde aranıp da bulunamayan, bulunup da yakalanamayan caniler… Yakalananların tek tek tahliyesi… Açılan, kapatılan, hep yeni baştan ele alınan dosyalar… Komisyonlar rezilliği… Sonunda zamanaşımı… 33 idam kararının usulden bozulması… İdam cezasının kalkmasıyla müebbet hapis… Ve şimdi sağlık nedeniyle cumhurbaşkanının lütfu… Sonunda adaletsizlik. Unutmadım, unutmayacağız.

Hâl ve gidişatı görünce de Madımak katliamı dün müydü yoksa yarın mı diye sormaktan kendimi alamıyorum,”[7] diye aktardığı tabloda Alevîlerin farklı etnik kimliklerine tahammül edemeyen ve sistemin gölgesinde onlara tekçiliği dayatan Alevî bireyi ya da kurumu sistemin Alevîsi olmuş mudur?

“Arap Ali diyerek” etnik karşıtlığa düşen, rıza ve ikrarı hiçe sayan, bin bir tonda sistemin (ya da devletin) Alevîsi olmuş mudur?

Şiddet ya da çıkar ilişkileri nedeniyle etnik gerçeğini, dilini, süreğini hiçleştiren ya da inkâr eden, daha da ileri gidip düşmanlık edebilen Alevî, sistemin Alevîsi olmuş mudur?

Daha doğru olarak bu zaafiyetlere düşen Alevî hâlâ Alevî midir?[8] sorularının yanıtını ararken sadece Madımak’ı anımsayın…

Bu, durumu(muzu) kavramak için yeter de artar bile!,

28 Ağustos 2026 18:59:23, İstanbul.

N O T L A R

[1] Behçet Aysan.

[2] Zeynep Altıok-Eren Aysan-Mazlum Çimen, “Midas’ın Kulakları Eşek Kulakları”, Birgün, 28 Şubat 2025, s.9.

[3] Bkz: i) Temel Demirer, “Madımak Ateşi ile Kavruluyoruz Hâlâ!”, Kaldıraç Dergisi, No:134, Temmuz 2012… ii) Temel Demirer, “… ‘Ölmediler… Kalkık Yumrukları…’ Hâlâ ve Her Zaman”, Sesini Yitiren Şehir Sivas, Editör: Mehmet Özer, Çankaya Belediyesi Yay., Temmuz 2011… içinde… iii) Temel Demirer, “2 Temmuz Soru(n)ları: Asla, Unutmayın/ Unutturmayın!”, Kaldıraç Dergisi, No: 123, Temmuz 2011… iv) Temel Demirer, “Sivas’taki Küllerinden Dizeleriyle Doğan Ankâ: Metin Altıok”, Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, No:3, Haziran-Temmuz 2015… v) Temel Demirer, “Madımak’ta Yakılıp Yıkılan Hepimizdik”, Görüş21, Temmuz 2021… https://temeldemirer.blogspot.com/2021/07/madimakta-yakilip-yikilan-hepimizdik.html

[4] Şükrü Aslan, “Şehirler, Yangınlar ve Madımak”, Birgün, 7 Temmuz 2021, s.6.

[5] Kelime Ata, Kızıldan Yeşile & Sol, Alevîler, Alibaba Mahallesi ve Sivas’ta Dönüşen Siyaset, Tekin Yay., 2021.

[6] Kayhan Ayhan, “Aslolan Yaşam Hakkıdır!”, Birgün, 28 Şubat 2025, s.9.

[7] Zeynep Oral, “Madımak Katliamı Dün müydü, Yarın mı?”, Cumhuriyet, 11 Eylül 2023, s.10.

[8] Hüseyin Ozan, “Sisteme Tabiyetle Alevî Kalınamaz”, Yeni Yaşam, 4 Ekim 2024, s.10.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL